28 Kasım 2025

Skop:

Filtredünya: Algoritmalar Kültürü Nasıl Tekdüzeleştirdi

Instagram, Yelp, Foursquare gibi algoritmik dijital platformlar aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda insan yaşamlarında benzer ürün ve deneyimlerden hoşlanmayı öğreniyor ve bunların peşine düşüyor. Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, sosyal medya akışlarında benzer türde dijital içerikleri görüyorlar, dolayısıyla tercihleri de ona göre şekilleniyor. Gelgelelim bu etkiler beynelmilel olsa da, bunlara temel oluşturan ağ platformları Batı menşeli – çoğunun merkezi Silikon Vadisi’nde ve akıl almaz derecede zengin bir avuç beyaz erkek tarafından yönetiliyorlar. 

Fakat bizden topladıkları bütün verilere rağmen, algoritmik içerik akışları bir taraftan da bizi sürekli yanlış anlıyor: Bizi yanlış insanlara bağlıyor veya bize uymayan içerikler öneriyor, istemediğimiz türde alışkanlıkları teşvik ediyor. Algoritma ağı bizim adımıza bir sürü karar alıyor, ama ona cevap verme ya da işleyişini değiştirme imkânımız yok. Bu dengesizlik edilgenliğe yol açıyor: İçerik akışı ne öneriyorsa onu tüketiyoruz, gördüğümüz şeylere derinlemesine kafa yormuyoruz. 

İnternette kendimizi sunma biçimimizi de bu platformların özendirici araçlarına göre ayarlamayı öğreniyoruz. Twitter veya Facebook’ta gönderi yazarken, Instagram’da paylaşmak üzere fotoğraf çekerken, bunları dikkat çekeceğini ve beğeni alıp tıklanacağını bildiğimiz şekilde yapıyoruz. Bu beğenilerin beyinlerimizde dopamin patlamasını tetiklediğini gösteren bilimsel çalışmalar var, yani bunların peşine düşmek ve içerik akışına uyum göstermek bağımlılık yaratıyor.

Filtredünya’nın deneyimlerimizi nasıl şekillendirdiğini anlamak için öncelikle nasıl ortaya çıktığını anlamamız gerek.

27 Kasım 2025

Film

 

Kitap

 

“Söyleşi & Kitap Tanıtımı: Fotoğrafın Sırtındaki Kambur: 12 Eylül"
Türkiye'nin kuruluşundan bu yana yaşadığı toplumsal ve siyasal dönüşümlerin sanata, kültüre yansımaları olurken bu süreçte fotoğrafın rolü neydi? 
Kitaba da değerli katkılarını koyan dönemin önemli tanığı İbrahim Akyürek ile birlikte Zonguldak Fotoğraf Derneği'ndeki söyleşimizde, 1980'in fotoğrafta bir kırılma tarihi olmasının nedenlerini ve sonuçlarını konuşurken memleketin yakın tarihine fotoğraf ve siyaset üzerinden bir yolculuk yapacağız.
 
Bu önemli buluşmada sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

26 Kasım 2025

BKM

 

çizen adam

 
‘Mutluluğu çizen adam’

1948’de Yüksek Resim Bölümü’nü birincilikle bitirince, Fransız hükümetinin verdiği bursla Paris’e gitti. Orada geçirdiği dört yıl boyunca Fernand Leger ve Andre Lhote atölyelerinde eğitim aldı. Günsür’ün, araştırma yılları olarak tanımlayabileceğimiz bu döneminde o zamana kadar sürdürdüğü izlenimci resim anlayışı Picasso, Leger ve Matisse gibi ustaların yanı sıra yeni tanıdığı Afrika sanatının etkisiyle değişime uğradı; yarı soyut anlayışa yöneldi.
 

