24 Temmuz 2013

Bir Cenk Akyol değil, ama...
Zonguldak’taki yetişme hikâyesi, Süperlig’e sıçrama hevesinin bir an kursağında kaldığı ve her şeyi bırakmayı düşündüğü Vanspor transfer kazası, aile evinden ayrılma deneyimi hakkında anlattıkları, profesyonel sporcu olmanın eşiklerini belgeliyor. Samsunspor’da Başkan İsmail Uyanık’ın şampiyonluğa inandığını, futbolcuların inanmadığını ikrar edişinin da ayrı bir belgesel değeri var. ‘Çalışan milyonlarca insandan fazla para kazandım ama hep farkında oldum’ düsturunu telaffuz edişi, bir işçi şehrinden çıkan futbol emekçisinden duymak istediğimizin zaten asgarisi.
Dövmelerine yüklediği anlam ve ‘kişisel gelişim’ ideolojisi ile desteklenen hafif ezoterik yaklaşımı, Tümer Metin’in şahsi maneviyat tablosunun eskizini çiziyorlar.

 Tanıl Bora  Radikal 
 http://www.radikal.com.tr/yazarlar/tanil_bora/bir_cenk_akyol_degil_ama-1143122

23 Temmuz 2013

Sokak

Zonguldak Sanat Sokağı hizmetinizde 
Sahil yolu üzerinde liman arkasına giderken bir konaklama mekânı var ki bugün için ressamlar tarafından çalışma alanı olarak bellendi. Askeri Gazinonun altındaki yürüyüş koridoru üzerinde, ressamlar Zonguldak Belediyesinin desteğiyle kurdukları stantlarıyla işlerini sergilerken canlı performanslarını da halkla paylaşıyorlar. Güzergâh üzerinden geçen pek çok insanın ilgisini yağlı boya çalışan, duvar resmi yapan, karakalem ve canlı portre karikatürle uğraşan ressamlar çekiyor. 
Zonguldak Festivali sırasında TTK tarafından kurulan maden galerisi şeklindeki sergi galerisinde ise ünlü karikatürist Muhittin Köroğlu’nun “Adaletçe” karikatür sergisi Karikatürcüler Derneği Zonguldak Şubesi'nin desteğiyle devam ediyor.
Her gün öğleden sonra 16.00 ile 22.00 arasında açık tutulan sergi ve ressamların çalışma alanının yıllardır konuşulup gerçekleştirilemeyen Zonguldak Sanat Sokağı olmasını isteyen birçok sanatsever böyle bir organizasyonun hayırlı olacağını belirtiyor. “Atatürk’ün Zonguldak’a çıktığı yer olarak bilinen Maden Mühendisleri lokalinin yanındaki rıhtıma yakın olan alan her branştan sanatçının halkla iç içe olabileceği canlı bir mekân haline dönüşebilir.” Bu düşünceye katıldıklarını belirten sanatsever Zonguldaklılar böyle organizasyonların genelde kulak arkası edilmesi yüzünden ise Zonguldak Sanat Sokağının gerçekleşmesi ihtimalinin zor olduğunu da ekliyor genellikle. 
Bugünlerde ressamlar Mehmet Kılıç, Muhammet Ali Avcı, Mete Arif Tokmak, yazar ve kitapevi sahibi Recep Adıgüzel tarafından alan sanatla iç içe bir görünüm arz ediyor. Arkadaşları ve Zonguldaklı sanatçılar adına konuşan Mete Arif Tokmak şunları söyledi: “Böyle bir mekânın sanatsever Zonguldaklılar için eksikliğini yıllardır dile getiriyoruz aslında. Sanatçılarımızla onları çalışıyorken görebilecek halkımızı buluşturmak türlü nedenlerle pek mümkün olmadı şimdiye kadar. Sanat Sokağı organizasyonları çağdaş kentçilik anlayışının yapabileceği en mümkün bir proje iken aydın yapısı ile tanınan kentimizde şimdiye kadar şu an içinde bulunduğumuz hali kadar bile gerçekleştirilememişti. Şu maden ocağı şeklinde olan sergi galerisi o kadar orijinal bir tasarım ki bu haliyle zaten kendisi Zonguldak’a yakışan bir sanat eseri sayılır. Buradan sesleniyorum, bu haliyle kimse buraya karşı çıkıp kaldırmak için saçmalamasın. Tam tersi elektriği yok, elektriği bağlansın, tahkimatı biraz daha kuvvetlendirilip havalandırması ve korunaklı kapısı yapılıversin. Dışarıdan Zonguldak’a kısa süreliğine gelen insanlar bile karşılarına çıkan bu güzelliği sevinçle selamlıyorlar. Kentimizin bu köşesine apayrı bir hava verdi. Bizler yaz sonuna kadar da olsa bu mekânda resim, karikatür gibi çalışmalarımızı yaparken halkla diyalogumuzu da kaybetmemek istiyoruz. Biz onlardan, onlar bizden sohbetle çok şey öğreniyor. Burası küçücük bir organizasyonla akşamları da ışıklandırılarak, diğer pek çok yerel sanatçı arkadaşımızın katılımıyla fişek gibi bir yer olur. Binlerce lira verip havai fişek atmaya gerek yok. Zonguldak’ın sanat potansiyeli birazcık ilgilenen herkes tarafından malum… Sadece yöneticilerimiz biraz daha duyarlı olabilirler.” 

Spor


TENİSTE UMUTLAR YEŞERİYOR
Zonguldak Tenis Deniz İhtisas Kulübü'nün 2013 yılının Mayıs ayında açtığı tenis okulu üçüncü dönemine 22 Temmuz 2013 tarihinde başladı. 04 Mayıs 2013 tarihinden beri disiplinli bir şekilde eğitimlerine devam eden 06-10 yaş aralığındaki tenis öğrencileri geçirdikleri 2 dönem eğitimlerinde aşamalar yaparak geleceğin tenis yıldızları olma yolunda ilerlemeler kaydettiler.
Ailelerin de zevkle ve memnuniyetle izledikleri Zonguldak Tenis Deniz İhtisas Kulübü'nün tenis eğitimleri kentimizde tenis öğrenmek isteyen çocuklar için oldukça iyi olanaklar sağlamış durumda.

