25 Kasım 2013

 “Evren’in Zonguldak ziyaretine anlam verilemedi”
Kenan Evren 11 Kasım 1997 Salı günü kentimize ziyarete gelince yerel gazetelerimizden SUSMA habere yukarıdaki başlığı atmış.
Alt başlık olarak şunlar yazılı: Deniz Kulübü’nde onuruna verilen yemeğe demokrasi platformuna üye bazı kuruluş yöneticilerinin katılması tepkiyle karşılandı.”
Dönemin ÖDP İl Başkanı Mustafa Akgün, SİP İl Başkanı Recep Adıgüzel ve Emek Partisi İl Örgütü yaptıkları açıklamalarda yemeğe katılan düzenbazları bir güzel kınamışlar.
Anadolu Folklor Vakfı’nın gariban elemanları ise “milli giysilerle” darbeciyi ve yemekçileri gösterileriyle heyecanlandırmışlar.
Yemeğe 120 kişi davet edilmiş ancak sayı 300’ü bulmuş.
Vali Sami Seçkin tarafından durup dururken “emeğin başkenti”ne davet edilen “7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren”, camlı köşkte basın toplantısı yapmış. Şeriata veryansın etmiş, kendisinden de “Atatürkçü Genç” olarak söz etmiş.
Öteki partileri sorarsanız CHP, DSP falan hepsi yemeğe koşmuşlar. Haber küpürünün yanına aldığım nota göre önceki dönem CHP Zonguldak Milletvekili Harun Akın da (O dönem CHP Zonguldak İl Başkanı olmalı) yemekçiymiş.
Çoğu erkek ve çoluk cocuk sahibi olan bu kalabalık (işadamı–bürokrat) için “hepimizin devleti”; “güç, iktidar, para”ya giden en kestirme yol demek...
Bu tür yemekli toplantılar ise devletle ilişkiye girmenin en somut, en haz alıcı-verici gösterisi olur çoğunlukla…
Darbe sonrası yaptığı konuşmalarda bir şef garson kadar maaş alamamasından, işçi ücretlerinin yüksekliğinden yakınan bir asker cumhurbaşkanı’nın yemeğine katılmak bir teşekkür yerine neden geçmesin.
Devletin malı, mülkü, kıyısı, ihaleleri, memuru, bürokratı, milletvekili, taşı-kömürü ile "saygın-hayırsever" işadamı olmanın açık saçık, şeffaf örneklerini sergileyen “zonguldak sevdalıları” bu yemekle geçmişine ve geleceğine sahip çıktı bence…
Haberleri izlerseniz bilirsiniz, şimdi moda; Evren’in isminin verildiği okul, cadde, meydan gibi yerlerden isminin silinmesi. Son olarak, İstanbul İl Genel Meclisi’nin CHP’li üyeleri silme işlemleri için toplu önerge vermişler; levhalardaki demokrasi ayıbı olan isim kalksın, demişler.
Bu eylemin gösteriş olarak kalmaması için darbe hükümetlerinde bakan olarak yer alan sosyal demokratların, darbecilerle yüzgöz olanların arşivlerden bulunup ayıplanması ne iyi olur?
10 Eylül 2009    İbrahim Akyürek
                                                                             

23 Kasım 2013

  
  Zonguldak Programı 
Kadına yönelik şiddete karşı sokağa!
Bülent Ecevit Üniversitesi Üniversiteli Kadın Kolektifi, 22 Kasım Cuma günü üniversite yemekhanesinin karşısında ”Kadına Yönelik Şiddet” ile ilgili resim sergisi açacak. Kadınlar aynı gün saat 17:00′de Tahir Karauğuz Konferans Salonu’nda erkeklerin kadınların üzerinde ki egemenliğini anlatan ”Tersine Dünya” filmini izleyecek. 23 Kasım Cumartesi günü saat 16:30′da üniversiteli kadınlar, huzur evindeki kadınları ziyaret edecek. Kadınlar, 24 Kasım Pazar günü saat 15:00′te TMMOB Makine Mühendisleri Odasın’da ”Kadına Şiddet” konulu panel düzenleyecek. 25 Kasım’da ise üniversiteli kadınlar, üniversiteden zincir oluşturarak Madenci Anıtı’na halk ile beraber yürüyüp orada sokak tiyatrosu ve basın açıklamasını gerçekleştirecek.
http://www.sendika.org/2013/11/il-il-25-kasim-programlari-kadina-yonelik-siddete-karsi-sokaga/

