Bu Belgeseller Kimin İçin ?
Dikkat ettim, Hilmi Etikan’ın “Ruhi Su” belgeselinin yapım yılı 2004, Üçüncü Sinemacılar’ın “Behice Boran” belgeselinin ise 2006. İnternette, televizyonda orasından burasından belgesellere, sanat filmlerine baksan, oturup evin bağımlı ortamında izlesen neye yarar; yanıbaşında farklı görüşten insanlar ve onların tartışması, yorumu, soluğu olmasa…
Bizim sosyalistlerin, halkçıların, özgürlükcülerin parti, sendika, dernek, meslek odası binaları ne işe yarar? Ben pek yaygın yararını görmedim, görüp anlatana da rastlamadım.
Al sana bir çuval dolusu belgesel ve sanat filmi. Parti ve sendika salonun küçük de olsa, on-on beş sandalyen de olsa göster gösterebildiğin kadar.
Her sendika ve parti binasının kapısı tam gün herkese açık olsa; buralar eğitim-kültür-dayanışma noktası olsa kime ne zararı var?
Bizim yöneticilerin boy gösterme meraklısı, bol çene olmasından; belgesele, sanata, kültüre sıra gelmez ki !
Zaten ezici çoğunluğu erkek.
Eviyle, çocuğuyla sus pus; partisine, sendikasına gelince çenesini kim tutar...
Bu arada memleket meseleleri, maç yorumları tadında şifa niyetine akar; ev ve iş içi sorunlar ise ertelenir gider. Genel meselelerle, özel olanlar arasında bağ kurmamaya dikkat edilir.
Konumuza dönersek; belgeler, belgeseller, fotoğraflar, kitaplar yardımıyla anımsama insana bütünlük duygusu verir. Duyguların, düşüncelerin, dertlerin toparlanmasına yarar, özgüven sağlar. İzleyenin, okuyanın sorumluluklarını, endişelerini çoğaltarak çözüm arayışlarını hızlandırır. Son yılların moda kavramı olan ”yüzleşme”ye, sorgulamaya giden yolu kısaltır. 11 Eylül 2010