Ölüme yollananlar, öldüklerinde ne oluyor?
Örneğin, ağbisi “şehit” olduğunda daha onlu yaşlarında bir çocuk olan kız kardeşinin, 25- 26 yaşındaki düğününe katıldınız mı? Üstünden onca zaman geçmesine karşın isteme töreninden kınasına, düğünde oynanıp oynanmayacağına kadar her adımda “şehit abiye” göre davranılmasına tanık oldunuz mu? “Şehit yakını kontenjanından” memuriyete alınıp, göreve başladığı kurumda her sözü, her davranışının “şehit yakınına” yakışıp yakışmayacağının tartıldığını bilerek yaşamak ne demek, bilebilir misiniz?
Değer düşmesi ne demek? Anti-militarizmi paranteze alırsak, eğer bir ülkenin ordusu olmak zorundaysa, o ülkede askerlik zorunlu olmalı. Zorunlu askerlik her eğitim ve sınıftan insanı eşitleyen, toplum ve askerin birbirine benzer olduğu bir uygulama. Asker, bu görevi zorunlu olarak yaptığının bilincinde oluyor ve kendisinin de muhatap olduğu toplumun bir üyesi olduğunu unutmuyor. Adına istediğiniz kadar sözleşmeli vs deyin, askerlik profesyonel bir meslek olduğunda, mesleği seçen, askerliği bir “iş” olarak görüyor. Toplum da profesyonel askeri, kendi tercihiyle bu tehlikeli mesleği seçen, dolayısıyla riski bilerek üstlenen biri olarak değerlendiriyor. Vinç operatörünün kazada ölmesi ile sözleşmeli askerin çatışmada ölmesi, riskli meslek gruplarında karşılaşılabilen ve tazminatı verildikten sonra “unutulacak” bir olay olarak eşitleniyor.
Sözleşmeli asker de çalışırken ona göre çalışmaya başlıyor. Nasıl maden ocağında çalışmaktan başka çaresi olmayan maden işçisi güvenlik önlemleri olmadığını bilmesine karşın, madene inmekten başka çare bulamıyorsa, sözleşmeli asker de mesleğini ve bir bileşeni olan çatışmalara aynı ruh haliyle giriyor; bana bir iş veriyorlar, bu işten birileri kazanç sağlayacak, çalışma koşullarımı sorgulamaya kalksam işten atılabilirim, en iyisi en az zarar görebileceğim şekilde çalışayım! Vur derlerse vururum, yık derlerse yıkarım; karşımdaki düşman benim aynı zamanda ekmek param, maaş garantim!
Selçuk Candansayar Birgün