1952'de yurda dönen (Nedim) Günsür, iki yıl sonra Zonguldak’a resim öğretmeni olarak atandı. Onun sanatının en karakteristik yapıtları arasında gösterilen serisi de bu dönem ortaya çıktı: Figüratif dışavurumcu bir anlayışla maden işçilerinin yaşamını konu alan resimler gerçekleştirdi. Sanatçının, madencilerin yanı sıra Ereğli liman işçilerini konu aldığı bu dönem çalışmalarında konuyu siyah-beyaz karşıtlığıyla ve dramatik bir etkiyle yansıttığı görülür. Toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla Anadolu insanını ve onun yaşamını ele alan Nedim Günsür’ün Zonguldak dönemi resimlerini, köyden kente göçen gurbetçiler dizisi takip etti. Figürlerin inceldiği, geniş doğa ve mekan tasarımlarına küçük figürleri sığdırdığı kompozisyonları, onun resminin ayırt edici özelliğini de doğurdu. Gecekondular, gurbetçiler, maden işçileri ve göç olgusunu resimlerinde ele alan Günsür, toplumsal gerçekçi bir anlatımla, zorlu hayat şartları altında ezilen insanları betimledi. 1960’lardan sonra kent ve yaşamına da eğilen sanatçı naif bir anlatım diliyle yaşamın tüm yönlerini sanatına konu yaptı. Deniz kenarında uzanan çarşıları, panayırları, balıkçı köylerini, lunaparkları, kıyı görünümlerini resminin konusu yaptı. Sanatçının şiirsel bir anlatımla ortaya koyduğu bu çocuksu tavrı kimi zaman ironiye dönüşürken, ağırlıkla, yalın bir dille rengarenk masallar anlattı.
 
Tam da burada sözü yazar Turgay Gönenç’e verelim: “Nedim Günsür’ün resim macerası, siyah-beyaz başlayıp, renkli sona eren bir film gibidir. Ressamlığının ilk yıllarında, o zaman da tutucu olan bu adam, Cezayir Savaşı, kıyımlar, patlayan maden ocakları çizip boyadı: Renkli siyahlar ve grinin bin bir tonunu kullanarak… Çok cesur, o zamanın Türkiye resmi için çok yenilikçi bir kompozisyon ve kadraj anlayışıyla.”

Afrika’da şu anda en az 16 ülkenin envanterinde...

Afrika Türk SİHA’ların kanatları altında

Dünyada en çok aktif çatışmanın bulunduğu kıta Afrika’da birçok ülke Türk yapımı silahlar kullanıyor. Kıtadaki birçok ülke, özellikle son 5 yılda Türk yapımı SİHA’lar almak için Bayraktar ve TUSAŞ gibi şirketlerin kapısını çaldı. Afrika’da şu anda en az 16 ülkenin envanterinde Türk şirketler tarafından üretilen SİHA’lar bulunuyor. 10’dan fazla ülkenin elinde ise Türk yapımı zırhlı araçlar var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Türkiye bir “orta güç” olarak görülmesine rağmen, 2024 yılında Rusya ile beraber Batı Afrika’ya en çok silah sağlayan üçüncü ülke konumundaydı.
  Türk yapımı silahların çatışmaların sık yaşandığı bir bölgede bulunması, çatışmalarda da sıkça kullanılması sonucunu beraberinde getiriyor. Örneğin çeşitli açık uydu görüntüleri ve basına yansıyan kareler Sudan ordusunun HDK ile çatışmalarında Bayraktar TB-2’ler kullandığını gösterdi. Alman düşünce kuruluşu Bilim ve Siyaset Vakfı’nda (SWP) misafir araştırmacı olan ve Afrika üzerine çalışmalar yürüten Nebahat Tanrıverdi Yaşar, SİHA’ların özellikle 2024 sonundan itibaren ordu tarafından yoğun şekilde kullanıldığını ancak genel anlamda savaşın seyrini değiştirmede sınırlı kaldığını söyledi.

Zonguldak'ın kaçak madenlerinde kadınlar

Fındık bahçelerinin altındaki görünmeyen emek: Zonguldak'ın kaçak madenlerinde kadınlar


25 Kasım 2025

Sergi Odası

 

67sergi@gmail.com

https://galeri67.blogspot.com/

efendiler

‘Evrenin yeni efendileri’

Bugün demiryollarının veya otomotivin 20. yüzyıldaki rolüne benzer bir konuma sahip OpenAI, Palantir veya büyük bulut şirketlerinin altyapıları o kadar büyük, pahalı ve stratejik ki buradaki sermayenin birikimi piyasa güçlerine bırakılamıyor. Piyasaların kaldıramayacağı hızda mali kaynak emen yapay zekâ firmaları, jeopolitik anlatının merkezine de yerleşmiş durumdalar. ABD, “yarının teknolojilerini kazanmak için” devasa yatırımlar yapmak zorunda derken CFR raporu bunu açıkça ortaya koyuyor. Teknoloji şirketleri, ulusal güvenlik bürokrasisi ve büyük finans kapital birleşerek Amerikan kapitalizminin yeni hegemonik blokunu inşa ediyorlar.