22 Kasım 2013

     
Zonguldak Maden İşçileri Eylemde

Türkiye Taş Kömürü ( TTK ) Üzülmez bünyesinde çalışan maden işçileri olumsuz çalışma şartları ve can güvenlinin olmaması gerekçesiyle işbaşı yapmama kararı aldı.
Gece vardiyasında çalışan işçiler ocaktan çıkmama, sabah vardiyasında çalışan işçiler de ocağa inmeme kararı aldıklarını açıkladılar. 300 kadar işçi ocağa kendilerini kilitledi, gündüz vardiyası işçileri de kapıda nöbet tutuyor.
http://www.bianet.org/bianet/emek/151510-zonguldak-maden-iscileri-eylemde
   
http://www.pusulagazetesi.com.tr/ 

18 Kasım 2013

Emek hareketi tarihinin kaynakları tartışıldı
Emek tarihi alanında önemli çalışmalara imza atan konuşmacılar TÜSTAV ve Tarih Vakfı’ndaki malzemelerin yanı sıra Başbakanlık arşivleri, sendikal arşivler, baro arşivleri, emniyet arşivlerinden de yararlandıklarının altını çizdi. Ancak söz konusu resmi belgelerin sınırlılığına dikkat çeken emek tarihçileri bu nedenle ilgili dönemde yayınlanan gazeteler, edebi eserler, filmler gibi çeşitli alternatif kaynaklara da başvurduklarını dile getirdi.
 
        
Kent araştırmacısı, emekli maden işçisi Erol Çatma da, 16 Kasım 2013 Cumartesi günü  "Emek Hareketi Tarihi Kaynakları ve Zonguldak" başlıklı bildirisini sundu.
http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/emek-hareketi-tarihinin-kaynaklari-tartisildi-haberi-82778 

16 Kasım 2013

 
Erbil pastası 
İbrahim Akyürek
    Irak’ın kuzeyinde iş yapan Türk şirketleriyle ilgili haberlere yıllar önce Milliyet Gazetesi’nde rastlamış, şaşırmıştım. O yıllar sayıları 200'ü aşıyordu, şimdi çoğu inşaat alanında 1200 şirket varmış. Sonra İbrahim Tatlıses’in piyango işlerini alması, inşaat işlerine girmesi haberleri yer aldı. Sonra Kuzey Irak’a giren bankalar, inşaatçılar, oteller, mobilyacılar, enerji şirketleri haberleri. Bu arada Ahmet Özal çoktan Irak'a girmiş "Özal City" kurmuş, dahası batmış haberimiz olmamış.
     Bizim sol, sosyalist, muhalif basın sermaye hareketliliği ile şiddet arasında pek bağlantı kurmaz. Herkes amatör strateji uzmanıdır. Harita üzerinde toprak, petrol, halk, güç  paylaştırır. Peşine hak, hukuk, halklar, barış, özerklik, emperyal güçler, kendi geleceğini tayin hakkı genellemelerini ekledin mi, tamam.
     Gerçekten tamam mı? Neyse ki, yakınlarda bir çıt çıktı haber.sol.org'da. Barzani İmparatorluğu ve enerji şirketleri konusunda araştırma yazısı yer aldı.
.  
İnternet aramasında “Erbil” ve “Türk şirketleri” yazın karşıınıza çıkan şehvet dolu haberleri görmek bedava size. Ortalıkta, benzetmek gibi olmasın ekonomi- politik ve üstelik ideolojik sömürü pornosu dolaşıyor. Arzular ve çeşit çeşit yatırımlar ortalığa saçılmış. El değmemiş doğası, el atılmayı bekleyen son büyük petrol yatakları, sömürülmeyi bekleyen her milletten el/düşün emeği ile kapitalist terörün yeni arzu nesnesi karşınızda; burası Erbil coğrafyası...

     Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu sayfasına giriş yapın. Karşınıza çılgın bir devlet memuru çıkacak. Bir başka haberde aynı memur, “adeta ihale takipçisi gibi çalışıyoruz” sözleriyle tavanlara sıçrayacak. 
     Öteki yatırım haberlerine bakıyorsunuz... Antepten 30 kişilik işadamı “tarihi, kültürel bağlar” eşliğinde Erbil’e çıkarma yapıyor. Türkiye’nin batısından güzel İzmir, "vatansever" İzmir boş durur mu, Egeli ve İzmirli yaşlı-genç işadamlarından 25 adamlık iş kuvveti ile Erbil pastasını yakından incelemek üzere Irak’a “giriyor”. Irak’ın “coğrafi ve lojistik avantajları” gözlerini fıldır fıldır döndürüyor. Yutulacak pastanın mezhebi, ırkı, milliyeti, vatanı olmaz deyip incelemelerini şu sözlerle tamamlıyorlar: “Küresel kriz nedeniyle zor günler yaşayan Türk işletmeleri için can simidi oldu".
      Pentagon’un, silah şirketlerinin, Bush ekibinin işgal edip "özgürleştirdiği" Irak burası. İnşa halindeki milli duygularla gaz verilen, BDP'nin uzaktan hayranlıkla izlediği gıcır gıcır ulus-devletin valileri Erbil pastasını gelin paylaşalım diye neredeyse yalvarıyor küresel çetelere. 
      Küresel şirketler, çok sayıdaki MHP'li, karadenizden inşaatçılar "kazan-kazan" oyunu oynarken o tarafta; kışladaki, dağdaki gençler "kaybet-kaybet" oyunu ile mezarı boyluyor bizim bu tarafta.
      Arama sırasında BBC’nin "Öteki Irak" başlıklı 8 bölümlük dizisine rastladım. Irak’a giren her milletten işadamı için “ekmek” aslanın ağzında gerçekten. Şu izlenime bakın:  “Bütün önemli binalar gibi, çevresi iki insan boyunda kalın taş bloklarla örülü ve üç titiz aramadan geçerek girilebilen Erbil Sheraton otelinin lobisi, adeta bir ticari ve diplomatik arı kovanı”.
     Yoksulluktan gelme, çok çekmiş Leyla Zana yakın gelecekte bir diplomat ya da iş kadını olarak arı kovanının içine düşer mi?  Erbil tarafına baktıkça “vatan, millet, Diyarbakır” heyecanıyla çenesi düşen Osman Baydemir gelecekte kuracağı şirketler grubunun bayraklarıyla Erbil pastasına dalar mı?
      Okuyoruz ki, Erbil pastası %3'lük vergi cennetiymiş. Tek eksiği maaşa bağlanmış nüfüs, sanayi ve tarım sektörünün gelişememesiymiş. Yarı liberalizme geçiş süreci yaşanıyormuş. Şerafettin Elçi’nin oğlu Renas Elçi bir yandan partisini kurmuş, bir yandan beş yıllık şirketiyle altyapı işlerine dalmış. Elçi; Türkiye’den gelen işadamlarına çok sıcak davranıldığını sözlerine eklemiş.
      Bütün bunlar olurken, kapitalizm inşa edilirken, pasta yağmalanırken gerekli olacak zam, zulüm, işkence, yolsuzluk, yozlaşmaya karşı birikecek tepki isyanlarını dönüştürmek için bazı islamcı partilerin kenarda yalancı baharı beklediğini anımsatayım.

      Bu yazıyı bitirmek üzereyken Ortadoğu’yu içinden bilen gazeteci Mete Çubukçu’nun “Kürtlerle -sıfır- sorun mu?” başlıklı Radikal’de okuduğum yazısının bitişine bakın: “Türkiye’nin son dönemde, her şeye rağmen en olumlu, tutarlı politikası Irak Kürdistan’ına yönelik. Erbil; Şam, Bağdat, Tahran ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin komşularına göre en az sorun yaşadığı bölge. Bu ileriye Suriye Kürtlerine yönelik de bir ipucu olabilir mi?“
      Çubukçu'nun yazısının üst tarafı “o onu yapmış, bu bunu demiş, o da belki şöyle yaparmış" strateji gevezeliğiyle dolu. Çubukçu; memleketi Türkiye sanki o kadar huzurlu ki, komşularıyla sorunlarına gelecek biçiyor. Çok gezen, savaş gören gazetecimiz Irak huzurunun geçici olduğunu, serbest piyasa ile süslenen ulus devlet pastasının büyüklüğünün şimdilik geçici huzur verdiğini anlamakta zorluk çekiyor, tarihe ezen - ezilen çarpışmasından bakmadığı için huzursuz olmuyor.
Fotoğraflar:
http://t24.com.tr/ 
http://www.gercekgundem.com/siyaset/5247/baydemirle-sicak-kucaklasma 
12 Ağustos 2012
        
“Kürdistan Dünya Kapitalizmine Entegre Edileceği Döneme Giriyor” 
http://www.bianet.org/bianet/siyaset/151426-kurdistan-dunya-kapitalizmine-entegre-edilecegi-doneme-giriyor 
       
Doğal bir stratejik ortak 
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/seyfettin_gursel/dogal_bir_stratejik_ortak-1161830

