İsveç'e tüymek isteyen gençlere kötü haber:
Ah şu elektrik faturaları
Biliyorsunuz herkesin bir zamanlar girmek için can attığı, girildiğinde çağ atlatacağı sanılan bir Avrupa Birliği (AB) vardı. Millet pasaport kontrolünden geçmeden seyahat edilebilecek diye havalara uçtu. Kimi de bedava yaşayacağını sandı. Oysa AB ekonomik temelli kurulmuştu ve kuralları vardı. Üye ülkeler kamu kurumlarını özelleştirip serbest piyasa kurallarına uyacaktı. İsveç gibi dinin çok zayıf olduğu toplumda yeni din yeni-liberalizm oldu. Bütün kamu kuruluşları özelleştirildi. Tabii elektrik kurumu da. İsveç’in iki temel enerji kaynağı var. Nükleer enerji santralları ve hidroelektrik santralları. İsveç’in toplam enerjisinin yarısını nükleer, diğer yarısını da hidroelektrik santralları üretir. Bir süre önce rüzgâr enerjisi yatırımları da başladı ama, henüz toplam üretimde kayda değer bir payı yok.
VERGİ KAÇIRAN ŞİRKETLERE GÖZ YUMULUYOR

Ekim’de Sosyal Demokrat Parti başkanı değişti. Magdalena Andersson parti lideri ve başbakan oldu. Çok sevinmiş, daha önce maliye bakanlığı yaptığı ve işinin uzmanı olduğu için gelir dağılımındaki adaletsizliğe bir çözüm bulur umudu taşıdığımı dile getiren bir yazı yazmıştım. İnsanoğlu işte, yanılıyor...
Europaportalen ve Dagens Nyheter de olayı hemen haber yapmış. Daha önce yazmıştım. Şirketlerin kârlarını vergi cennetlerine kaçırdığı biliniyordu. Sağcıların döneminde kâr transferine izin verilmişti. Yani vergisi ödenmeyen paralar vergi cennetlerine gidiyordu. İsveç’ten kaçırılan paraların toplamının 60 milyar Avro’nun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Oysa İsveç’teki ilk günlerimde, dil kurslarında, İsveç’te en kutsal görevin vergi ve nafaka ödemek olduğu öğretilmişti. Vergi ödemeyi insanlar için gurur duydukları bir ödev haline getirmeyi başarmışlardı. “Vergi ödemeyi seviyorum” bir slogan haline getirilmişti. Ama yeni-liberal ekonomi, ülkeye pençesini geçirirken ahlakı da erozyona uğrattı. Vergi kaçırmalara göz yumuldu. Osman İkiz Cumhuriyet