Mutlusunuz!
'Aslında orman yangını da sel de olmadı'
Misal vermek gerekirse, Devletin yetkilileri “ormanları söndürdük” diyorsa “sönmüştür”, zira devlet geleneği, devletin ağzından çıkanın kutsanmasına dayalıdır ülkemizde. Birey olarak “Help Turkey” diyemezsin, çünkü Devlet o yardım işini zaten sana havale etmiştir. Sosyal devlet taşeronu olarak her bireyden, verilen IBAN’lara para yatırması beklenir. Devlet resmi ağızlardan “yangın söndü”, “selde yaraları sardık” demişse bunun sorgulanmaması beklenir. Canlı canlı yangının ortasında bile kalsan Devlet “söndü” diyorsa, söndüğüne inanacaksın arkadaş, yanlış yerde yanlış zamanda olduysan ve yangın halüsinasyonu gördüysen sorun sendedir.
NTV’nin “Manavgat ilçesinde bir haftadır devam eden yangında söndürülen alanlar havadan görüntülendi” başlıklı haberi bu açıdan mükemmel bir örnektir. Zam yerine “fiyat ayarlaması” demekle eşdeğerdir bu haber aslında. “Yangında bir yer yanmadı, çünkü söndürüldü” mesajıdır verilmek istenen… Bugünkü başlığa da vesile olan “Aslında deprem olmadı” yazısına bu noktada bir kez daha bağlanalım: “Baudrillard’ın kitabının ismi her şeyi özetliyor aslında: ‘Körfez Savaşı Olmadı.’ Tamam işte aslında deprem falan da olmadı, çadırlarda kalanlara ‘Mutlusunuz değil mi’ sorusu bu açıdan daha da manidardır. Gerçeği formüle eden ve sunan her zaman otoritedir. İktidarla organik ilişki halindeki gazeteciler, televizyoncular bu otoritenin bilinçli ya da bilinçsiz önemli dişlileridir.
“Cehennem ateşi ahirette olur, sen beni dünyada ateşe attın” parçasını fiilen deneyimlediğimiz günlerden geçerken “kaç uçağımızın olduğunu, selde kaç kişinin kayıp olduğunu, neden Meclis'in toplanmadığını” yerinde sorgulayacak, bilgi tekelini kıracak, yurttaş gazetecilik ilkelerine bağlı, dayanışma ve birlikten güç doğacağına inanan, ulusal bazda yayın yapacak bir haber ajansı kurmanın tam zamanıdır.