19 Eylül 2013

Çok Yeni...

Gürgen Öz'den Nevrotik
"Nevrotik", Türkiye'deki toplum yapısını, ilişki biçimlerimizin absürd ve çarpık taraflarını ve bunların nedenlerini hınzır bir mizahla deşifre ediyor.
İnsan ruhu, özgürlük kavramı, farklı kültürler ve kadın erkek ilişkileri üstüne eğlenceli, hicivsel dört farklı öykü.
Bu kitapta kadın erkek ilişkilerini değişik hikâyeler içinde okurken; toplumsal baskıların insanları nasıl etkilediğini görünce kendinizi gülmekten alamayacak, bazen gerilimli ve dramatik bir kurgu içinde heyecanlı bir serüvenin içine dalacak, bazen de felsefi ve hüzünlü bir şekilde aşkı ve ilişkileri sorgulayacaksınız.
Tamamı psikolojik ağırlıklı kurgulanmış dört öyküden oluşan bu konsept kitapta, Gürgen Öz sizi kendi hayal dünyasına davet ediyor. (Tanıtım Bülteninden).

       
Gürgen Öz 1978 yılında Zonguldak'ta doğdu. TED Zonguldak Koleji'nin ardından İstanbul Üniversitesi'nde bir yıl Sanat Tarihi okudu. Bu dönem içinde Şahika Tekand oyunculuk stüdyosuna devam etti. Daha sonra İstanbul Üniveristesi'nden ayrılıp Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tiyatro Bölümünün Oyunculuk Ana Sanat Dalı sınavlarına girdi ve 4 yıllık eğitimini burda tamamladı.
http://www.idefix.com/kitap/nevrotik-gurgen-oz/tanim.asp?sid=JECVPMM8D44HAEYIZW04 
    
http://www.gurgenoz.com/bio.htm

18 Eylül 2013

Miras: Foto Turan

Foto Turan
Haftalık yayınlanan SonSöz Gazetesi'nin son sayısında Zonguldak'ın en eski fotoğraf stüdyolarından Foto Turan tanıtıldı. Gazeteci Çetin Sezgin, Cevdet Turan ile anılarını ve mesleğin durumunu konuştu.    

17 Eylül 2013

     
AVUKAT YUCAK ANLATIYOR
İşçiler Ölüyor, Aileler Bir Başına Adalet Peşinde

Sendikalar, emek hareketi gündemli organizasyonlar ve meslek odaları… Avukatı dert etme, şunu, bunu dert etme demeliler. Ama böyle bir tutumları yok. Kimse sahiplenmiyor
Olay olduğunda basın açıklaması yapmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Davalarda karşı taraf 15 avukatla geliyor, biz toplamda 20 kişiyiz. Çok yalnız bırakılıyor aileler.

Ailelerin iş kazaları konusunda adalet mücadelesi tazminat ve ceza davası ile bütündür. Ceza davasını takip etmek ahlaken lazımdır. Kimin sorumluluğu varsa cezasını çekmeli denmeli, bunda ısrar edilmeli. Çünkü, ceza davaları, geride kalanlar için netice doğuracak en önemli hukuksal mücadele pratiğidir.
http://www.bianet.org/bianet/toplum/149894-isciler-oluyor-aileler-bir-basina-adalet-pesinde 

16 Eylül 2013

      
Ah Karadeniz vah Karadeniz
Hesapsızca planlanan bu termik santrallar birbirinden bağımsız olarak ÇED süreçlerine tabi tutuluyor. Yani her birinin çevreye etkisi ayrı raporlanıyor; “Her projenin çevresel etkileri minimum olacaktır” deniliyor, büyük resim gösterilmiyor.
8 termik santralın birden kümülatif etkisini ne düşünen ne de değerlendiren var. Olan Zonguldaklılara oluyor, olacak.
“Bizden ırak” diye düşünmeyelim. Afrika’da kelebek kanat çırpsa Amerika’da fırtına olur. Dünya küçük, memleket daha da küçük.
Ayrıca bugün Zonguldak’a, yarın bizim kentimize…
 Melis Alphan (Hürriyet)
http://www.sendika.org/2013/09/ah-karadeniz-vah-karadeniz-melis-alphan-hurriyet/ 


