çizen adam
‘Mutluluğu çizen adam’
1948’de Yüksek Resim Bölümü’nü birincilikle bitirince, Fransız hükümetinin verdiği bursla Paris’e gitti. Orada geçirdiği dört yıl boyunca Fernand Leger ve Andre Lhote atölyelerinde eğitim aldı. Günsür’ün, araştırma yılları olarak tanımlayabileceğimiz bu döneminde o zamana kadar sürdürdüğü izlenimci resim anlayışı Picasso, Leger ve Matisse gibi ustaların yanı sıra yeni tanıdığı Afrika sanatının etkisiyle değişime uğradı; yarı soyut anlayışa yöneldi.

1952'de yurda dönen (Nedim) Günsür, iki yıl sonra Zonguldak’a resim öğretmeni olarak atandı. Onun sanatının en karakteristik yapıtları arasında gösterilen serisi de bu dönem ortaya çıktı: Figüratif dışavurumcu bir anlayışla maden işçilerinin yaşamını konu alan resimler gerçekleştirdi. Sanatçının, madencilerin yanı sıra Ereğli liman işçilerini konu aldığı bu dönem çalışmalarında konuyu siyah-beyaz karşıtlığıyla ve dramatik bir etkiyle yansıttığı görülür. Toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla Anadolu insanını ve onun yaşamını ele alan Nedim Günsür’ün Zonguldak dönemi resimlerini, köyden kente göçen gurbetçiler dizisi takip etti. Figürlerin inceldiği, geniş doğa ve mekan tasarımlarına küçük figürleri sığdırdığı kompozisyonları, onun resminin ayırt edici özelliğini de doğurdu. Gecekondular, gurbetçiler, maden işçileri ve göç olgusunu resimlerinde ele alan Günsür, toplumsal gerçekçi bir anlatımla, zorlu hayat şartları altında ezilen insanları betimledi. 1960’lardan sonra kent ve yaşamına da eğilen sanatçı naif bir anlatım diliyle yaşamın tüm yönlerini sanatına konu yaptı. Deniz kenarında uzanan çarşıları, panayırları, balıkçı köylerini, lunaparkları, kıyı görünümlerini resminin konusu yaptı. Sanatçının şiirsel bir anlatımla ortaya koyduğu bu çocuksu tavrı kimi zaman ironiye dönüşürken, ağırlıkla, yalın bir dille rengarenk masallar anlattı.
Tam da burada sözü yazar Turgay Gönenç’e verelim: “Nedim Günsür’ün resim macerası, siyah-beyaz başlayıp, renkli sona eren bir film gibidir. Ressamlığının ilk yıllarında, o zaman da tutucu olan bu adam, Cezayir Savaşı, kıyımlar, patlayan maden ocakları çizip boyadı: Renkli siyahlar ve grinin bin bir tonunu kullanarak… Çok cesur, o zamanın Türkiye resmi için çok yenilikçi bir kompozisyon ve kadraj anlayışıyla.”