11 Haziran 2026

Darbelere karşı

 

Sanat dünyası, 'butlan'a karşı tek ses: Eserlerin hak sahiplerinden peş peşe tepkiler

''MEYDAN TÜRKÜSÜ'' ÇALINMIŞTI

Edip Akbayram'ın ailesi, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'nde dün yaptığı konuşmada da Akbayram'ın "Meydan Türküsü" adlı şarkısının çalınmasına tepki göstererek eser hak sahipleri olarak Kılıçdaroğlu'nun etkinliklerinde şarkılarının çalınmasını yasakladı. 

Akbayram ailesinden yapılan açıklamada, "Edip Akbayram’ın yorumladığı eserlerin, kamuoyunda ‘mutlak butlan’ sürecinin temsilcisi veya destekleyicisi olarak görülen kişi, grup ve organizasyonlar tarafından siyasi etkinliklerde kullanılmasına izin vermediğimizi beyan eder, kamuoyunun bilgisine sunarız'' denildi. 

LİVANELİ VE BAĞCAN DUYURDU

Ünlü sanatçılar Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan, Kılıçdaroğlu yönetimine eserlerini yasakladıklarını duyurdu. 

Livaneli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ''Butlanla gelen şu anki CHP Genel Merkezinin bestelerimi kullanmasına iznim yoktur'' dedi.  

Bağcan ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  

"Butlanla gelen mevcut CHP Merkezinin; sesimi, bestelerimi ve kayıtlarımı herhangi bir etkinlikte, yayında ve siyasi çalışmada kullanmasına iznim yoktur."

PEŞ PEŞE YASAKLAR GELDİ

"Hak Hukuk Adalet" marşının bestecisi Ali Altay da ''Size geçmişte siyasi hayatınıza şarkılar ile hizmet vermiş bir sanatçı olarak kendimden, size oy vermesi için ikna ettiğim insanlardan, CHP ve Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten özür diliyorum'' ifadesini kullandı. 

Sanatçı Cahit Berkay da sosyal medya hesabından açıklama yaparak Kılıçdaroğlu yönetiminin şarkılarını çalmasına izin vermediğini açıkladı. 

Diğer yandan bugün sabah saatlerinde eserleri kullanılan sanatçılar Suavi ve Sabahat Akkiraz Kılıçdaroğlu'nun şarkılarını kullanmasına yasak getirdiğini bildirmişti. 

Sanatçı Onur Akın da parti için söylediği şarkıların kullanılmasını yasakladığını açıklamıştı. 

                                                 

iktidarda kalmak için yapacaklarının teminatı.

Çıplak arama ve şiddetin çıplaklığı… 

Oysa hepimiz biliyoruz ki zaman, farklı niyetlerle mevzuata konulan çeşitli kuralların iktidar tarafından psikolojik silah olarak kullanılmasını engelleyecek güvenilir bir denetim mekanizmasının zerre kadar işleyemediği tekinsizlik zamanı.

Karşı devrimini tekelindeki mahkemelerde usul usul gerçekleştiren bir iktidarın ne kadar ileri gidebileceğini endişeyle izlediğimiz şu dönemde Fatoş Pınar Türker’in mahkemede anlattıkları iktidarın gücünü kalleşlikten alan savaş taktiğini çok net tarif ediyor.

Devletin bir kurumu, bir insanı itaate ve iş birliğine zorlamak için onun bedeninin yanı sıra, kimliğine, ilişkilerine ve varlık amacına suikast düzenleyebiliyor.

Bu sıcak örnek muktedirlerin bugüne kadar iktidara gelmek için yaptıklarının deşifresi ve aynı zamanda da iktidarda kalmak için yapacaklarının teminatı.