Bu blokun sürücü gücü ise 2025 yılının ilk yarısında ekonomik büyüme oranının yüzde 92’sini (teknoloji sektörünün büyüme hızını çıkarınca ABD GSH büyüme hızı yüzde 0.1 düzeyine geriliyor), borsadaki artışın yüzde 80’ini sağlayan teknoloji şirketleridir. Yalnızca NVIDIA’nın veri merkezi segmenti, finans devlerinin toplamından daha yüksek piyasa değerine ulaşmış.

Teknoloji sermayesinin altyapısal erişiminin genişliği onu önceki hegemonik fraksiyonlardan ayırıyor. Diğer sektörlerin çalıştığı araçları, kullandığı verileri toplayan bu sektörün elindeki sosyal medya, elektronik ticaret platformları iletişimi, ticareti, araştırmayı, yönetişimi, lojistiği ve giderek ilerleyen ölçüde insanların siyasi kültürel tercihlerini, değerlerini, savaşma dinamiklerini belirliyor. Hiçbir önceki sınıf fraksiyonu toplumsal yaşama, kültüre ve devlet stratejisine bu kadar derinlemesine ve aynı anda nüfuz etmemişti.
  
Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 
                               

21 Kasım 2025

Eskişehir

Odunpazarı'nda örnek icraat: Kaldırım temizliği

“Terk edilmiş her şey kamunundur” denerek yaya yolunu işgal eden esnafın bıraktığı tüm malzemeler kamyonlara yükleyip götürüldü. 

                          


20 Kasım 2025

Birgün:

 

İstifa kültürünün anatomisi: Suçlu kim?


 HESAP VEREBİLİRLİĞİN SESSİZ VAKARI

2023 yılında Yunanistan’da, Tempi yakınlarında iki tren çarpıştı; elli yedi kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis, kaza yerini ziyaret ettikten sonra istifasını açıkladı ve açıklamasında şu sözleri kullandı: “Bu acının kelimelerle ifade edilmesi mümkün değil.”

Karamanlis doğrudan bir hatası olmamasına rağmen, sistemin çöküşü karşısında ahlaki ve siyasi sorumluluk üstlendi. Onun istifası, bir suçun itirafı değil, bir onur beyanıydı. Bu, bir arınma eylemiydi — kendi döneminde bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmek ve kamu güvenini mazeretlerle değil, alçakgönüllülükle yeniden inşa etme iradesiydi.

“Tempi’deki demiryolu faciasının yaşandığı yerden yeni döndüm. Bu acı tarif edilemez. 

 RAY KIRILDIĞINDA

Cezai sorumluluk mahkemelerin alanına aittir; politik ve ahlaki sorumluluk ise yönetişimin vicdanına. Bir ülkede devlet özür diler; diğerinde açıklama yapar. Birinde bakanın gidişi güven tazeler; diğerinde kalışı güveni kemirir. Trenler her yerde raydan çıkabilir, sistemler tökezleyebilir — ama asıl fark, bundan sonra ne olduğundadır. Raylar onarılır, onur korunur. Fakat yetkililer sorumluluk almayı reddettiğinde — ya da biri aldığında istifası reddedildiğinde — sessiz bir inkarın içinde, bir ulusun ahlaki altyapısı, raylardan çok daha derin bir biçimde çöker. 

