08 Şubat 2020

İkinci Mükellefiyeti anlattı

         
Tuna Aratoğlu İkinci Mükellefiyeti anlattı
ZOKEV’in Kent Söyleşileri başlığı altında gerçekleştirdiği etkinliğin konuğu, uzun yıllar TTK’da harita mühendisi olarak görev yapan, son dönemde ise havza tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Tuna Aratoğlu idi.
13 -14 yaşında köylerden toplanan çocukların maden ocaklarına gönderildikleri savı tamamen kurgudan ibaret olduğunu İlk Turgut Etüngü, İrfan Yalçın gibi yazarların ve Sabire-Hulusi Dosğoğru’nun anlatımlarının tamamen kurguya dayalı olduğunu vurguladı. Araatoğlu, “Bazı kitaplarda, o yıllarda karpit lambası kullanıldığı, oysa sadece madencilerin değil, madenci olmayanların da, karpit lambası açık alevli olduğu için bizim madenlerimizde bunun kullanılamayacağını bilir” dedi. Bu tür yazıların amacının o dönemin yöneticilerini karalamak olduğunu düşündüğünü belirten Tuna Aratoğlu, “O zaman cumhurbaşkanı İnönü ve dönemi. Şimdi o dönemi karalamak çok kolay çünkü. Ölümün Ağzı 43. sayfadan bir örnek vereyim: ‘… ama paşa bir onlar, bir de kendi üstünlüklerine bakarak utanmıyordu ki hiç. Utanmasını bilmezdi çünkü. Utanmak güçsüzlük demekti onlara göre.’ Burada anlatılan paşa Tosun Paşa değil tabii. Bunu böyle yazarsan okuyanı tahrik edersiniz. Çünkü böyle bir anlatım doğru değil.” dedi.
Belgesiz, kayıtsız o zamanlar hiçbir iş yapılamayacağını, her şeyin belge altında olduğunu söyleyen Aratoğlu, “Şubat 1941’de bakanlar kurulu bir kararname yayınlar.3780 numaralı kanuna göre 16 yaşından yukarıda yaşta olan erkek çocuklar maden işlerinde çalışmalarına izin verilmiştir diyor. Velisinin iznine bağlı. Babasının ayakları kırılıp çalışamayacak duruma gelen bir köylünün gönüllü olarak ocakta çalıştığını biliyorum.” dedi.
Aratoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “O dönemlerde burada çalışan işçiler öğretmenlerden fazla maaş alıyordu diyebiliriz. Etüv çalışması ile elbiseler kızgın buhardan geçirilerek bit ve haşere mücadelesi tapılırdı. Bu olay bazı yazarlar tarafından suistimal edildi. Havzada sefalet ve sefahat o kadar içiçeymiş ki, birisi, havzayı yönetenlerin köylerden süt toplayarak karılarına süt banyosu yaptırdıklarını bile yazabilmiş. Başka birisi de kendi romanda bunu kaynak gösterilmiş. Mükellef ocaktan kaçınca jandarma köyüne kadar, anasına, babasına şiddet uyguluyormuş. Kadri Yersel adındaki bir mühendis 1941 yılında, mükellefiyet kurulduğunda ilk mükellefin kendisi olduğunu söyler. O anılarında başka şeyler söylüyor. Askerlik çağına gelen erkekleri askere gitme, ocaklarda çalış deniliyor. Bir nevi askerliklerini erteleyebiliyorlar. Askerlikten kaçmak için madeni tercih edenler oldu. Kadri Yersel, mükellef olarak çalışmadıkları halde, askerlik yaşı gelince, asker amele olarak çalışmak için her bölgeye başvuru yapıldığını söylüyor. 1943 yılına gelince, Alman orduları geri çekilmeye başlayınca, harbin sonucu da görülmeye başlandı. Askerlikten kaçmak için kendilerini amele olarak yazdıranlar, bu kez kendilerini mükellefiyet mağduru olarak gösterip yaygaraya başladılar.”
http://zokev.org.tr/?p=1513