Bir kadın mahkûmun hiç gerek yokken beden mahremiyetine yönelik bir müdahaleyle aşağılanmaya çalışılması kadar onun anneliği üzerinden tehdit edilmesi ve çocuklarına olan potansiyel zaafıyla sınanması da en kadim işkence yöntemlerinden biri. Türker’e sadece bir sanık olarak değil bir kadın ve bir anne olarak da hedefte olduğu en sert biçimiyle anlatılıyor. Ve tercihlerini buna göre belirlemesi isteniyor. 

 Mine Söğüt   T24

08 Haziran 2026

Sansür


 Soruşturmaya neden olan sözleri yayınlayan gazeteci:  'Koç Grubu'ndan bir isim videoyu kaldırın diyerek tehdit etti'

İzmir Amerikan Hastanesi açılış töreninde anlattığı ırkçı ve kadın düşmanı "fıkra" krize neden olan ve hakkında soruşturma başlatılan Rahmi Koç'un videosunu yayınlayan gazeteci açıklama yaptı.

İzmirli gazeteci Erhan Gülenç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, videoyu kaldırması için tehdit edildiğini belirtti.

Gülenç, Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu'nun kendisini arayıp "Derhal bu videoyu kaldırın" dediğini söyledi. Gülenç şöyle konuştu:

Bu videoyu biz çektik, biz yayınladık. Bu bizim gazetecilik anlamında onur duyacağımız bir yayın oldu. Bu videoyu yayınladıktan sonra Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu olduğunu öğrendiğim biri WhatsApp’tan aradı. Bana ‘Derhal bu videoyu kaldırın’ dedi. Ben de kaldırmayacağımı söyledim. ‘Kaldırmazsanız çok kötü olur’ dedi. Ben de ‘Beni tehdit mi ediyorsunuz’ dedim. ‘İyi görürsünüz’ dedi ve kapattı telefonu. Daha sonra Ankara’dan gazeteci olduğunu söyleyen biri aradı. ‘Ömer Bey ve ailenin kaldırılmasıyla ilgili ricası var, lütfen bu videoyu kaldırabilir misiniz’ dedi. 'Koç Sağlık Grubu'ndan başka üst düzey bir yönetici arayıp, özür diledi'

Gülenç ardından Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yöneticinin daha kendisini arayıp özür dilediğini de ifade etti:

Sonrasında beni Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yönetici aradı. ‘Özür dileriz, tatsız bir konuşma olmuş. Biz burada Rahmi Bey aleyhine bir kampanya başlatılabileceğinden rahatsızız, belli bir yaşta insan, takdir sizin’ dedi. Ben de kapattım telefonu ve o videoyu kaldırmadım. Biz gazeteci olarak görevimizi yaptık. Bundan sonrası artık adaletin işi.

                                      

 

Rahmi Koç’un fıkrası ve paranın gücü

Haberi yayımlamayan az sayıdaki medya kuruluşu arasında Gazete Oksijen’in olması dikkat çekiciydi. Zira geçen hafta Koç Holding için “100. yıl gazetesi” adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, “Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı” haberinde ne fıkradan söz etti ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından… Paranın gücü, gazeteciliği yendi ama bereket hayli sınırlı kaldı etkisi…

07 Haziran 2026

Kapital

 

Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı
Sosyal medya çağının yeni kültürü görünür olmaktır. Adeta yeni bir din gibi görünür olmaya inanıyoruz.  
Murat Ağırel   Cumhuriyet

 

06 Haziran 2026

Egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken

 

 Devlet aklı aldatmacası 

İşte “devlet aklı”, devletin bekası için “hukukun dışına” çıkılmasını savunmayı “normalleştirmek” için üretilmiştir. Hukuk dışılık “devlet aklı” kavramıyla kitlelere bir üst aklın, üstün aklın kamu çıkarını gözetmesi diye sunulmaya çalışılmaktadır.

Bu daha çok devletlerin dönüşümünde, yönetenin devletleşmesinde, “partinin devletleşmesi ve devletin partileşmesi”nde görülen bir durumdur.