08 Eylül 2013

Miras

     
Cumhuriyet, bu vatanda bize önce çok şey verip sonra çok şey almak ister. Bugün toprağa vereceğimiz Selma Soysal’a çok olanak vermişti cumhuriyet. Zonguldak’taki ortaokul sınıflarından sonra Çapa Kız Öğretmen Okulu, Kandilli Lisesi ve Yüksek Öğretmen Okulu’nda parasız yatılı eğitim, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik ve Astronomi Bölümü’nde öğrenim, Profesör Dr. Cahit Arf gibi değerli bir matematikçiyle “Sonsuz Boyutlu Hilbert Uzayı” üzerine doktora yapma, Paris, Londra, Boston üniversiteleriyle Massachusetts Teknoloji Enstitüsü MIT’in uzmanlık programlarına katılma olanağı vermek gibi.
Cumhuriyet, verdiklerinin karşılığını almayı bekler; daha doğrusu, biz ona borcumuzu ödemek isteriz.
Selma Soysal, o borcu ömrünün sonuna kadar ödedi.
 Mümtaz Sosyal 
 6 Ağustos 2013
http://www.matokulu.com/index.php/matematikciler-kategorisi/209-prof-dr-selma-soysal

06 Eylül 2013

 Bartın Gazetesi 90 Yaşında!
Bartın Gazetesi Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Samsun 19 Mayıs, Eskişehir, İstanbul, Balıkesir, Bartın, Zonguldak, Sakarya, Erzurum ve son olarak da Kastamonu üniversitelerinde tez ve araştırma konusu yapılarak, çalışmalar kitap haline getirildi. Kültür Bakanlığı'nca yayınlanan belgesel Türk Basın Tarihi kitabında da yer aldı. Ayrıca bin 680 sayfalık 3 ciltlik büyük boy 'Bartın Halk Kültürü' kitabının yayınlanmasında Bartın Gazetesi'nin 90 yıllık arşivi büyük rol oynadı.

http://www.haberler.com/bartin-gazetesi-90-yasinda-5028061-haberi/ 
      
http://blog.milliyet.com.tr/Cumhuriyetle_yasit_Bartin_Gazetesi____90___dedi_/Blog/?BlogNo=428093&RefNo=22

04 Eylül 2013


Şırnak'ta göçük altında kalan işçilerin cesedine ulaşıldı 
Şırnak'taki kömür ocağında çalışan 4 kişi, dün ocak girişindeki kanyonun yüksek kesimlerinden düşen kaya parçalarının altında kalmış, bir kişi kendi imkanı ile yara almadan kurtulurken, 3 kişi göçük altından çıkamamıştı.
DHA'dan Ebubekir Toprak'ın haberine göre, arama kurtarma çalışmaları bugün sonuç verdi ve 45 yaşındaki Mahmut İçkale ile 19 yaşındaki Süleyman Gökalp'in cesetleri Diyarbakır'dan gelen sivil savunma ekiplerinin, köpeklerle yaptığı arama çalışmaları sonunda çıkarıldı.
http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/sirnakta-gocuk-altinda-kalan-iscilerin-cesedine-ulasildi-haberi-79069 

31 Ağustos 2013

Miras

Tarihi "Varagele" Turizme Kazandırılacak
Ereğli ilçesine bağlı Gökçeler beldesinde, 148 metrelik tepeden sahildeki madene 130 yılı aşkın süredir işçi ve malzeme taşınan raylı sistemin, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tarafından artık kullanılmaması nedeniyle turizme kazandırılması isteniyor. Bölgede, 1880'li yıllarda inşa edildiği tahmin edilen varagelenin (eğimli arazilerde dolu vagonları aşağıya, boş vagonları da yukarıya çekmeye yarayan, nakliyat yolu) yıllarca ekonomiye sağladığı katkının turizme yönlendirilmesi düşüncesiyle Ereğli Kömür Havzası Amelebirliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı Başkanı Hasan Yılmaz ile TTK yetkilileri tesiste incemeler yaptı.
http://www.haberler.com/tarihi-varagele-turizme-kazandirilacak-5003858-haberi/

27 Ağustos 2013


Üniversite, Zonguldak'ta Göçün Nedenlerini Araştıracak
Nüfusun azalması ile doğru orantılı şekilde üniversiteye gelen akademisyenlerin çeşitli nedenlerle şehirden ayrılmak istemeleri nedeniyle öğretim görevlisi tutmakta zorlanan BEÜ, göçün nedenlerini araştırmak için çalışma başlattı. BEÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğretim elemanlarından oluşacak 20 kişilik ekibin, başka şehirlere göç edenleri bulup görüşeceğini, röportajlar yaparak bilimsel bir çalışma ortaya koyacağını söyledi. Prof. Dr. Özer, şöyle konuştu: 
http://www.haberler.com/universite-zonguldak-ta-gocun-nedenlerini-4986036-haberi/ 