21 Temmuz 2013

Yeni Kitap


Aykut Küçükkaya, Emre Kongar yazdı: 
Gezi Direnişi

Taksim Gezi Parkı Direnişi beklenmedik bir anda ortaya çıktı, beklenmedik bir biçimde gelişti ve beklenmedik sonuçlar verecek...
Bu kitapta değerli bilim insanı Prof. Emre Kongar olayın evrensel ve ulusal boyutlarını toplumbilimsel açıdan irdeliyor.
Araştırmacı gazeteciliğin başarılı ismi Aykut Küçükkaya Direniş'i gün gün belgeliyor.
Gezi Direnişi, "Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı" bir Türkiye'yi yaratan olayın, tweet'ler ve fotoğraflarla zenginleştirilmiş başucu belgeseli...
Cumhuriyet gazetesi arşivinden çok özel fotoğraflar...
Gün gün yaşananlar... Kim ne dedi? Gazeteci, sanatçı ve ünlülerin tweet'leri...

(Kitabın Arka Kapağı'ndan) 
http://www.idefix.com/kitap/gezi-direnisi-emre-kongar/tanim.asp?sid=JIRKT1N2JD4DTSCWWOGH 
        
AYKUT KÜÇÜKKAYA KİMDİR?
16 Ocak 1973’te Zonguldak’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Zonguldak’ta tamamladı. 1994te İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. Üniversite yıllarında 1993’te Cumhuriyet Gazetesi’nde “gece muhabiri” olarak çalışmaya başladı. Yeşil sermaye yapılanması ve siyasal İslamla ilişkisi alanında uzmanlaşan Küçükkaya’nın yolsuzluk üzerine yayımlanmış inceleme-araştırma kitapları bulunuyor. Küçükkaya, Türk kamuoyunun yakından takip ettiği Deniz Feneri skandalını ortaya çıkaran haberleriyle Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü’ne layık görüldü. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü başta olmak üzere 8 gazetecilik ödülünün sahibi olan Küçükkaya şimdi, Cumhuriyet’in Sorumlu Müdürü ve Yazıişleri Müdür Yardımcısı oldu.

http://www.odatv.com/n.php?n=cumhuriyette-yeni-atama-0603131200 

18 Temmuz 2013

CHP'den Halka Yakışır Mezarlık !

Mezarlık İçin 78 Metreküp Ağaç Kesildi
Belediye ve Orman Bölge Müdürlüğü'nün birlikte yaptığı inceleme sonucunda Kırat Mahallesi'ndeki ormanlık alan, mezarlık yeri olarak tespit edildi. Kayın ağaçlarıyla kaplı ormandaki 13 bin 197 metrekarelik alan, yıllık 850 liralık bedel karşılığında 50 yıllığına belediyeye kiralandı. Bu alandaki 78 metreküplük ağacın kesilmesi ardından 2 ay önce mezarlık yapımına başlandı. Orman alanının içinde yer alan, içerisinde gasilhane, mescit, idari binaların da bulunacağı 2 bin defin kapasiteli mezarlığın ekim ayı sonunda hazır hale getirilmesi planlandı.

http://www.haberler.com/mezarlik-icin-78-metrekup-agac-kesildi-4845078-haberi/
    
http://www.pusulagazetesi.com.tr/haber.php?hayns=2&yazilim=haberler&osmanli=hdetay&sece=1&aid=34400&titlem=34400 

17 Temmuz 2013

Tarih

Sevim Arı Lavuar Alanı ile ilgili tartışmalara katkı amacıyla ve konunun açıklığa kavuşmasında önemli katkı sağlayacağına inandığımız Mimarlar Odası İl Temsilcisi Turhan Demirtaş ' tan özel demeç aldı
Turhan Demirtaş;
"Hiç kimsenin böyle konuşmaya hakkı yok. Öyle bir şey olamaz. Zonguldak Belediyesi yetişmiş, iş bilir personel yönüyle ülkenin sayılı belediyelerindendir. Belediye Başkanı neyi nasıl yapacaktı. Alanı TTK'dan satın alması mümkün değil. Milli Emlak Müdürlüğü takasa yanaşmıyor. Yüksek Planlama Kurulu izin vermiyor. Bunlar siyasilerin yardımını  gerektiriyor. Eli kolu bağlı bir Belediye Başkanını ve belediye yönetimini ve çalışanlarını beceriksizlikle, iş bilmezlikle  suçlamak hiç inandırıcı olmaz. Önce bağları çözüp yol vereceksiniz ki, yine de bir ilerleme olmazsa o zaman böyle konuşmaya hak kazanmış olursunuz derim.
http://www.susmagazetesi.net/haber_detay.asp?haberID=2932

Nedir?

         

Keza AKP Siyaset Akademisi’nin kitapçığında da Türkiye markasının dünyadaki en değerli markalardan biri olduğunun altı çiziliyor. “İmajla ilgili endişeler yabancı yatırımın korunması için devlet gücünü devreye sokmak gibi girişimlere kadar genişleyebiliyor. Yetkililerin sorunlara odaklanmaktan çok, sorunları dile getirenleri susturmaya çalışmalarının ardında yatan sebeplerden biri bu olabilir mi” diye soruyor Iğsız.

Ezgi Başaran Yazdı

Erdoğan diktatör değil, tam bir neoliberal! 