                                                             


Karadeniz Sahil Yolu planı 8 yıl sonra iptal
Davacılardan Hasan Sıtkı Özkazanç ise yapılan deniz dolgusu ile yolun yanlışlığının bu kararla bir kez daha teyit edildiğini belirterek şöyle konuştu: “Trajikomik olan, davalar esnasında bilirkişilerin ve davacıların önerdikleri güney yolu geçişleri Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa’nın güneyinden geçecek şekilde Artvin , Rize, Trabzon ve Giresun illerini kapsayan 1/100 binlik çevre düzeni planına konmasıdır. Akla ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ deyişi geliyor. Tek tesellimiz bu davalar ve verilen mücadele sonucunda Karadeniz Sahil Yolu’nun yanlışlığının herkes tarafından anlaşılmış olmasıdır.”

 http://t24.com.tr/haber/karadeniz-sahil-yolu-plani-8-yil-sonra-iptal/244121

11 Kasım 2013

Unutma Bahçesi

Er Utku Kalı tahliye edildi!
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 günü meydana gelen ve 52 kişinin ölümüne 130 kişinin yaralanmasına sebep olan bombalı saldırıyı El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan El Nusra Cephesi’nin yapmış olabileceğine işaret eden Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait gizli yazışmaları Redhack'e sızdırmakla suçlanan er Utku Kalı, Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı.
 Not : 26 yaşındaki Utku Kalı Zonguldak, Ereğli doğumlu. Balıkesir Üniversitesi Elektronik Haberleşme Teknolojisi Programı Bölümü'ünden mezun oldu. SergiOdası, Utku'ya Zonguldaklı yazarların kitaplarını gönderdi. Utku, İbrahim Akyürek'e üç gün önce ulaşan mektubunda teşekkür ederken, Ereğlili olmaktan gurur duyduğunu ayrıca belirtti)
http://t24.com.tr/haber/er-utku-kali-hakim-karsisinda/243762 

05 Kasım 2013


Karadeniz Karadeniz, Fırtınalar İçindeyiz 
Yıl 1977. Önce Zonguldak, sonra Samsun ve Artvin. Tüm Öğretmenler Birleşme Dayanışma Derneği’nden (TÖB DER) tanıdığı bölgedeki arkadaşlarıyla irtibata geçer. Zonguldak’ta maden işçileri, Giresun’da Fiskobirlik işçileri ve tarımın yoğun olduğu bölgelerde ürün bazında örgütlenmelerin yolu açılır. Arada yaşanan Fatsa’daki sosyalist yerel yönetim deneyimi… Mitingler, kampanyalar, toplantılar…

02 Kasım 2013

Öteki Dünya:


26 Eylül 1999

  Minderden morga...

Üzerinde her yerde satılan bir dergi çıktı. Örgütten tutuklandı. Ulucanlar'daki kanlı isyanda öldü. Adı Ahmet Savran. Grokement dalında Türkiye şampiyonu madalyalı güreşçi Zonguldak'da beden eğitimi öğretmenliği yaparken 5 ay önce üzerinde bulunan dergi yüzenden yasadışı örgüte yataklık suçlamasıyla tutuklandı. DGM'de dava açıldı. Cezaevi cezaevi gezdirildi. Ankara Ulucanlar'da terör suçlularının arasına konuldu. İddianamede dergi için "legal yayın" deniliyordu. Daha memuriyeten bile alınmamıştı. Talihye bekliyordu. Cezaevindeki olaylarda kurşunlarla can verdi.
https://tr-tr.facebook.com/media/set/?set=a.198014523601228.48010.105696576166357&type=3 
          
Aradan geçen 14 yıla rağmen Ulucanlar katliamı unutulmadı

http://www.kirmizihaber.com/aradan-gecen-14-yila-ragmen-ulucanlar-katliami-unutulmadi/ 

 

                                                                                                                                                 


ALAYI “YAZAR” OLDU,
F TİPİ KİMİN
UMURUNDA ?