25 Ağustos 2013

Fatma Süzme Afyonlu, Nihat Ziyalan;
Zonguldak, 1958
Soğuksu Şehir Kitaplığı'nda özel bölüm
Mustafa Ziyalan kitaplarının
Zonguldak Terakki Mahallesi'nde Eski Soğuksu Karakolu arkasında açılan Soğuksu Şehir Kitaplığı'nda özel bölüm Mustafa Ziyalan kitaplarına ayrıldı. Şu anda Amerika'da yaşayan yazarın ondan fazla kitabı bulunuyor. Kitaplıkta ayrıca, "Zonguldaklı Yazarlar-Zonguldak'ı Yazanlar" başlığı altında sergilenen kitaplar ve İbrahim Akyürek'in "yüzkarası" başlıklı fotoğraf sergisi  görülebilir.
      
Mustafa Ziyalan
 1959'da Zonguldak'ta doğdu. Annesi şair, ressam Fatma Süzme Afyonlu; babası şair, yazar, oyuncu Nihat Ziyalan.

 Ziyalan; İstanbul'da Oruçgazi İlkokulu'nu, Alman Lisesi'ni, Çapa Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Viyana'da, Mainz'da kaldı. Evlendi. Niğde'nin bir köyünde sağlık ocağı hekimliği, adli tabiplik, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde psikiyatri asistanlığı yaptı. Mahkûmlarla, işkence görmüş kişilerle, tinerci çocuklarla, kumarbazlarla çalıştı. Los Angeles'te psikanalitik psikoterapi, New York Üniversitesi'nde psikiyatri dalında uzmanlık eğitimi aldı. Bir caz müziği grubuyla çalıştı. New York'ta psikiyatristliğe başladı. Şizofreni alanında araştırmalar yaptı. Son yıllarda AIDS'li, gelişim özürlü kişilerle çalışıyor. İki çocuğu var. Şimdilerde New York'un Kızıl Kanca (Red Hook) semtinde, onların emaneti küçük, kırmızı bir balıkla yaşıyor, kızının şiirlerini daktiloya çekiyor.
 

Şiirleri, denemeleri, öyküleri, şiir ve düzyazı çevirileri 1983'ten bu yana Varlık, Adam Sanat, Yasakmeyve, Pentimento, Hayvan, Virgül, Evrensel Kültür, Şiir-lik, Cumhuriyet, Yazko Çeviri, Şizofrengi, İn Vivo gibi yayınlarda yer aldı. Yakılacak Kentlerden başlıklı bir gezi yazıları, denemeler kitabı yakında çıkacak.

http://ziyalan.com/biyografi.html 
http://www.idefix.com/kitap/mustafa-ziyalan/urun_liste.asp?kid=20434 