Ümit Kartoğlu   Birgün 

                                  

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde Bakan Işıkhan “Sıfır kaza kültürünü hedefliyoruz” dedi. Sanki hükümetin hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedefleri gibi. Kağıt üzerinde her şey harikadır. Riski, sloganlarla azaltamazsınız. Risk yönetimi bir refleks haline gelmedikçe, nefes almak kadar sıradan bir içgüdü olmadıkça, hiçbir şey değişmez.  Ümit Kartoğlu   Birgün

17 Kasım 2025

Emrediyorum

 

 

Emrediyorum barışın

MUHABBETLER GIRLA

Bir yandan da birbirlerine “aba altından sopa göstermeye, “şu olmazsa, bu yapılmazsa güçlerimi salarım üstünüze” demeye devam ediyorlar. Kendi güçlerine ne kadar güveniyorlarsa birbirlerine de o kadar güvenmiyorlar galiba. Bir yıldır öldürtmeye ara verdiler, sadece konuşuyorlar, sembolik jestler yapıyorlar, tatlı sözlerle birbirlerinin gururunu okşuyorlar. Birbirlerine hiç güvenmediklerinin en güçlü kanıtı birbirlerini güzellemelerindeki ölçüsüzlükleri. Kurucu önder, bilge, devlet terbiyesi, devlet adamı, zarafet, kibarlık, karşılıklı davetler, ulaklarla gönderilen selam ve muhabbetler gırla gidiyor.

           

NİYE KIRDIRDINIZ?

“İyi ama sen demiyor muydun, o senin düşmanın, git öldür diye; madem kardeştik bize niye birbirimizi öldürttün?” Madem konuşarak da çözülebilirdi, niye birbirimize kırdırdınız bizi?

Güney Afrika’da uygulanan “hakikat komisyonları”, “apartheid rejiminin” zalimliklerine maruz kalanlarda daha da derin yaralar açtı. Hakikat komisyonlarında teröre maruz kalanlar işkencecilerinin önünde “kendilerine yapılanları” anlatıyorlardı. Bu anlatıların işkencecileri pek etkilemediği, tersine anlatanı daha da örselediği görüldü.

Birbirine düşman edilenlerin barışabilmesinin yolu, saldırtılanların başlarına gelenleri anlatmalarıyla değil saldırtanların “suçlarını itiraf etmeleriyle ve bedelini ödemeleriyle” mümkün olabilir. Bu itiraf da “emir kuluydum, emredildi yaptım” falan demekle bitmez. Emir kulları değil, emredenler bu suçu neden ve nasıl işlediklerini, başka yollar mümkünken neden terörü seçtiklerini itiraf etmeliler ve bedelini ödemeliler.

Güzellemeye değil, affedilmeye ihtiyaçları var ve affetmemizi bize emretmemeliler, hak etmeliler. “Biz” zaten öldürmek istemiyorduk ki…     

 SELÇUK CANDANSAYAR     Birgün

                      

15 Kasım 2025

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti.


Bıçak sırtında!

Hatıralar unutmamak, unutturmamak içinse bir manası var. 20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım.

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti. Atölyelerdeki kadınlar, madenlerdeki işçiler, sokaktaki çocuklar ve gençler, kumpir-midye yiyen minikler, evlerdeki eşler, kargolanan askerler hep aynı ateşin kenarında, içinde. Hayat tam “bıçak sırtı” değil mi! Ne zaman kimi parçalayacağı belirsiz.

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!” Siyasetten cinayete, kazadan ezaya, uçaktan sokağa kadar sanki öyle!  

 UMUR TALU   T24 

                                      

KGD



 Zonguldak’ta gazetecilere ‘Dil ve Anlatım’ eğitimi verildi

 

13 Kasım 2025

BKM - Zonguldak

 

35 Yıl Öncesine Yolculuk: Karaelmas Maden İşçileri Sergisi 

Ahmet Tokyay, Alaaddin Kara ve İbrahim Akyürek'in 'Karaelmas Maden İşçileri' başlıklı fotoğraf sergisi Zonguldak'ta açılıyor. 

20. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali'ne (Zonguldak) paralel düzenlenen sergi 17-23 Kasım 2025 tarihlerinde Belediye Kültür Merkezi'nde (BKM) açık kalacak.
 
Sergi, maden işçilerinin üretim koşullarından büyük madenci grevi ve yürüyüşüne; kent sakinlerinin kömür atıklarını topladığı Balkayası'ndan kentin arka yüzünü oluşturan şahıs ve şirket ocaklarına uzanan elli fotoğraftan oluşuyor.

