02 Ekim 2012

     
Solun bilmediği madenciler ve madencilerin tanımadığı devrimciler

BURAK ÖZ / BİRGÜN
Madencilerin eylemlerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de işçi sınıfının mücadelesinde ciddi bir ağırlığı vardır. Ancak, Türkiye'de madenciler toplumdaki muhafazakar havadan ciddi bir biçimde etkilenmiş durumdalar. Konuştuğum bir grup madencinin ciddi biçimde, "Sol bizi kullanıyor" yanılgısı içerisinde olduğunu farkettim.
http://www.birgun.net/workers_index.php?news_code=1349079818&year=2012&month=10&day=01 

Not: Bu yazı, 1 ve 2 Ekim 2012  Tarihlerinde Yayınlandı

   

12 Eylül 2012


Maden kazalarının acı bilançosu 
kömür havzasına 2004-2012 döneminde yaşanan iş kazalarında, Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda (TTK) çalışan 50, özel firmaların da 82 işçisi hayatını kaybetti
 TTK'nın yanı sıra Maden Yasası'nın 2004'de yürürlüğe girmesiyle özel sektöre de kiralanan maden ocaklarında, tahkimat sisteminden kişisel koruyuculara kadar çok sayıda önlemler alınarak iş kazalarının azaltılmasına çalışılıyor. İstatistik verilere göre, 2004 ile 2012'in ilk 8 ayı değerlendirildiğinde, en fazla ölümlü kaza 2010'da 37 kişiyle özel sektörde gerçekleşti.
2010'nun mayıs yaşanan grizu faciasında 30 işçi TTK ocağında ölmesine karşın, yaşamını yitirenler kurumda galeri açma işini yürüten firma çalışanları olduğundan facia özel sektör istatistiklerine yansıdı. Bu yılın 8 ayında TTK'da 4, özel sektörde ise 5 madenci yaşamını yitirdi. En az ölümlü iş kazası 2006'da TTK'da 3, özel sektörde de 1 kişi olarak gerçekleşti.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/09/11/madendeki-kazalarin-aci-bilancosu

11 Ağustos 2012

Darbeler, Askerler ve Oğullar
“Tuhaf olan, insanların, aslında kendilerini aşağılıyanlara karşı gösterdiği hayranlıktır”
Arno Gruen (İçimizdeki Yabancı)
Bedeninde devletin kurumlaşmış, sicilli, tarifi yapılmış eli dolaşmış bir "oğul-yurttaş” yine de bu heybetli yapıdan soğumamışsa başka türlü bir sorunun peşinde olmalıyız.
Yaşadığımız kentte bu oğulların kişisel öyküleri başka türlü soruyu bize sorduruyor. Yakınımızdaki çoğu sinirli oğullardan gözlediklerimiz, uzaktaki herkesçe tanınan oğulları anlamamıza yardımcı oluyor.

Kenan Evren de zamanında bir oğuldu. 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün emir komuta zinciri içinde görevlendirilmiş tanınmış asker ya da sivil zorbaları da bir zamanlar oğuldu.
Onların da anneleri ve babaları vardı. İktidarla, eziyetle, savunmasız kalmakla, susturulmakla ilk tanıştıkları mekanizmaya, yani aileye sahiptiler hepimiz gibi. Sonra bu mekanizmanın toplamından oluşan devletin memuru, yükseleni, sahibi oldular.
Arno Gruen; Hitler’in 1934 yılında Nazi Kadınlar Birliği’nde yaptığı konuşmasında “her çocuk bir savaştır” dediğini aktarır ve bu sözü şöyle yorumlar:
”Toplumsallaştırma denilen mücadelede çocuk, anne-babanın iradesine boyun eğme noktasına getirilmeli ve kendi ihtiyaçlarına ve hazzına göre davranması engellenmelidir. İhtilaf çıkması kaçınılmazdır ve bu ihtilaf çocuğun iyiliği adına anne-babanın kararlığıyla çözülür.”
Kitabı okurken, son cümleyi şöyle değiştirerek not almışım; ”İstikrarsızlık, halkın iyiliği adına, devletin kararlığıyla çözülür.”
Gruen; hiç alışık olmadığımız sözler ediyor: “içimizdeki terör, anne-babamızın saldırganlığını sevgi olarak görmeye itiyor”
Bu cümleyi; anne-baba, aile kavramları yerine devleti, patronu sizi korkutan, ezen öteki egemen gücü koyarak tekrar okuyabilirsiniz...
Gruen, “içimizdeki terör”den; kendi olmamızın, iç dünyamızın gelişmesinin engellenmesi sonucu ortaya çıkan şiddeti tarif ediyor.
Gruen; daha beterini de söylüyor; gördüğümüz bu şiddeti sevgi olarak algılama zorunluluğu nedeniyle düşmanlar bulmaya yöneldiğimizi söylüyor. Bu düşmanlar sayesinde “özgürlük” algısına kapıldığımızı, bu şekilde kendi kurban oluşumuzun yükünden kurtulduğumuzu vurguluyor.
Çok daha da beterini de yazıyor; bulduğumuz düşmanlara yaptığımız eziyetin aslında kendimize olan nefretten kaynaklandığını belirtiyor.