17 Ağustos 2013

                                                                                                                                                             
Eğer evinizde bekleyen silah varsa…
İbrahim Akyürek
Her 28 Eylül'de Bireysel Silahsızlanma Günü olarak Taksim’de basın açıklaması yapılır. Yüreği yananlar toplanır, katilleri arayanlar haykırır, sanatçılar gösterileriyle ruhları sakinleştirir. Denk getirdiğim iki farklı eylemde de fotoğraf çekip, olan biteni de izlemiştim. Açıklamalardan birinin bir yeri çok çok dikkatimi çekmişti: Evdeki silahların, %75 aile bireylerine ve yakın çevreye karşı kullanıldığını istatistikler ve mezarlar bağıra bağıra söylüyordu.
   Memleket ve Avrupa çapında devletimizin bazı siyasi işlerinde kullanılan ünlü bir mafyanın parlak yıllarıydı. Bu adamın ismini arkalayarak bana karşı aracılık işi üstlenen, yani sözlerine silah süsü veren biri, yüz yüze gelince lise ve mahalle arkadaşım çıkmıştı. Bu tarihten yaklaşık altı ay sonra işyeri komşumuz gazetenin kısa haberleri arasında küçük bir fotoğraf gösterdi, 'tanıyor musun', dedi. Eşinden ayrı yaşayan lise arkadaşımız Akdeniz’in turistik bir kentine yerleşmış, gece birde bardan dönen 18 yaşındaki kızını, sonrada kendini silahla vurmuştu. 
   Dışarıya, ötekine karşı “iş çözme” becerisi olarak, bir silah olarak ayarlanmış beden ve aleti olarak gerçekten silah içe patlamış, istatistiklere iki kişi daha eklenmişti. Aradan bir altı ay daha geçti, ölen arkadaşın “iyi adamdır, işini zorlaştırma” dediği, köylerdeki ihale işleriyle meşgul küçük ANAP’lısına, içe patlayan arkadaşın haberini sordum; yarım ağız, heyecansız, değersizleştiren iki söz söyledi.
   Bireysel Silahsızlanma etkinliğinin çıkışı, bir vakıf projesine dönüşmesi ünlü, zengin bir ailenin genç oğlunun, benzer bir ailenin oğlunu silahla vurmasıyla olmuştu. Çok paranın da bir türlü halledemediği özgüven noksanlığı ve güç gösterisi arzusu oğullara kültür olarak sinmiş gibiydi.
   Bana kalırsa 'evde silah yok' diye de sevinmeyin; evde, iş ortamında, devlette bekleyen, silah yerine kullanılmaya hazır beden parçalarının kullanımı da %75 içeriye doğru olacak aklınızda bulunsun. Yine aklınızda bulunsun, Engin Geçtan HAYAT isimli kitabında geçmişteki acılarımızın faturasını yakın çevreye  ödettiğimizi yazar.
   Anlattıklarım sadece bireysel saldırılarla sınırlı değil. Kitabın birinde okumuştum, tüm ordular daha çok kendi yurttaşlarıyla (iç düşmanlar olarak çarpı koyulanlar, herhalde %75'lik bölüm olmalı) savaşmaya göre eğitilip yapılandırılıyormuş.
   Kısaca, mezarlardan ve hapishanelerden çıkan sonuç şu: ailenin ve yurt toprağının içindekilerin canı, dışarıdaki "düşmanların" canından 3 kat daha fazla tehlikede. Hem savunma, güvenlik, koruyup-kollama, şeref-namus adına, hem de ulusal silahlar tarafından, ulusal adamlarca…
   Silahların, öfkelerin, yumrukların, aşağılayıcı sözlerin neden içe patladığı (yine %75 oranı) konusu asıl kafa yormaya değer bölüm. Bir yazara göre (C.Wright Mills), "özel sıkıntılar", "kamu sorunu" durumuna dönüştürülmeli. Çünkü kişiler kendini bir kapana sıkıştırılmış görmektedir. Mills, solcuların sıkça yineledikleri, ruhumuza da iyi gelen "bu sistem sorunu" vurgusunu başka türlü söylüyor. Bir başkası (Brian Groombridge) bir kitabı, aynı zamanda 1940 yapımı bir filmi anımsatır ve şöyle düşünür:
"Steinbeck (Grapes of Wrath) Gazap Üzümleri'nde "kimi vurayım?" sorusunu yanıtlarken, düşman olarak karşısında soyut bir kavramı, düzeni bulur. Toplumsal düzenin karmaşıklığı giderek artmaktadır. Ekonominin yüksek tepelerinde halkın seçmediği kişiler, kararlarda etkinliklerini yine sürdürüyorlar. Parlamento üyesi olarak seçilenler bile güç dengesinde çok hafif kalıyorlar. Vurulacak kimse, bugün de bulunamıyor.*
*Televizyon ve Toplum, 1976  (Brian Groombridge)

 Umut Vakfı için:    
http://www.umut.org.tr/public/page.aspx?id=21576 
16 Ağustos 2013  iakyurek1@hotmail.com                            
                                                                                                                                                 