15 Temmuz 2013



“yardım ve yataklık" üzerine 
Ülkemizin kesintisiz toplumsal gerilimi içinde günlük yaşantımıza giren bazı kavramlar var: “yardım ve yataklık” bunlardan biri.
Sistemi yürüten güçler toplamı, tanımını yapıp etiketlediği suçlusunun peşinde iken bu kavramı yaratmış. Bir yalnızlaştırma, desteksiz bırakma tekniği olarak bu kavrama yaslanmış. Bir çeşit yardım edeni, yatırıp barındıranı da korkutmayı hedeflemiş. En azından ne istediğini tüm bürokrasi ağı ile iyice kavramış.
Biz iyilerin, güce bulaşmamışların bu tür kavramlara neden gereksinmesi olmaz? Ez azından ne istediğimizi, ne istemediğimizi bilmemiz için. En azından ayıp sayma, utandırma açısından. O ayıptan başkalarını uzak tutmak için. En azından fikir tartışmasının canlılığı açısından…
Böyle bir ayıp sayma durumları geçenlerde Zülfü Livaneli’nin başına geldi. 3G’yi toplumun bağrına iyice saplamak için sanatçı bulmadan olmazdı. Livaneli’nin "Özgürlük" şarkısı parası ödenerek, acıtmadan saplama işinde kullanılmak üzere satın alındı.
Okurlarının ve Gerçek Gündem internet haber sayfasının özel tepkisi ile Livaneli; saplama işinden gelen istekler üzerine vazgeçtiğini gazetedeki köşe yazısında açıkladı.
En zor koşullarda eylemli, devrimci insanların değeri olan şarkı, yaygın bir ayıplama eylemi sonucu; şarkıcısının "yardım ve yataklık" etmesinin engellenmesiyle sonuçlandı.
İçinde debelendiğimiz düzeni bir masa gibi düşünürseniz, masanın ayaklarından biri sanatçı bana göre. “ruhsallık", "duygu", "manevi değerler” ne derseniz bu olmadan, buna yaslanmadan kötülük masası da, iyilik masası da tam yere basmaz.
Reklam, sanat, televizyon, gazete, internet; toplamı olarak medya yani kötülüğün, kapitalizmin baş propaganda araçları sanatçısız yapamaz. Yoksa, masa sallanır durur.  
Biz sanat uğraşısı içinde olanların, duygu insanlarının ne işe yaradığımızın farkında olmamız o kadar önemli ki. Duygu yanımız ağır bastığı için kullanılmaya da o kadar açığız ki. Bizi uyanık tutan endişelerimiz, yaratıcılığımızın kaynağı da olan kötümserliğimiz yüzünden kötülük masasının bir ayağı olmamız da o kadar kolay ki…
Tüm bunlar nereden aklına geldi, derseniz İstanbul Bienali’ni on yıllığına parasıyla kapatan Koç tiranlığı Sosyalist Brecht’ten bile korkmuyor artık. Bienal'in ana teması Brecht’in bir sözü (İnsan Neyle Yaşar?) üzerine.  
Bizim kente gelince…
ZOKEV geçenlerde çocuklara yönelik atölye çalışması yaptı. Sanki parası, bu kentin deneyimleri yetmiyormuş gibi destekler aldı içerden dışardan. Eğitim desteği veren derneğin sitesine baktım, ana destekçilerinin ikinci sırasında Dünya Bankası var. Yeryüzünü ele geçiren kötülerin ilk sırasında olan; Nato'nun, Pentagon'un kasası sayılacak kuruluş yani.
Yaşadığımız kent artık tüketimin, kapitalizmin yeni değerleri ile yavaş da olsa tanışıyor. Hem de döküntü durumundaki Uzun Mehmet Anıtı’na, bu kamu alanına, oradaki içi geçmiş hayvanlara çok yakından dil çıkarırcasına. 
Bizim kentte de tüketimin azgın dilini, yeni yaşam biçimini gençlerin, çocukların, kadınların bilincine saplamak kolay olmayacak. Bu iş için sanatçıya gereksinim var. Kültürel bozulmaya giden yolda bir süre geleneksel kültürden de yararlanmayı sürdürecekler. Tüm kentleri, ülkeleri ele geçiren Alışveriş Merkezleri'nde aynı model uygulanıyor çünkü.  
iakyurek1@hotmail.com
 2009

10 Temmuz 2013

Bu video, 1984 yılında İngiltere ’nin kuzeyinde Sheffield yakınlarında yer alan Orgreave adlı madenci kasabasında yaşananların tarihi bir canlandırması. 
1980’ler İngiltere’sinin muhafazakârlığına, sendika karşıtı Demir Leydi Thatcher’ın baskıcı tavrına ve çalıştıkları fabrikanın kapatılmasına karşı durmak için aylardır grev yapan Orgreave kok kömürü fabrikası çalışanları, 18 Haziran 1984 sabahı grevlerine devam etmek üzere fabrikanın kapısına giderler. Polisler tarafından her gün geri gönderilmeye alışık işçiler, polis müdahale etmeyince şaşırırlar ama durmaya devam ederler. Öğleden sonra işçilerin bir kısmı evlerine döner, kalanlardan bir kısım gömleklerini çıkarıp futbol oynamaktadır. Bir anda polis işçilerin taş attığı iddiasıyla saldırmaya başlar...

Unutmamak için sanat 
http://www.radikal.com.tr/hayat/unutmamak_icin_sanat-1140980

07 Temmuz 2013

Edebiyat

Şair Yazar Metin Köse'den Zonguldak Üçlemesi
Saltukova beldesine Belediye Başkanı Adil Düzlü'nün daveti üzerine gelen Şair Yazar Metin Köse, beldede düzenlenen yaz şenliğine misafir sanatçı olarak katıldı. Saltukova halkına şiir dinletisi sunan Metin Köse, 13 yıl önce de Saltukova'ya geldiğini söyledi. Zonguldak için 2 kitap yazdığını, bunların Mükellefiyet ve Göldağı Romanları olduğunu söyleyen Köse, son kitabını da bitirerek Zonguldak üçlemesini tamamlayacağını ifade etti. Şair Yazar Köse 
sözlerine şöyle devam etti:

http://www.haberler.com/sair-yazar-metin-kose-den-zonguldak-uclemesi-4806963-haberi/