SINIF VE DEVLET

Devlet, egemen sınıfın kendini örgütleme biçimidir. Egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken toplumu da kendi sınıf egemenliği altında örgütler. Böyle olduğu için de devlet son tahlilde egemen sınıfın, hatta çoğunlukla egemen sınıfın bir kesiminin öteki sınıflar üzerindeki baskı aracı, şiddet tekeli ve zorun toplamıdır. Bu arada “temsili demokrasi” de bütün bu ilişkiler ağını düzenleyen sistemdir.

Devlet zor ve baskıyı ihtiyaca göre ideolojik, siyasi, kültürel ya da askeri yollarla sürekli kılmaya çalışır. Böylece hem egemen sınıfın kendi iç çelişkilerini uzlaştırarak egemen sınıfın birliğini sağlar hem de öteki sınıfları egemen sınıfa tabi kılar. Bu tabi kılma işinde ideolojik aygıtlar ve hegemonya kritik önemdedir; birlikte “toplumun ortak çıkarı” algısını oluştururlar. (Haluk Yurtsever, Sınıf Savaşları ve Devlet, Yordam, 2006)

Dolayısıyla “toplumun ortak çıkarı ile devletin çıkarı ve bekası nedeniyle hukukun dışına çıkabilme durumuna” işaret eden “hikmeti hükümet”, gerçekte egemen sınıfın çıkarı ve bekası içindir.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet

Belgeye gerek yok, adam açık sözlü:

12 Eylül 1980 darbesinin 
ekonomi ayağı:

12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982  Cumhuriyet Gazetesi
     

Temiz Eller - Hakan Gürsoytrak  

05 Haziran 2026

Soma, Bergama ve Ayvalık’ta

 

Kömürün gölgesinde dönüşüm tartışması

Kömürden çıkış, enerji dönüşümü ve çevre adaleti tartışmaları, bu kez kültür ve sanatın diliyle Soma, Bergama ve Ayvalık’ta gündeme taşınacak. “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” başlıklı proje kapsamında 5-7 Haziran tarihleri arasında panel, sergi, film gösterimi ve sanatçı buluşmaları düzenlenecek.

Program, yarın yani 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayacak. Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların hazırladığı “Başka Bir Dünya” resim sergisinin açılışının ardından “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Proje kapsamında üretilen eserlerden oluşan ve küratörlüğünü Günseli Baki’nin üstlendiği “İhtimal Eşikleri” sergisi de Bergama Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaretçilerle buluşacak.
                                   

04 Haziran 2026

Sömürge Valisi

 

 Operasyonun dış ayağı 

Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.

Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.

ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?

13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.

Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...

Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.

Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

             


  Biraz da komplo teorisi 

Karaveli şimdi ne öneriyor?  Yine, CHP’nin seçkinci laik ve dine uzak bir tutumla halk desteği kazanmakta zorlandığını iddia ediyor. Çünkü, Türkiye’nin siyasi geçmişi, düzene karşı çıkan hareketlerin soldan değil, sağdan başarı kazandığını gösteriyormuş. Tam Özel, Karaveli’nin yapamaz dediğini yapmaya başlamışken “Özel ayağa kalksın, yeni bir çatı parti kursun” diyor. Adeta, bir tür AKP-ANAP sentezi olsun (bunu arzulayan bir isim var ama şimdi yeri değil) bu da kimlik siyaseti üzerine kurulsun. Yoksa!

Karaveli bir taraftan, CHP’yi sürekli “hata yapan, değişmeyen” bir aktör olarak resmediyor, diğer taraftan, Baykal, Kılıçdaroğlu’nun atanması, şimdi Özel’in mahkeme yoluyla devrilmesi gibi operasyonların üzerini örtüyor.

Karaveli’yi şöyle de okuyabiliriz: CHP, ya dış güçlerin ve uzantılarının istediği gibi uslu bir muhalefet olsun, laiklikten, ulusalcı çizgiden vazgeçsin ya da yok olsun. Karaveli hep aynı yazıyı yazıyor. Belki de sorun CHP ile değil Karaveli’nin patronlarının Türkiye’de nasıl bir muhalefet görmek istediği ile ilgilidir.  