13 Ağustos 2013

7 Yıllık bir haber:

Tarihi varagel harap!
Armutçuk Müessesesi’ndeki Varagel’in bulunduğu alanın her geçen gün biraz daha tahrip olduğu belirtilirken, orada gördüklerinden üzüntü duyduğunu belirten Hasan Kozalak adlı vatandaş bize mail atarak, değerlerimize sahip çıkılması gerektiğini vurguladı. Hasan Kozalak’ın konu ile ilgili  gönderdiği mail şu şekilde: 
"Sayın Yetkililer, TTK Armutçuk Müessese Müdürlüğü ve Sayın Yerel Görsel ve Yazılı Basınımız bu hafta TTK Armutçuk Müessesi’nin Varagel'in bulunduğu ve tarihi değeri olan yeri her zaman olduğu gibi ziyaret ettim. Burası adeta bir tarih abidesi olan bir yer. Her metrekaresi tarih kokuyor(du). Ancak son gördüğüm manzara beni derinden üzdü. Neden mi? Ekte resimlerde (daha önce çektiğim ilk resimde arka planda gördüğüz yapı) gördüğümüz şu anda artık olmayan ve sırf üç kuruşluk hurda için yıkılan tarihi bir bina artık yok. Böyle bir tarih, geçmiş ve turizm bilincinden yoksun kararı alan TTK Armutçuk Müessese Müdürlüğü’nü şiddetle kınıyorum. Aldığım bilgiye göre varagelin bitim noktasındaki tarihi vinçte başta olmak üzere kalan diğer yapılarda hurda niyetine yıkılacakmış. TTK tarihinin önemli bir yeri olan Armutçuk’taki bu özensizliğin bir an önce son bulmasını ilginize sunuyorum. Yerel medyamızın da bu konuyu bir an önce gündeme getirmesini hiç değilse kalan yapıların kurtarılması en büyük dileğim. Kaldı ki bizim bu hurdalara ihtiyacımız olacak kadar zor durumda mıyız?. Ne oluyoruz bu nasıl bakış açısı. Lütfen bir an önce bu özensizliği dile getirelim yarın çok geç olabilir. Belki bu hurdalardan (ilgililerin bakış açısı bu olduğu için hurda diyorum) üç kuruş kazanılabilir ama orada yok olan tarihi hangi maddi büyüklükle yerine koyabiliriz ki. Saygılarımla"       
Ereğli / 17.05.2006
http://www.ereglidtv.net/arsivsite/haber/haber_ayrinti.asp?Haber_No=16529 

11 Ağustos 2013

Gürgen Öz'ün ilk kitabı gelecek ay çıkıyor
Gürgen Öz’ün Eylül ayında ‘Nevrotik’ isminde bir kitabı  Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkacak. “Tüm bu yaşananların insanları nevrotikleştirdiğini düşünüyorum çünkü insanlar çok arada kalmış. Özgür davranmak istiyorlar ama bir şey sürekli onları çekiyor” diyor. Dört ayrı psikolojik öyküden oluşan kitap, nevrotik bir psikolog ile hastaları arasında geçiyor. 
http://www.radikal.com.tr/hayat/gurgen_neden_boyle-1145605
Gürgen, neden böyle!
Belgesele merakı çocukluktan gelme. Öz-hakiki bir belgesel seyircisi olarak, “Ben gerçekçiliği ve gerçek bir şeyi kaydetmeyi çok seviyorum. Onun dışında mimariye ve çevreye karşı çok özel bir ilgim var” diyor. Ve anlatmaya başlıyor...
“Neden böyle, neden güzel değil, neden güzellik yok?” kendine, şehre dair, en sık sorduğu sorulardan. “Bu psikolojik bir şey” diyor, “Eğer sizi güzelliğe maruz bırakırlarsa, güzelleşirsiniz. Çirkinliğe maruz bırakırlarsa çirkinleşirsiniz. Şimdi siz her yeri beton yapmışsınız; bir bina koymuşsunuz ama ona bir stil, bir tavır, bir detay, bir güzellik koymamışsınız ve insanları buna maruz bırakıyorsunuz. Bilimsel olarak bunun mimaride karşılığı da var: Eğer sürekli betona maruz bırakırsanız insanlar betonlaşır. Yani betona baka baka insanlar sertleşir, sinirli, kızgın ve sevgi yoksunu olur.”