19 Haziran 2013

Film Gösterisi:
YAŞANABİLİR ZONGULDAK PLATFORMU SUNAR:
Çatalağzı ve Muslu bölgesinde, termik santralların gölgesinde yaşayan insanların isyanını konu alan filmin ilk gösterisi Maden Mühendisleri Odası Lokali'nde yapılacak. Filmin Yönetmeni Metin Kaya.
 19 Haziran 2013 Çarşamba Saat 17.30
      

09 Haziran 2013

       
3 Bin Liralık Gaz Ölçüm Cihazı Almıyor, 
150 Bin Liralık Cipe...
Prof. Dr. Akçın, şöyle konuştu: "Mesela madenci en çok grizuyu, metan gazını bilir, onu izler, takip eder ama en çok mağlup olduğu da metan gazıdır. Maden ocaklarında sensör vardır, metan gazı izleme sistemleri vardır, sabah akşam ölçülür. Tabii ki ölçmeyenler de var. Zonguldak yöresinde madencilik yapıp da ocakta gaz ölçme cihazı olmayan işletmeci biliyorum. Bunu iddialı bir şekilde söylüyorum. Gaz ölçme cihazı, gaz izleme sistemi olmayan maden işletmelerini biliyorum. 3 bin liralık bir gaz ölçüm cihazı almayıp 150 bin liralık cipe binmesini biliyor işletmeci. Binsin, 200 bin liralık cipe de binsin ama 3 bin lira versin bir gaz ölçüm sistemi alsın. Cep telefonuyla dinamit patlatan maden işletmeleri biliyorum. Bu çok acı bir şey."
http://www.haberler.com/zonguldak-profesorden-aci-tespit-3-bin-liralik-gaz-4712588-haberi/ 

08 Haziran 2013


YAZARLAR, ÇELİKELİ ANLATTI
Bülent Ecevit Üniversitesi öğretim üyeleri Yrd. Doç. Yücel Namal ve Mustafa Yüce on bölümden oluşan “Cumhuriyetin İlk Bağış Okulu Mehmet Çelikel Lisesi” adlı bir kitap hazırladı. Çelikel lisesini her yönüyle anlatan kitap Çelikelliler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.
http://www.safakgazete.com/Kulturvesanat-yazarlar,-celikeli-anlatti-929.html

06 Haziran 2013

ÖNCE İSTİKRARSIZLAŞTIR,
SONRA İŞGALE AÇ !

 İbrahim Akyürek 
Sanırım sırada Uzun Mehmet Anıt Parkı ve Belediye Hayvanat Bahçesi var.
Geçenlerde gidip görmek geldi içimden. Elektrik direkleri yan yatmış, kimi dibinden sökülmüş, yol boyunca mermerler kırılmış; çalıların, ağaçların, anıtın orasına burasına lise yaşında ürkek sevgililer sığınmış.
Kalan üç beş hayvanı sormayın, liselilerin aksine onlar mutsuz, kendi kendine söylenen bir ziyaretçinin deyimiyle “hayvanlarda iş kalmamış“.
Bu tavşanlara, ayılara, köpeklere, direklere, mermerlere, anıtın kendisine yöneticiler ve yönetilenler “milli servet” demiyor mu?
Yanıtı evet ise; bunun bir CHP'si, bir Bahattin’i, bir Turhan’ı, eleştirisi, öfkesi, cezası, dilekçesi, yargıcı yok mu?

***
Ben burada çok önceden başlatılmış bir K.Ö.T havası yaratma çabası sezdim.
Yani kamu alanının, kent toprağının, işletmesinin, bir anıtın bilerek, isteyerek “Kentin Önünü Tıkayanlar”a yani K.Ö.T’e dönüştürülmesi durumu.
Küresel ekonomi mihraklarıyla bağlantılı “iç mihraklar” tarafından ayarlanan bir psikolojik savaş açıkcası. Boşuna "küresel" denmiyor. Şu bizim kentin kısa pantolonlusu da küresel oyunun yerel parçası artık, “milli giysilerle” dans ettiğine bakıp kanmayın sakın.
Adım gibi biliyorum Suriye’de, Hindistan’da, Mısır’da, Irak’ta da aynı savaş sürüyor: Belediye, Devlet faaliyeti ollarak önce istikrarsızlaştır, çekilmez hale getir, herkeste bıkkınlık hali yarat, sonra sat, özelleştir, kirala…
12 Eylül darbesine hazırlanırken "koşulların olgunlaşmasını bekledik" diyen Kenan Evren’in evrensel taktiği burada da geçerli.
Yani; insanın gözden çıkarıldığı yeni kent planlarına kent sakinlerinin itiraz etmemesi için bu terkedilmişlik halini daha da olgunlaştıracaklar. Para, kaynak yok gerekçeleri işin bahanesi olacak.
Çürüme, döküntü o hale gelsin ki, kendisinden sonra gelen işgalciye, kurtarıcıya dua etsin kentin sakinleri, yazarı çizeri…
Ve yeni gelen yerli işgalci desin ki; bu mezbelelikten burayı ben kurtaracağım, işsiz gençleri yatırımlarımda koşturacağım, buraları “marka” yapacağım; “vizyon” bende, güç bende, sıkılmadan el atın müze bile bende…
Gidin siz de bir tur atın, denize bakan tarafta oturup güzel bir çay için bu parkta. Mitinglerde koparılan çiçekleri, kırılan camları “miili servet” sayıp öfkelenen basınımızın, insanlarımızın suskunluğunu düşünün. 
iakyurek1@hotmail.com  
  2009

04 Haziran 2013

 Ekrem Murat Zaman'ın yeni kitabı: 
 Kömürün Çocukları 
Kent Tarihi araştırmacısı Zaman'ın yeni kitabı Karina Kitap yayınları arasında çıktı. Kitap önümüzdeki günlerde bir toplantı ile okurlarıyla buluşacak. Ekrem Murat Zaman, kitabını şu sözleriyle tanıtıyor:"Zonguldak, sadece madencilik okulunun bulunduğu bir yer değil, madencilik alanındaki ilklerin uygulandığı bir havza olması nedeniyle madenciliğin de okuludur..."
                