Öte yandan uyarıyor bizi: “İnsanlar kendi gerçek acıları için haykıramadıkları sürece, bir Hitler karşısında daima etkilenmeye açık konumda olacaklar”.
Acıya izin vermek ise, yazarımızın çözümüdür.
Ana-baba-devlet-din gibi toplumsallaşma araçları; yani sistem, düzen canınızı acıtmışsa; acıyı hisset, yüzleş, yeniden yaşa, analiz et, acıyı yaşatanı idealleştirme, ele ver, diyor kısaca.
Bedenlerinden 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin emir komuta zinciri geçen Kemal Anadol, Tarık Akan, Mümtaz Sosyal, Sina Çıladır, Yalçın Küçük, Demirtaş Ceyhun’un isimleri ve 12 Mart Darbesi’nin Kültür Bakanı yazar-şair Talat Halman’ın yükselen itibarı aklıma geldikçe “İçimizdeki Yabancı”daki satırlara daha çok sarılmaya başladım. 


İbrahim Akyürek : iakyurek1@hotmail.com
7 Eylül 2009

Arno Gruen

28 Temmuz 2012



Suç duyuruları nereye gider ?
Savcılar, yargıçlar nerede yaşar?

Haberi şimdi okuyup bitirdim.
Gelin kendi başımıza gelmiş gibi yapalım.
Ankara'da BES Sendikası üyesi, İcra Mahkemesi’nde Müdür olan Anne, kızının eski sevgilisi tarafından durakta bıçaklanıp öldürülüyor, 17 yaşındaki oğlu yaralı kurtuluyor.
Daha önce “öldürüleceğiz” diye devlete başvuruda bulunan aileyi, yani memur olan Anneyi, yine devletin memuru, savcısı, polisi koruyamamış.
Koruyamayan savcıyı, polisi ne yaparlar bilemem.
Gazete haberlerinde sıkca okuruz. “…..savcılığa suç duyurusunda bulundular”.
Güven duyarsınız, harekete geçecek bir kamu gücü vardır en azından…
Öte yandan kuşku duyarsınız benim gibi. Suç duyurularını alıp harekete geçmeyen savcılar, yargıçlar kimdir, nerede yaşarlar sorusunu içinizden yinelersiniz.
Bu yaşımda, sosyal hayatın içinde bugüne kadar ancak bir savcı, iki yargıç (ADALET) ile karşılaştım.
Hayatımda üç doktor (SAĞLIK), üç öğretmen (EĞİTİM) tanıdım dersem garip karşılarsınız.
O zaman soru kendiliiğinden geliyor: Savcılar ve Yargıçlar nerede yaşıyor? 
Haberlerde okudum. Zonguldak Barosu’nun son genel kuruluna savcı ve yargıçların katılmaması tepki çekti, diye.
Yukarıdaki sorumla ilgisi var mı bilemem.
Ey Baro; güncel hukuk uygulamaları, hak-adalet kavramları, bu kavramların para pul, güç ilişkileri içindeki yeri, bu ilişkiler içinde avukatların, savcıların, yargıçların yeri konusunda bir söyleşi ortamı yaratsan ne iyi olur.
Ey kadınlar; evinde eş, çocuk, torun yetiştiren; evi, erkekleri, çocukları çekip çeviren, kontrol altında tutan kadınlar…
Evde, yani sınırlarınızda yetiştirdiklerinizin, eşik dışındaki yaşamlarından da sorumlusunuz.
Gelin; sokağı, dernekleri, sendikaları, partileri de çekip çevirin, masum gördüğünüz erkekleri yalnız bırakmayın.