İpek İzci Konuştu 
http://www.radikal.com.tr/hayat/gurgen_neden_boyle-1145605
 
 Gürgen Öz 

1978 yılında Zonguldak'ta doğdu. TED Zonguldak Koleji'nin ardından İstanbul Üniversitesi'nde bir yıl Sanat Tarihi okudu. Bu dönem içinde Şahika Tekand oyunculuk stüdyosuna devam etti. Daha sonra İstanbul Üniversitesi'nden ayrılıp Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tiyatro Bölümünün Oyunculuk Ana Sanat Dalı sınavlarına girdi ve 4 yıllık eğitimini burda tamamladı.
http://www.gurgenoz.com/bio.htm

10 Ağustos 2013


 Ş.Teoman Duralı Kitabı   
Kutadgubilig Türkçenin Felsefe-Bilim Sözlüğü
1947 Zonguldak doğumluu yazarın son kitabı yıl içinde Dergah Yayınları sözlük dizisi içinde satışa sunuldu.
 Ş.Teoman Duralı Kimdir? 
İstanbul Üniversitesi'nde biyoloji ve felsefe alanlarında öğrenim gördü. 1975 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. Kazakistan’da hizmet veren Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde de bir süre görev yaptı. Kutadgu Bilig dergisi genel yönetmeni. 

ESERLERİ:
Canlılar Sorununa Giriş (istanbul 1988)
Biyoloji Felsefesi (Ankara 1992)
Aristoteles'te Bilim ve Canlılar Sorunu (İstanbul 1995);
A New System of Philosophy-Science from the Biological Standpoint (Peter Lang; Vienna, Bern, New York 1996)
Çağdaş İngiliz-Yahudi Medeniyeti 

http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=300
http://www.idefix.com/kitap/kutadgubilig-turkcenin-felsefe-bilim-sozlugu-s-teoman-durali/tanim.asp?sid=AD28BGV0E5PTW1S2C7LJ

04 Ağustos 2013


30 işçi göz göre göre ölmüş!
Zonguldak’ta 17 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında 30 madencinin öldüğü grizu patlamasıyla ilgili 28 tutuksuz sanığın yargılandığı davada mahkemenin istediği 5’inci bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda, kazanın bir iş kazası olduğu ve taksirli eylemle meydana gelen “öngörülebilir-önlenebilir” olduğu, bu nedenle kaçınılmazlık unsurunun bulunmadığı açıklandı.
http://www.gercekgundem.com/?p=559446

03 Ağustos 2013

Yağmur durdu, sanatçılar durmadı
Cumartesi günü etkili olan sağanak yağış Zonguldak merkezini etkisine alırken sahil yolu üzerinde açtıkları stantlarında yaptıkları çalışmalarla halktan yoğun ilgi gören Zonguldaklı sanatçılar da bundan nasibini aldı. Aşırı yağmurun çizdikleri, boyadıkları resimleri ıslatması ve bozması ile geçtiğimiz bir ayın birçok emeğini kaybeden sanatçılar yine de neşelerini yitirmediler.
Akşamları işlerini koydukları maden galerisinin yağmuru geçirmesi sonucu yağlı boya resim, karakalem, karikatür ve kitapları ıslanan sanatçılar bunu meslek kazası olarak kabul edip çalışma neşelerini kaybetmek istemiyorlar. Karikatürist Mete Arif Tokmak durumu şöyle açıkladı: “Bu stant açıldığından beri birçok güzel şey yaşadık. Kazancımız da o anılar aslında. Ani bastıracak bir yaz yağmuru başından beri en büyük korkumuzdu. O da oldu sonunda. Mehmet Kılıç hocanın iki haftadır üzerinde çalıştığı yağlı boya Zonguldak tablosu güneşli bir Zonguldak günbatımını anlatırken, yağmur damlacıkları ile mevsim değiştirdi. Hoca bütün gün tablosunu kurutmak için güneşi kolladı. Benim resim, karikatür ve duvar resmi çalışmalarım oldukça yıprandı, ilk hallerinin tesiri yok şimdi. Maden ocağında sergilediğimiz Muhittin Köroğlu’nun karikatürleri basım değil de orijinal eserler olsaydı yanmıştık Karikatürcüler Derneğine karşı! Buraya gelip bize destek sunan arkadaşlarla küçük kıyametimizi savuşturmaya çalışıyoruz. Yağmurdan ziyade sahil bandının bu kısmında sokak lambalarının bile bozuk olması, yanmaması canımızı sıkıyor. Güzelim galerinin akşamın belli saatlerinde açık kalmasını sağlayacak elektriğini kestiler. Böyle şey olmaz. Sanatı böyle desteklememekle ülkemiz bir yere varmaz. Yağmur geçer gider ama yetkililerin sanata, sanatçıya bakışı değişmiyor ya, canımız ona sıkılıyor aslında. Biz yazıp çizmeye devam edeceğiz.”