"Zonguldakın önde gelen kent kültürü ve kent tarihi araştırmacılarından biri olan Ekrem Murat Zaman, bu kez tozlu arşivlerde madencilik okullarının izlerini sürerek, hem Zonguldak'ın, ülke kalkınmasındaki payına ve üzerine aldığı sorumluluğa ışık tutuyor hem de Kömürün Çocuklarının hikâyesini geçmişten bugüne yansıtıyor.
Kömürün Çocukları, bu yönüyle Zonguldak kent belleğine bir armağan olmasının yanında, ülke madencilik tarihimizle ilgili de çok önemli bir araştırma olarak karşımıza çıkıyor. 

http://www.dr.com.tr/kitap/komurun-cocuklari//edebiyat/turk-oyku/urunno=0000000446507#!DR

29 Mayıs 2013

Söyleşi ve İmza Günü:
"Fener'in Çocukları"
Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı'nın düzenlediği etkinlik Osman Atilla Poshor'un katılımıyla  1 Haziran 2013 Cumartesi günü Tenis-Deniz İhtisas Kulübü'nde (Fener) Saat 15.30'da başlayacak.
     
OSMAN ATİLLA POSHOR KİMDİR?
Osman Atilla POSHOR (Elektrik Mühendisi – Yazar, Zonguldak 1940)


1940 yılında Zonguldak’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Zonguldak’ta tamamladıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Teknik Okulu Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu.İki yıl kadar EKİ Ulaştırma Müdürlüğünde çalıştıktan sonra, askerliğinin ardından Makine Kimya Endüstri’sinde çalışmaya başladı. Daha sonra uzun yıllar görev yapıp kendi isteğiyle emekli olacağı Etibank Enerji ve TEK Genel Müdürlüğü’ne girdi. Bir çok dalda aktif olarak spor da  yapan Poshor, YGY yayınları arasında çıkan “Fener’in Çocukları” adlı kitapta, 1940 ile 1964 yılları arasında yaşadığı Zonguldak Fener mahallesinde geçen günlerini anlattı    

24 Mayıs 2013

 Kitap 
Saime Toptan: Sessiz Kar
Saime Toptan'ın yeni kitabı Bu Yayınları arasında çıktı. 
  SAİME TOPTAN (Akpınar) 1945 yılında Zonguldakta doğumlu. Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesini bitirmiş ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1967 yılında mezun olmuştur. Bir süre avukatlık yaptıktan sonra; Zonguldak Kömür İşletmeleri Hukuk Müşavirliği, Serbest avukatlık, Kalecik Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Savcılığı, Yargıtay 7. ve. ©.Hukuk dairesi Hakimliği görevlerinde .bulunmuştur. Engelli bireyler ve: kadın eğitimi konularında yurtiçi ve yurtdışında (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Almanya, Dortmund, Hamburg, Kiel) faaliyet gösteren dernek ve vakıflarda kurucu, yönetici ve üye olarak yaptığı çalışmalar sırasında katıldığı bilimsel toplantılarda bildiriler sunmuş, konferans vermiş, dergi ve gazetelerde bu konularda makaleleri yayınlan- Şu anda 4. baskısı yapılan ve geliri Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfına (ÖZEV) bağışlanan "Şiirde Yaşamak" isimli şiir kitabı ile Saban gazetesi Ankara ekinde yayınlanan köşe yazılarının toplandığı ve geliri İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfına (İZEV) bağışlanan "Engelsiz Öir Hayat" isimli iki kitabı bulunmaktadır. Koksal Toptanla evlidir, Tuba, Tunga ve Tunanın annesidir.

07 Mayıs 2013

ZOKEV
   Kent Kültür Bienalleri Dizisi     
 “Zonguldak Folkloru 13”  
  Atatürk Kültür Merkezi : Zonguldak
  9-12 Mayıs 2013  
  P r o g r a m :   
09 Mayıs 2013  Perşembe 
Saat 18.00 Yöresel Kıyafetler Sergisi Açılışı
Folklor Gösterimi
Açılış Konuşmaları
Yöresel Yemeklerin Sunumu
Halkoyunları Gösterisi
11 Mayıs 2013  Cumartesi 
4. Oturum: “Halkbilimde Soyut ve Somut Kültür”
Oturum Yöneticisi: Kürşat Coşgun
11.00-11.20 Prof.Dr. Muhtar Kutlu

Halkbilimde Yeni Bir Bakış: SOKÜM (Somut Olmayan Kültürel Miras) Nedir, Ne Değildir?
11.20-11.40 Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu
Maddi Kültür
11.40-12.00 Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu

Halk Bilimi Kuramları
12.00-12.20 Doç.Dr. Mustafa Kemal Coşkun
Gündelik Hayat ve Sınıf Kültürü: Maden İşçileri Örneği
12.20-12.30 Tartışma
5. Oturum: “Motif Vakfı Özel Oturumu

Oturum Yöneticisi: Ekrem Murat Zaman
14.00-14.20 M. Zeki Baykal

Türk Halk Bilimine Hizmette Motif Vakfı
14.20-14.40 Prof. Dr. Fikret Değerli
Türk Halk Oyunları
14.40-15.00 Öğr. Gör. Nurettin Albayrak
Türk Halk Edebiyatı
15.00-15.20 Yrd. Doç. Dr. Ferhat Aslan
Halk Anlatıları - Efsaneler
15.20-15.30 Tartışma
6. Oturum: “Halkbiliminde Zonguldak’ın Birikimi”

Oturum Yöneticisi: Zafer Kalafat
16.00-16.20 Öğr.Gör. Sabahattin Türkoğlu

Anadolu’da Giyim - Kuşam
16.20-16.40 Yener Altuntaş
Zonguldak Yöresi Halkoyunları ve Giysileri
16.40-17.00 Gürdal Özçakır
Folklor Araştırmacısı ve Türk Halk Müziği Uzmanı Sadi Yaver Ataman (1906-1994)
17.00-17.20 Yrd.Doç.Dr.Mualla Murat
Zonguldak Kültürü Nasıl Oluştu?
17.20-17.30 Tartışma
12 Mayıs 2013  Pazar 