 Ergin Yıldızoğlu    Cumhuriyet

       

24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber 

TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı 
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.

“Ekran yorgunluğu”

Tabletten kitap, defter, kaleme dönüş

İsveç, 13 Nisan’da açıklanan “bahar bütçesi” ile eğitimde köklü bir dönüşüme gidiyor; bilgisayar ekranı yerini yeniden kitap, kalem ve deftere bırakıyor.

“Ekran yorgunluğu” olarak tanımlanan ekran üzerinden okuma yapmanın, “derinlemesine okuma” (deep reading) yetisini körelttiği, bilginin öğrenci belleğine aktarılmasını zorlaştırdığı saptandı.

Uluslararası Okuma Becerisi (PIRLS) raporlarında da 2016-2021 yılları arasında tablet kullanımı nedeniyle İsveçli öğrencilerin okuma-anlama düzeylerinde hızlı bir düşüş yaşandı.

Tablet kullanımı nedeniyle çocukların el yazısı yetenekleri geriledi bilgileri akılda tutmak, çarpım tablosunu ezberlemek bile gereksiz bulundu. Bu durum, beyindeki motor becerileri ve bilişsel gelişimi olumsuz etkiledi.

Ekranlar hazır bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığı için çocukların araştırma isteğini ve sabrını köreltti. Dikkat dağınıklığı “kronik” bir yaygınlık kazandı.

UNESCO da 2023 raporunda, İsveç’e “teknolojinin eğitimde aşırı kullanımının öğrenme kalitesini düşürdüğü” uyarısında bulunmuştu. Dijital aygıtların odaklanma sürelerini kısalttığı, okuma alışkanlığını zayıflattığı ve “ekran yorgunluğu” yarattığına ilişkin somut veriler, hükümeti bütçede radikal bir yatırıma itti. 2026 “bahar bütçesi”yle yapılacak yatırımlar, okullarda tablet ekranlarını karartacak; onun yerine kütüphaneleri ve fiziksel ders kitaplarını yeniden eğitimin merkezine yerleştirecek.

 Ali Haydar Nergis   Cumhuriyet 

Otobüs durağı deyip geçmeyin, şehrin aynasıdır.


Otobüs durağı, otel odası, devlet aklı

Kanun da nizam da sermaye sınıfının.

Devlet teşvik veriyor şirketlere. Geçen ay Erdoğan bir yenisini müjdeledi. Vergi indirimleri, borç silme, imtiyaz, ne ararsan var içinde paketin. Adını “vatandaşlık maaşı” diye uydurdukları başka bir paket de eş zamanlı müjdelendi. Bu da zorda olan yoksullar içinmiş. Aslında yeni bir sadaka türü bu.

Zor ekonomik şartlarda hükümetimiz tüm kesimlere destek olmak için tüm olanakları seferber ediyormuş falan. Bakanların ağzında bu cümleler.

Tamamı devletle sermaye arasındaki ilişkinin görünür halleridir. O ilişki patrona ülkenin tüm kaynaklarını açıp emekçilere açlık sınırında yaşamı sadakayla desteklemektir. Madencinin ödenmeyen ücreti, verilmeyen tazminatıdır. Otobüs durağında “icralık emekliye kredi çıkarılır” ilanıdır. Evine giren gelirin hayatını devam ettirebilmek için gerekli olan temel yaşamsal ihtiyaçlarını ancak karşılamasıdır. Çoğunda bunu bile karşılayamadan açlık ve yoksulluk sınırlarında yaşamaya çalışmandır. Milyonlar bu haldeyken şirket sahibi bir avuç ailenin zenginlik içinde yaşamını sürdürmesi, bu zenginliği kendisinden sonra gelecek kuşaklarının da sürdürecek olmasıdır. Bunun için uluslararası tekellerin örgütü NATO ile ilişkileri iyi tutmak, yeni sömürü alanlarında kârlı işbirlikleri yapmaktır. Bu yüzden savaş çıkarmaktan çekinmemektir. Kimi zaman ileri demokrasi, kimi zaman ‘mutlak butlan’dır.