  İbrahim Akyürek  
Gençliğinde politik örgütlenmelerde hareket halinde olan kent insanlarımızın, arkadaşlarımızın bir bölümü 12 Eylül darbesinden sonra içeri düştüler. Eziyet gördüler, bağımsız yaşamlarından üç-beş yıl alındı.
Sonra; kimi emekli, kimi işçi-memur olarak kaldı, kiminin sıfırdan biriktirdiği işçileri oldu. Kimi yardımseverliğe verdi kendini. Kimi de emekçi-yazar oldu Zonguldak tarihi araştırmalarına yöneldi, yeni kitaplar doğdu. Kimi başından geçenleri yazdı. Roman, şiir, öykü, belgesel, karikatür oldu. Kiminin yerel gazetelerde köşeleri oldu.
Kim dediyse, “alayı yazar oldu”, iyi de oldu.
Keşke, darbeden önce de yazıp, çizme, araştırma çabaları olsaydı. Zonguldak tarihi neleri kaçırmazdı neleri…
Şimdi başka bir keşke yaşanıyor ve şu soruyu sorduruyor: Bugünün cezaevlerinde eziyet görenlerle kim dayanışmaya koşacak?
F Tipi haberleri yeniden çoğaldı çünkü. Son haberinde fotoğrafın üzerine şu başlığı atmış Birgün Gazetesi: “Cezaevleri 12 Eylül’ü Yaşatıyor”.
Anlaşılıyor ki, içerdekilerin dış sese, bize gereksinmesi var
En çok merak ettiğim, içeriyi gören, tanıyan adamlar içerdekine neden yardım etmez, ya da içeriyi neden unutur?
Yine benzer merakım şu; eli kalem tutan yazarlarımız darbecilerin peşine neden düşmez. Bizim kentten 12 Eylül darbesini bugünlerden bakarak değerlendiren, sorgulayan üç-beş yazı, kitap neden çıkmadı, çıkmayacak?
Bizim kentin kimi yazarları SergiOdası’na uğradıkları zaman heyecanla doğru Zonguldak kitapları bölümüne koşuyor. Sahaflardan düşen yeni (eski) kitap var mı diye…
Anlaşılıyor ki, "uzmanlık" ilgi görüyor. Bir çeşit kendi ölçeğinde, taşra çapında “kariyer” havaları esiyor. Bu arada F Tipi kodesler kimin umurunda...
90’lı yılların başından sonra ülkenin o dönem koşullarının itmesiyle sanat olarak fotoğraftan isteyerek uzak kaldım. Üyesi olduğum dernek içinde (İFSAK) kendimi İsviçre sınırları içindeymiş gibi hissettim çünkü. Hemen çok yakınlardaki İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’ne üye oldum. Kültürel Haklar Komisyonu’nda dört beş yıl koşturdum. Hak arama eylemlerinde fotoğraf çektim. Komisyon olarak sanat alanındaki sansür, yasak ve baskıları dile getirdik, derleyip aylık raporlara dönüştürdük. Basın açıklamalarında bu raporlardaki bilgiler yer aldı.
O zamanlar birden şunu fark ettim. Bu iş, yani kültür-sanat-medya alanındaki haksızlıkların çetelesini tutmak, bağırmak koskoca memlekette İnsan Hakları Derneği’ne ve bir avuç sosyalist insana kalmıştı. Kocaman kocaman kültür, sanat, gazeteci örgütleri, irili ufaklı yazarlar, sanatçılar susmuştu. Sanki, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne düşmemek, baskı görmemek için güvenceleri vardı.
Mesleki ve gönüllü çabalarındaki kimi hırslar; erkeğin ilgi görme, sosyalleşme kaygısını uğraşlarından giderme arzusu, başkalarını düşünme hislerini köreltir çoğunlukla. Ek olarak; benim cinsimin kültüründe süreklilik ve sorumluluk endişesi yoktur. Bugün kurar, yarın küser ve yıkar...
Bugün de benzer farkındalık içindeyim.
Bizim kentin içeriyi görmüş adamları içerdekileri neden unuttu, biri Ereğli'de olmak üzere bu kentte kurulan iki İnsan Hakları Derneği neden yürümedi, kapandı?

 26.Şubat.2010
                

30 Ekim 2013

İspanya'da Maden Ocağı Kazasına 48 Saatlik Protesto
İspanya'da maden ocaklarında son 18 yılın en büyük kazası olarak gösterilen olayda 6 kişi hayatını kaybederken, 4'ü ağır 5 maden işçisinin de hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Yetkililerden tarafından yapılan açıklamada, kömür madeninde 15 kadar işçinin kazı yaptığı bir ocağın yakınlarında kokusuz, gürültüsüz ve büyük çapta bir metan gazı kaçağı olduğu, işçilerin koruyucu maske takmaya ve kaçmaya fırsat bulamadıkları ifade edildi.