7. Oturum: “Zonguldak’ta Geleneksel Giysiler”
Oturum Yöneticisi: Ece Bakioğlu
11.00-11.20 Aysel Ergin - Meral Sevimli - Nesrin Aydın Karacan

Yöresel Kadın Giysileri
11.20-11.40 Nadire Çebi - Ayten Karasakal - Sevinç Karadağ
Yöresel Dokuma Özellikleri ve İşlemeleri
11.40-12.00 Nilgün Çelik
Zonguldak’ta Kadın Giysileri
12.00-12.20 Ömür Çelikdönmez
Zonguldak’ta Yasaklanan Giyim Aksesuarı: Tozluk
12.20-12.30 Tartışma
8. Oturum: “Maddi Kültür ve Müzik

Oturum Yöneticisi: Yrd.Doç.Dr. Mustafa Yüce
14.00-14.20 Prof.Dr. Ali Osman Özcan

Zonguldak'ta Yemek Adları, Çeşitleri ve Özel Günlerle İlgili Yemekler
14.20-14.40 Raşit Korum
Devrek Bastonu
14.40-15.00 Mehmet Çetin
Gökçebey Yöresi Kına Havası
15.00-15.20 Şendoğan Karadeli
Örnekleriyle Zonguldak Halk Müziği
15.20-15.30 Tartışma
9.Oturum: “Atasözleri, Deyimler ve Dil”

Oturum Yöneticisi: Ahmet Öztürk
16.00-16.20 Yrd.Doç.Dr.Mehmet Baştürk

Zonguldaklı Şair ve Yazarlar
16.20-16.40 Yrd.Doç.Dr. Hülya Gökçe
Karabük Ağzına Özgü Atasözleri Deyimler
16.40-17.00 Yrd.Doç.Dr. Aziz Gökçe
Kdz.Ereğli Ağzına Özgü Sözler
17.00-17.20 Mevlüt Kırnapçı
Çaycuma Bölgesinde Değişen Yaşamın Deyim ve Sözcüklere Yansıması
17.20-17.30 Tartışma

04 Mayıs 2013

Rüştü Onur’un çeşmesini aramak

     Yıllarca anılarını, çoğunlukla Zonguldaklı sanatçılar gündemde tutmaya çalışmışlardı. 1940’ların zorlu koşullarında vereme yakalanmışlar ama âşık olmaktan, sanatla hayata tutunmaktan vazgeçmemişlerdi. Adları Rüştü Onur, Muzaffer Tayip Uslu ve henüz pek tanınmayan Kemal Uluser’di.
     Artık tüm Türkiye tarafından iyice tanınan Zonguldaklı şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayip Uslu’nun yılı oldu neredeyse 2013. Yılmaz Erdoğan’ın dönem filmine konu olan ve genç yaşta ölen iki Garip Akımı etkisi altında yazan yetenekli şair Zonguldak’ta yaşamışlardı sanat hayatlarının önemli bölümünü. Dolayısı ile bir taraftan ülkenin en önemli edebiyat dergilerine çalışmalarını gönderirlerken bir taraftan da Zonguldak’ta yayınlanan ‘Yeni Zonguldak’, ‘Ocak’ gibi gazetelerde ve dergilerde yazılar, öyküler, şiirler yayımladılar. Filminin ardından Muzaffer Tayip Uslu’nun ‘Şimdilik’i YKY’den, ‘Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri Rüştü Onur, Mektubun Avucumda’ adlı Leyla Şahin ve İbrahim Tığ imzalı kitap ise Kaynak Yayınlarının’dan rafları süslüyor. Üzerlerine pek çok konuşma, tartışma yapılıyor, hatta Mükellefiyet dönemi ile ilgili kıyaslamalar yapılarak ‘Kelebeğin Rüyası’ filminin üzerinden iz sürülüyor. 


     ‘Çeşmeler ve Adresler’ konusunda bir proje geliştiren karikatürist Mete Arif Tokmak ‘İsimsiz 1 ve İsimsiz 2’ adını verdiği ‘belleksel’ çalışmasında Muzaffer Tayip Uslu ve Kemal Uluser’in mezarlarını aradı; Rüştü Onur’un ‘Kenar Dilberi’ adlı 16 Eylül 1942’de Yeni Zonguldak adlı gazetede yayımlanan öyküsünde geçen betimlemelerin peşine düştü.
      25 dakikalık ilk haliyle gösterilmeyi bekleyen “belleksel” çalışmasında eski Gürcü Tepesi sakinlerinden Mehmet İrtegüv ve Şevket Can’ın rehberliğinde ‘Kenar Dilberi’ adlı öyküde geçen mekânların izini sürdüler. Mete Arif Tokmak şunları söyledi: “Öyküde Gürcü Tepesinin 1940’lardaki hali anlatılıyor. Bir çeşmeden de bahsediliyor. Önce bu çeşme ilgimi çekti; bulabilirim ümidiyle kendim dolaştım Gürcü Tepesini. Yaşlılarla konuştum ama bir şey çıkmadı. Daha sonra dostum ve arkadaşım Mehmet İrtegüv’e açtım konuyu. O ve çocukluk arkadaşı değerli ağabey Şevket Can ile Gürcü Tepesini yeniden gezdik. Onların rehberliğinde bölgenin yeni ve eski sakinleri ile konuştuk. Sonunda iki kişiden çeşmenin olduğu yer doğrulandı. 1950’lerden bu yana Gürcü Tepesinde oturan Seher Filiz mahalledeki Yeşil Caminin minaresinin olduğu yerde eskiden isimsiz bir çeşmenin olduğunu söyledi. Böylece ‘Kenar Dilberi’ adlı Rüştü Onur öyküsünü edebiyatseverlere ve kentimizi merak edenlere anlatarak insanları bugün halen orijinalliğini büyük ölçüde koruyan Gürcü Tepesinde gezdirmek mümkün… Bunu anlamış olduk. Aynı zamanda öyküde geçen ve 1940’larda içinde insanların yaşadığı, tek göz, çinko kaplı evlerinde harap halde olsalarda halen ayakta olanlarına rastladık. Gürcü Tepesi kentin yanı başında çok sevimli ve son derece eski Zonguldak dokusunu muhafaza eden bir mahalle… Belediye binasının neredeyse karşısı… Biraz ilgilenilmeyi ve buradaki mekânların daha fazla tahrip olmadan bazılarının da olsa korunma altına alınmasını hak ediyor. Zonguldak tarihi açısından da hak ediyor. Bu öykü varken, bu mekânların ‘Kelebeğin Rüyası’ adlı filmde değerlendirilmemesi de kötü olmuş. 