Son günlerde devlet aklı aranıyor ya her şeyin altında.

Aradığınız devlet aklına biz sermaye egemenliği diyoruz. Her taşın altında. 

Alpaslan Savaş   Sol

03 Haziran 2026

Türkiye’de rutin bir ölüm sebebi...

 

Her gün bir çöp kamyonu faciası

 
Zengin semtlerde bu tür kazalar yaşanmıyor... Ya sokakta oynayan çocuk, ya pazarda dolaşan yaşlı bir vatandaş ya da veya çöp dökme alanında bir şeyler bulmaya çalışan bir kadın çöp kamyonunun altında kalarak ölüyor...

Böyle ucuz ölüm sebebi, kamu yöneticilerinin uzmanlığa değer vermemesinden olur. Ağır vasıta sürücülüğü tecrübe ister. Belediyeler ve onların iş verdiği temizlik şirketleri, ağır vasıta kullanacak personel alımında titiz davransa, bu kazaların hiçbiri olmayacak ama kimse üzerinde durmuyor. Bu işin kuralı yok demek ki... Çöp kamyonunun altında kalmak, Türkiye’de rutin bir ölüm sebebi...

Bu durum, hukukun, yönetenler tarafından da hiçe sayılmasından kaynaklanıyor. Hukuk devleti bütün ülkeye hâkim olsa, Antalya’da 17 yaşında bir çocuk, “gece saat 12.00 den sonra devlet biziz” diye mesaj atabilir mi? 

Arslan Bulut    Yeniçağ

Bahçelievler'de çöp kamyonunun çarptığı 
7 yaşındaki Omran,

 

02 Haziran 2026

ABD ve AB planları temelinde

Devlet aklı

Siyasal İslamcıların, eski Türkiye kurumlarını -kuşkusuz ABD ve AB planları temelinde- tasfiyesinden beri, Türkiye'de hükûmetin yanında bir "derin devlet"in var olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu tartışmalar, Apo ile Birinci Çözüm Süreci'nde bizzat Erdoğan'ın, "İmralı ile devlet görüşüyor" sözleriyle zirve yapmıştır.

Bu, önce 17-25 Aralık, sonra 15 Temmuz ve FETÖ dosyalarında "paralel devlet" olarak resetlenmiştir. Daha sonra AKP'lilerce Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması sürecinde, 19 Mart sonrası devreye sokulmuştur. "Ekrem İmamoğlu'nu devlet tutuklamıştır" söylemi, hem İmamoğlu'nun "millî çıkarlara aykırı bir lider" olduğu iddiasına (İngiliz konsolosla İstanbul'da balık yeme), hem de Erdoğan'dan ayrı bir yargı ve devlet olduğu iddiasına dayanmaktadır.

Birkaç yıldan bu yana, ne zaman devlet ve hükûmet içinde "ters" bir ses çıksa, bürokraside "farklı" bir adım atılsa, siyasette geçici ve kısmî çelişkiler görülse (mesela Bahçeli Erdoğan'ın tezlerine aykırı iki laf etse) veya ordu, yargı veya YSK içinde aykırı bir görüş seslendirilse, hemen hararetle "devlet aklı" tartışmaları başlamaktadır.

Geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına "kayyım" olarak atanmasında da aynı propaganda yeniden ortaya çıkmıştır: "Devlet aklı, Erdoğan sonrası Türk siyasetini dizayn ediyor, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getirilmesi devletin kararıdır" (Bu söylem, son olarak Bülent Kuşoğlu'nun T24 röportajıyla gündeme gelmiştir). 

Hüseyin Aygün   Birgün