http://www.haberler.com/ispanya-da-maden-ocagindaki-kaza-5229971-haberi/

28 Ekim 2013

    
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu

Çalışma yükümlülüğü de sert şekilde uygulanıyordu. Edirne, Safranbolu, Van, Diyarbakır, Bitlis ve Siirt’te özel nakil araçlarına ücretli iş yükümlülüğü getirildi. İstanbul dışındaki illerde oturan çalışabilir durumdaki işsizler ve yaptığı iş oturduğu yerden ayrılmasına izin veren kişiler yılda en fazla 5 ay olmak üzere, hükümet için çalışmak zorundaydılar. Bu zorunlu çalışma ağırlıklı olarak Garp Linyitleri Ocakları’nda, Soma, Değirmisaz ve Tavşanlı Linyit Havzaları’nda uygulandı. Vakit Gazetesi’nden Asım Us, 1938’de ziyaret ettiği Zonguldak bölgesindeki çalışma koşullarını şöyle anlatmıştı: “Çatalağzı’nı gördükten sonra trene dönerken köylüler arasında bir konuşma yaptık. Birisi, her gün dört saat yürüdükten sonra maden kuyusuna geliyor, sekiz saat çalışıyormuş... Havzada kim bilir bunun gibi daha neler var?” 
 Ayşe Hür    Radikal  
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/chpnin_yol_vergisi_ve_milli_koruma_kanunu-1157547


26 Ekim 2013

Trafik Üzerine Düşünenlerin Düşüncesi Sergisi  
28 Ekim'de açıldı
Zonguldak'ta SergiOdası'nın hazırladığı "Hayatımız Trafik" Etkinliklerinin Dördüncüsü 28 Ekim-28 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleşecek. Etkinlikler arasında yer alan "Trafik Üzerine Düşünenlerin Düşüncesi Sergisi"nde 29 yazarın metinleri yardımıyla trafik kazalarının; tüketim, ölüm, hız, doğa, suç-suçluluk ve iktidar ilişkisi içindeki yeri tartışmaya açılıyor. Sergi, 28 Ekim-28 Kasım 2013'de, Saat 14.00-18.00 arası SergiOdası'nda açık kalacak.
Sergide; Jean Baudrillard, Giovanni Arrighi, Claude Adrien Helvétius, Ünsal Oskay, Zygmunt Bauman,  Russel Jacoby, Eduardo Galeano, Milan Kundera, Gündüz Vassaf, Yaşar Çubuklu, John Fowles, David Harvey, Deborah Lupton, Mehmet Ali Kılıçbay, Serol Teber, Max Horkheimer, Birol Güven, Ali Akay, Theodor W.Adorno, John McKnight, Erich Fromm, Marya Mannes, Charles-Edouard Jeanneret,  Nurdan Gürbilek,  Alfred Adler, Barry Sanders, Raoul Vaneigem ve Güven Savaş Kızıltan'ın kitaplarından seçilen 40 metin büyültülmüş olarak sergilenecek. Metinlerin seçimini ve sunumunu İbrahim Akyürek hazırladı.
"Hayatımız Trafik" Etkinliği, ülkemizde otoyol güvenliğini tartışmaya açan tek muhalif kültür etkinliği. Soğuksu Şehir Kitaplığı ise içinde Türkiye'nin ilk Trafik Güvenliği Kitaplığı'nı barındıryor.
     


20 Ekim 2013

    
Hepsi tamamlanırsa Karadeniz'de 406 HES olacak!

Yaprak Koçer'in Doğan Haber Ajansı'nda yer alan habere göre, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın verilerine göre Karadeniz Bölgesi’nde işletmede 95, inşa aşamasında ise 58 hidroelektrik santrali var. Proje, fizibilite, ön inceleme ve Su Kullanım Hakkı Anlaşması kapsamında da 253 Hidroelektrik Santrali (HES) projesi bulunuyor. Toplam 406 projenin maliyeti yaklaşık 16 milyar dolar. Karadeniz'de bulunan HES’lere çevreciler karşı çıkmaya devam ederken, bir yandan da hukuk mücadelesi veriliyor.
http://t24.com.tr/haber/hepsi-tamamlanirsa-karadenizde-406-hes-olacak/242072