Çünkü tek odalı evlerdeki yaşam Rüştü Onur tarafından zaten işaret edilmiş bize. Buralarda işçi aileleri birbirleri ile içiçe yaşamışlar yıllarca. Tek göz evlere sıkışmış yaşamlar, hayaller; çinko damlarında yağmur yağdığında çalan piyano sesi; evine bir sıcak somun ekmek götürmenin peşinde buralarda merdivenleri adımlamış eski madenciler… Hatırlanmayı hak ediyor. Bu TSO’nun olduğu yerde yıkıp geçilen ‘Teneke Mahallesi’ kadar önemli bir konu. Gürcü Mahallesi üzerine ilgililer ciddiyetle eğilmeli ve bu güzel mahalleyi çirkin beton yığınları ile büsbütün kaybolmaktan bir an önce kurtarmalı. Zonguldak TSO’nun da bu konuda katkı yapması aslında boynunun borcu. Zonguldak’ın en güzel yerlerine blok binalar dikip eskiyi tamamen hafızalardan kimse silemez. Sevgili dostum Necip Sağır’ın dediği gibi bizim çalışmamız belleksel. Karaelmas namlı kentimiz belleğini büsbütün yitirmeden bunlara dikkat çekmekte bizim görevimiz."
Mete Arif Tokmak

26 Nisan 2013

'Yük' biraz ağır olunca... 
ŞENAY AYDEMİR   Radikal
İşin hüzünlü tarafı ise filmdeki usta işçilik ve emeğin yoğunluğu. Başta Feza Çaldıran’ın görüntüleri olmak üzere, sanat yönetimi ve prodüksiyon olarak nitelikli sayabileceğimiz bir film var karşımızda. Türkiye sinemasında çok da rastlamadığımız bir biçimde uzun süreler boyunca madende çekilen görüntüler, Zonguldak’ın puslu manzaraları filmi estetik açıdan bir noktaya taşıyor. 

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikaldetayv3&articleid=1131165&categoryid=120 
         
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-53743/

24 Nisan 2013


ÇOĞALAN HUZURSUZLUK: NARSİSİZM
 İbrahim Akyürek 
Gözlemişsinizdir, çocuk bir becerisini gerçekleştirirken çevresinde kendisini onaylayan, izleyen gözler arar. Bu durum doğanın dengelerine uyumlu sosyal, sosyalist yaşamın, insanın insana gerekli olduğunun bir göstergesi gibidir.
Becerisinin gerçekleşmesi sırasında çevresi tarafından azarlanması, fiziksel bir engelle karşılaşması, engelliye dönüştürülmesi, yoksun bırakılması sosyal huzuru bozar. Yakın çevrenin gözetiminde, onun güvencesine bağımlı çaresiz canlı yeryüzünün araçlarıyla tanışma deneyimi çabasında destek görmezse tamamlanmamış gereksinmesini unutmaz.

Hayvansı içgüdüsüyle dünyaya giriş yapan bebek, engellenmenin ötesinde başarısız kalan deneyimi sonrası bir de şiddet görürse, bu davranışın acısını öncelikle yakın çevresinden ve doğadan başlayarak çıkartır.
Yıllar önce bir gazete, ülkemizde insan bağımlılığının artışını, bir bilenin açıklamasından yararlanarak haber yapmıştı. "Bu nasıl bir durum olabilir", diye şaşırmıştım.

İçkili dernek lokalleri bol bizim şehrin adamlarının arkalarını günışığına, denize dönerek, yüzlerini birbirine esir ederek grup halinde yaşamalarına da bir süre anlam verememiştim. Deniz gören yöne boydan boya limanı, sandalları, güneşi gösteren dev bir afiş assanız; rüzgârı, denizin kokusunu, bulutları aramayacak, zaten az sonra da kızışıp kapışacak bu adamları birbirine çeken-iten ne olabilirdi? Hele, izbe hanlara sıkıştırılmış dernek lokallerinin ve buradan yolu geçen beyni alkol, futbol, at yarışı, kumar, palavradan siyaset dolu adamların eve dönüşleri sonrasında yaşattıklarını düşünmek bile istemiyor insan.

'SEN ÖZELSİN'