> > Cinayet, adım adım geldi
Birahane ruhsatı nedeniyle 3 kardeş tarafından öldürülen MHP'li Belediye Başkanı Nail Sancak'ın iki kez ölüm tehditi aldığı için suç duyurusunda bulunduğu ancak kendisine koruma verilmediği ortaya çıktı.
 http://www.yeniasir.com.tr/UcuncuSayfa/2010/10/26/cinayet_adim_adim_geldi

 20 Ekim 2010


30 Mayıs 2012


Başka çare yok, her okulda sanat eğitimi olmalı
İbrahim Akyürek
Okullara yönelik fotoğraf eğitimi çalışmaları yaklaşık on yıl önce Zonguldak İlköğretim Okulu ve TED Zonguldak Koleji İlköğretim Okulu’nda başladı.
Zonguldak İlköğretim, bir eğitim dönemi sonunu sanat bayramına dönüştürdü. Okul koridoru sergi salonu oldu.
Kolej bünyesinde ise Fotoğrafçılık Kulübü kuruldu. Okulun karanlık odası yöneticilerin desteği ile yeniden çalışır duruma getirildi. Yeni malzemeler alındı. Öğrenciler, fotoğraf baskı kartlarında görüntünün yavaş yavaş  oluşmasından heyecan duydular. Eğitim dönemi sonunda okulda sergi açtılar. Kulübün çalışması yedi yıl sürdü.
Daha sonra; lise eğitimi aldığım, aylarca spor konulu duvar gazetesi bile çıkardığım liseye, yani Çelikel’e fotoğraf eğitimi için yıllar sonra döndüm. Buradaki eğitimler ise 2011’de üçüncü yılını tamamladı.
Geçen yıl Zonguldak Atatürk Anadolu Lisesi’nde iki ay süren fotoğraf eğitimleri başladı.  Zonguldak Fotoğraf Günlerinin içinde, 2010 ve 2011’de toplam altı etkinlik burada öğle arasında yapıldı. Birol Üzmez, Tülin Şaşmaz Üzmez, Selim Güneş kent dışından gelip gösteri yapan konuk fotoğrafçılar oldu.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nin Fotoğraf Kulübü’ne yönelik eğitim çalışmaları da bu arada sürdü. Beş yıldır iki güne sığdırılmış eğitimler veriliyor Üniversitede.
Yukarıda özetlediğim eğitimlere Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı ZOKEV, SergiOdası, Zonguldak Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Topluluğu ZOFSAT ve Zonguldak Fotoğraf Derneği ZFD  program ve eğitimci desteği verdi.
Son on yıla sığan, hemen aklıma gelen okullara yönelik fotoğraf eğitimi çalışmaları bunlar.
Bu çabalar, içerden gönüllü öğretmen desteği olmasa yürümezdi. Öğretmenler, okul yönetimlerince de kolaylık gördükleri zaman sanat eğitimlerine yardımcı olacak çok sayıda sanat emekçisi olduğunu gördük son on yılda.
Bu arada, Filyos Belediyesi’nin 2004 yılında düzenlediği “Filyos Buluşmaları” kapsamında düzenlenen, sekiz ayrı sanat dalında sürdürülen eğitim çalışmalarını unutmayalım. 150 gencin katıldığı yaz okulunda fotoğraf eğitimi de vardı. Sanat akademisine dönüşen lisenin sınıflarından biri geçici olarak karanlık odaya dönüştürüldü . İki yıldır ZOKEV'in gerçekleştirdiği Yaz Okulu’nda geçen yıl fotoğraf da yerini aldı.
Biz fotoğrafçılar ve sanat kurumları olarak kent merkezinde fotoğraf eğitimlerini sistemli olarak gerçekleştirdik. Bize gelen istekleri, sorumluluklarımızı yerine getirdik. İş artık öğrenci velilerine, özellikle annelere, öğretmenlere kalıyor. 
Anneler çocuklarının yemesi, içmesi, giyinmesi, okul-dershane, öğretmen kalitesi konusunda gösterdikleri titizliği sanat eğitimi konusunda da gösterse ne iyi olur.


27 Mayıs 2011