     
 KONUYLA İLGİLİ İKİ  BELGESEL

17 Ekim 2013


                                                                                                                      
"Trafik Terörü"
  İbrahim Akyürek   

Kurban bayramındaki trafik kazalarında iki genç fotoğrafçı arkadaşımızı Gökhan Yalta ve eşi Evren Yalta’yı yitirdik. Araçlarına bir tankerin vurması sonucu yanarak öldüler. Daha önce fotoğrafçı Sami Güner’i, Nermi Erdur’u, Önder Afşarkoca’yı yollarda yitirmiştik. Fotoğraf çevremizden Candeğer’in annesi İstanbul trafiğinde öldü. Selim’in annesine , son seçimlerde Demirel’in arabasına eşlik eden trafik polisi araçlarindan biri çarptı. Çarpmakla kalmadılar kaza tutanağı üzerinde kendi lehlerine olacak şekilde oynadılar.
Temmuz 1993  :  Fotoğraflar: Gökhan Yalta http://67kentimiz1.blogspot.com/
       

Maden işçileri kenti terk ediyor

Velioğlu, "Madencilik sektöründeki kayıp diğer sektörleri de etkiledi. Esnaf, çarşı, bakkal, sanayi ile beraber 8 bin kişilik kayıp. Bunların da 5-6 bininin başka şehirlere göç ettiğini görüyoruz. Sadece Kilimli bölgesinden 20-25 civarında otobüs madencileri Soma bölgesine götürdü. 2 bin 500 civarında madenci Soma ve Balıkesir bölgesine gitti" dedi.
http://www.gercekgundem.com/?p=572599 

16 Ekim 2013



Kaçak ocakta ölümü beklemek
4 saat göçükte kaldım. Toprak gömdü beni. Ama arkadaşlar kurtardı. 13 gün hastanede yattım. Diğer kazada yüzüm parçalandı, kollarım, bacaklarım yandı. Bugüne kadar belki 15 ameliyat oldum. Bacağımdan yüzüme parça aldılar. Şimdi yine çalışıyorum. Korkuyorum ama yapacak başka bir iş yok. Korksan ne olacak? Gideceksin sonuçta. Garsonluk yapsan, alacağımız günlük 20 lira. Hiç olmazsa burada asgari ücretin biraz üzerinde alıyoruz da ev kiramızı ödeyip, çocuklarımızı okutabiliyoruz.”
http://www.evrensel.net/haber/70207/kacak-ocakta-olumu-beklemek.html#.Ul7eAG3zTBI 

Kelebeğin Rüyası ve Bir Zonguldak

E.Attila Aytekin

Zonguldak’a gidip Zonguldaklılarla konuştuğunuzda çoğunda güçlü bir nostaljinin var olduğunu gözlemleyebilirsiniz. 1970’lerin sonundan beri gerileyen madenciliğin, Özal’lı yıllarda yaşanan saldırıların, süren özelleştirmelerin, işsizliğin, artan iş kazalarının, sermayenin kente vurmaya başladığı damganın yarattığı belirsizlik ve umutsuzluk ortamının ürünü olan bu nostalji, Zonguldak’ın geçmişinden iyi sahneleri hatırlatıyor. Devletin üstlendiği sosyal hizmetler, ‘Cumhuriyet’in ilk vilayeti’, işçi yatakhaneleri (‘pavyonlar’), Ankara ve İstanbul’la eş zamanlı yapılan tenis kortları, kulüpler, sinemalar, balolar, ‘Ekonoma’ marketleri, meslek okulları…
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/e-attila-aytekin/kelebegin-ruyasi-ve-bir-zonguldak-69127

'Kayıp şiir'e Oscar kurgusu 
Filmin açılış ve kapanışı orijinal versiyondan farklı, bunun da yapıma ‘yeni bir film’ havası verdiği aşikâr. İlk versiyonda finalden hemen önce gördüğümüz bir sahne de son yazıların peşine eklemlenmiş ‘yeni film’de. Beş ana karakter hakkındaki bilgileri de bu yeni versiyonun finalinde bulmak mümkün. Bu tür değişiklikler, ‘formül’e uygunsa da büyük bir katkı sağlamıyor filme.
Oscar versiyonuna pek ısınamasak da, Yılmaz Erdoğan’ın ‘Kelebeğin Rüyası’nda anlattığı hikâyeyi ve barındırdığı şiiri sevdiğimizden, filmi bir kez daha ‘heyecanla’ izlediğimiz gerçeğini gizleyemeyiz. Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur’un ‘ kayıp şiiri’ni yeniden okumaktan keyif aldığımızı da belirtelim.