Kemal Sayar'ın "Sohbet ancak diğerkamlılığı yücelten, narsisizmi kınayan bir kültürde zemin bulabilir" vurgusu; kendini kanıtlama, en çok bildiği alandan hayranlık toplama huzursuzluğundaki günümüz insanının grup halindeki yalnızlığını, cahilleşmesini de ele verir.
Cahilleşme... Çünkü, günümüzde kitap satışlarının düşmesinde sözü geçmeyen iki neden olduğunu seziyorum. Birincisi, kendi ilgi alanına kapanan narsisistin kitabı, sanatın ve yaşamın öteki alanlarını küçümsemesi. İkincisi, yaygınlaşan ruhsal çökkünlük nedeniyle kitap sayfasına, sanat yapıtına bir türlü yoğunlaşamaması. Böylece, insanla olduğu gibi, kitap ve sanatla da sohbet kesiliyor. Geriye, tek kalan bireyin tek becerisini "ben" sözcüğüne yaslanarak kafamıza kakması kalıyor. Amerikan kültürünün parçası olan "sen özelsin" propagandası, bizim kültürümüzde şimdilik narsisistin beden işaretiyle yürütülüyor.
Son belediye seçimlerindeki parti afişlerini semt semt gezip fotoğraflamak için dolaşırken ilk kez şaşırarak içimden afişteki adamlara öfkeyle karışık acımak geldi. Afişteki adamların gizli bir huzursuzluğu barındırdığını farkettim. Çünkü bu adamlar sonunda bir sosyal ilişkiler toplamını, bizi temsil ediyor. Gücün tepesinde aday oldukları için sahte bir özgüvenle açık saçık, şimdilik reklamcıların elinden geçmeyen saf duruşlarıyla ortalıkta teşhir durumundalar. Bir çeşit giyinik pornografi, belki de ruhsal pornografi...
Afışlerdeki adamların huzursuzluğunu sağlı sollu dernek, parti, sendika etkinliklerinde yalancı parıltı saçan, baskın geveze tiplerin ortak karakterlerinde daha önce de gözlemiştim.
Neyse ki yeni kitaplar, makaleler var. Meğer günümüz narsisizmi yani büyüklenmecilik, ben-merkezcilik bir hastalık gibi yeryüzünde gittikçe yayılıp saçılıyormuş. Çocukluktan yetişkinliğe kafana ve duygularına ne kadar vurulmuşsa ya da düzene uyum gereği pohpohlanmışsan, yarışmacı ilişkiler içinde kullanılmışsan, beceri girişimlerin, deneyimlerin, sosyal, doğayla uyum içinde olman ne kadar çok engellenmişse hindi gibi kabarık gezme kapasiten, bu kapasitede birikmiş enerjiyle bir sarhoş gibi doğaya, insanlara toslayıp huzursuzluk yaratman sıklaşıyormuş.
Doğa, bilim bu engelli durumun aşılmasına çözüm bulmuştur, sevelim destek olalım diye iyimser iyimser düşünürken Cüneyt Evren'in "Narsisistik kişilik sevilmekten ziyade hayranlık duyulmayı bekler", "narsisistik kişiliğin en şiddetli durumlarında sevme kapasitesi yoktur, ki bu aslında patolojik narsisizim için tipiktir" satırlarını okuyunca birbirimizi sevelim sayalım oyunlarının ötesinde durumun çok daha karmaşık olduğunu kavradım. Demek artık zamanında sevgi olarak alınmayan bundan böyle hayranlık beklentisini karşılayacak araçlardan alınacak.

İŞBİRLİKÇİLİK
Anlaşılıyor ki, geç kalan sevgi, dayanışma hiç işe yaramıyor. Üstelik engelli, bu geç kalan sevgiye iş işten geçti dercesine kuşkuyla, saldırganlıkla yanıt vererek bizi şaşırtıyor. Daha beteri, engel çıkartan zamanın ana, baba, öğretmen, devlet, sistem, ideoloji, din neyse o gücün rolünü benimsiyor, taşıyor, aktarıyor. Tecrübesiyle sabit, hafızaya alarak kilitlediği o rolleri evindeki, işyerindeki, derneğindeki öteki insanlara aktaracak fırsatı sunan sosyal mekanların, ilişkilerin bağımlısı oluyor, ancak öyle kendini güvende hissediyor. Sanat, medya, siyaset, teknoloji gibi engelli durumların gizlenmesini kolaylaştıran araçların içine sığınıyor, küçük bir aferin adına güç ve hayranlık beklentisi biriktiriyor, kendisini kullanıma açıyor, çevresindekileri de kullanıyor.
Bizden çok önce kapitalizmle, hem de en azgın kapitalizmle tanışan ABD'den bir yazar, Christopher Lasch, "Narsisizm Kültürü" isimli kitapta "Narsisizm, geleceğe ilgisini yitirmiş bir toplumdaki karakter yapısının bildik bir biçimi olarak ortaya çıkar" derken ekonomide, siyasette, ailede, fabrikada başına çuval geçirilmiş, devlet güvencesi altında yüzde yirmilik beş ayrı gelir uçurumu dilimine bölünmüş, IMF Türkiye Masası şefleri Ankara sokaklarında huzur içinde dolaşırken öte yanda onuncu yıl marşıyla şişirilmiş, beri yanda ise hayırseverlik duyguları mıncıklanmış bir ulusun yurttaşlarının aşağılanmayı dengelemek üzere geliştirdiği karakter parçalarını bugünün ilişkilerinde gözlüyoruz. Ve şu beş temel davranışı doya doya yaşıyoruz: Saldırganlık; şüphecilik; faydacılık; kıskançlık; kendini iyi ve güvende hissetmek için gücü, sermayesi, şöhreti, markası, makamı olanlarla açık ya da örtülü işbirlikçilik.
İlk dördü insanlık durumudur anlaşılır, paylaşılır. Sonuncusu trajik. Çünkü kötülerin, zalimlerin deposunu dolduran enerjinin büyük bölümü buradan geliyor.
19 Aralık 2006  Birgün Gazetesi,
                                                                                                                                                    

19 Nisan 2013

"1980 askeri darbesinin sonrasında ayağa kaldırılmaya çalışılan çok partili dönemin en sağlam halkalarından biri olan Anavatan Partisi’nin kuruluşuyla birlikte gözünü her zaman ileriye çeviren, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda ekibiyle birlikte mücadele eden ve ülkemiz için birçok ilki ve yeniliği hayata geçiren Merhum Özal, ölümünden bu yana bunca yıl geçmesine rağmen hala unutulmayan ve saygıyla anılan gerçek bir liderdir."
Posbıyık: 
Özal, Ereğli insanına her zaman derin bir sevgi ve ilgi duydu
http://www.ozeregli.com/haber.php?hayns=2&yazilim=haberler&osmanli=hdetay&sece=1&aid=3444&titlem=3444