Sergi Odası görsel arşivinin parçası olan sergi, Karaelmas Kömür Havzası Maden İşçilerinin 90/91 uzun grevinin 35. yılı nedeniyle ayrı bir önem kazanıyor. 

Bilindiği gibi 30 Kasım 1990 tarihinde Genel Maden İş Sendikasında (GMİS) örgütlü olan maden işçileri Gelik ocağında greve çıkmıştı.


10 Kasım 2025

BKM - Zonguldak

 20. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali paralelinde... 

 

Karaelmas Gazeteciler Derneği

 
Gazetecilere Türk dili ve imla kuralları eğitimi
Karaelmas Gazeteciler Derneği öncülüğünde, gazetecilere yönelik “Türk Dili ve İmla Kuralları” eğitimi düzenlenecek. Eğitimin ardından katılımcı gazeteciler için mangal etkinliği düzenlenecek.
Eğitmen Aynur Muslu tarafından verilecek eğitim, Cuma günü saat 16.00’da Zonguldak Sergi Odası Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Son dönemlerde haber metinlerinde artan imla ve yazım hatalarına dikkat çekmek, doğru Türkçe kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla düzenlenen etkinlikte Muslu, dilin doğru ve etkili kullanımına ilişkin önemli bilgiler paylaşacak.  AYNUR MUSLU KİMDİR? 


 

05 Kasım 2025

Ders gibi açıklama:

TBB'den "Kartalkaya yangını" açıklaması: Tüm sorumlular yargılanmalı

 

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Kent ve Çevre Hukuku Komisyonu tarafından 78 kişinin yaşamını yitirdiği Kartalkaya yangınına ilişkin yapılan açıklamada, "Kartalkaya'daki facia, geçmiş örneklerde olduğu gibi, çeşitli kurum ve kuruluşların organize ihmal zincirinin; etkisiz denetimin ve liyakatsizliğin ağır sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Yangın öncesi, sırası ve sonrasında sorumluluğu bulunan tüm faillerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması ve cezalandırılması; kronikleşmiş 'denetimsizlik kültürü'nün kırılması için milat olmalıdır" denildi.

    Ne var ki bu elim olayda yalnızca yargılananlar değil, yargılanması gerekenler de kamuoyu huzurunda sorgulanmalıdır. Nitekim yangından bir ay önce Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin otelde yaptıkları denetimde "herhangi bir eksiklik bulunmadığı"na dair rapor düzenledikleri bilinmektedir. Buna rağmen ilgili bakanlıklardaki kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiş; Cumhuriyet savcısı ve mağdur vekillerinin itirazı sonucunda Danıştay 1. Dairesi şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde hüküm kurmuştur. Gelinen aşamada, haklarında soruşturma izni verilen kamu görevlilerinin hiçbir soruşturma işlemine tabi tutulmadan görevlerine halen devam ediyor olmaları, adalet duygusunu zedelemekte ve kamu vicdanını yaralamaktadır.

"SÜRECİ TİTİZLİKLE İZLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Soruşturma izni verilen kamu görevlileri, soruşturmanın selameti bakımından derhâl görevden el çektirilmelidir. Bu, peşin bir suçluluk isnadı değil; tam tersine etkin, tarafsız ve güvenilir bir soruşturma yürütülmesi için zorunlu, geçici ve hukuka uygun bir idari tedbirdir. Delillerin karartılmasının, tanık beyanlarına etki edilmesinin, hiyerarşik baskı veya işyeri içi etkileşimle süreçlerin manipüle edilmesinin önüne geçmenin en basit ve en etkili yolu budur; ayrıca mağdurların adalete güvenini güçlendirir, soruşturmayı yürüten mercilerin elini rahatlatır.

Kartalkaya'daki facia, geçmiş örneklerde olduğu gibi, çeşitli kurum ve kuruluşların organize ihmal zincirinin; etkisiz denetimin ve liyakatsizliğin ağır sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Yangın öncesi, sırası ve sonrasında sorumluluğu bulunan tüm faillerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması ve cezalandırılması; kronikleşmiş 'denetimsizlik kültürü'nün kırılması için milat olmalıdır.