 Murat Özer     Radikal  
http://www.radikal.com.tr/hayat/kayip_siire_oscar_kurgusu-1155805
     
Mevlüt Tezel Yazdı:  
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/sb-mevlut_tezel/2013/10/14/kelebegin-ruyasini-asil-simdi-izleyin 

15 Ekim 2013

                                                            

    
Yükselen Moda: Hayırseverlik
 İbrahim Akyürek 
Bir ülkenin yeniden yapılandırılması gerçekten zor.
Anadolu Ajansı kaynaklı, 3 Temmuz 2004 tarihli Birgün Gazetesi’ndeki şu habere bakın:
Dünya Bankası Türkiye Ofisi, Küçük Hibeler Programı (KHP) çerçevesinde “Marjinalleşmiş Muhtaç Grupların Güçlendirilmesi İçin Vatandaş Katılımı” konulu proje yarışmasında dereceye giren ve hibe almaya hak kazanan beş sivil toplum kuruluşuna 15 bin dolar hibe yardımında bulundu. Hibe alan kuruluşlar şöyle: 6 Nokta Körler Derneği, Kadın ve Sosyal Hizmetler Vakfı, Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği, Ankara Barosu Çocuk Hakları Kurulu
Bir de SRAP var. Yani; “Sosyal Riski Azaltma Projesi”. 2001 ekonomik balyozundan sonra faaliyete geçen; Dünya Bankası ile ortak yürütülen bir kamu çalışması... 
Yıllardır kafamıza vura vura ezberletildiğine göre ülkemiz imtiyazsız, sınıfsız, bir güzel kaynaşmış insanların barınağıdır. Zaman zaman Türkiye İstatistik Kurumu’nun milletimizi beş ayrı gelir dilimine bölünmüş gösteren, ancak hiç de kötü niyet taşımayan  açıklamaları  yayınlanır. En üst ve en alt gelir grupları arasındaki uçurum sayılarla gazete haberlerine dökülür. Bir günlüğüne şaşırır, suçluluk duyarız belki de, sonra bilinçaltına postalarız sayıları. Aslında kaçarız. Bu kaygılı kaçış sırasında pazar ekonomisine, teknolojiye, büyümeye, medeniyete düzülen övgüler, çeşit çeşit milliyetçilikler, dinsel ezberler, dualar, marşlar ıslık niyetine geçer bir bakıma.
Kendini aşağılanmış hissedenin çaktırmadan kendini yüceltme, gurur yapma oyunu; histeri dolu toplu gösteriye dönüşür adeta.
Deniz Feneri Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni (ÇYDD) ortak paydada birleştiren de bu tarihsel - zihinsel kaçıştır aslında. Sağlı - sollu iki farklı yöne kaçsalar da bu kaçışın arkasında tüm zamanların sınıfsal çelişkisini, çatışmasını yedirememek var. Deniz Feneri; sanki bilinemez doğa güçleri karşısındaki çaresizleri; ÇYDD ise, sanki açıklanamayan, gizemli ekonomik - toplumsal güç ilişkileri karşısında yorgun düşenleri kendisine çeker. İkisinde de hayırseverliğin nesnesi olan, bu durumu kendisi de içselleştirmiş kalabalıklar var olur. Şunu da unutmamak lazım, hayırseverlik kampanyaları her zaman eğlendirir, keyif verir, insanın içindeki suçluluk duygusunu alır.

Nefret var mı, nefret!
Bir de şu içler acısı duruma bakın: “Anadolu’da Bir Kızım Var Öğretmen Olacak”, “Yatılı Bölge Okullarını İyileştirme” projeleri ile ÇYDD sanki Afrika’ya doğru medeniyet için yola çıkmış bir misyoner topluluğudur. Dünya Bankası emirleri gereği kamunun sosyal işlevinin azaltılıp yok edilmesi sonucu ortaya çıkan yıkıntılara ÇYDD; dev şirketlerin (Danone, Turkcell, Eczacıbaşı, Banvit)   “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” projelerinin ortağı olarak koşmaktadır. Sanki deprem olmuş, nedenleri konusunda yorum yapılması, konuşulması, tartışılması yasaklanmış. Sadece, yıkıntılara yardım eli uzatan çaresizlerin çırpınması var ortada.
Bir başka cemaat ilişkisini çağrıştıran ÇYDD’nin hayırseverlik çalışmaları; işten atılmalara, iş cinayetlerine karşı harekete geçen, kazanılmış sosyal haklarına sahip çıkan, kendi gücüne güvenen örgütlü toplum kesimi karşısında neden kaskatı olur?
Benim anladığım; imece, dayanışma, yardımlaşma eşitler ya da eşitlik arzusu, düşü, mücadelesi  içinde olanlar arasında olur. Eşitlik ille de gelir eşitliği anlamında değil, öfkeleri aynı tarafa dönük olanların eşitliği…
Sömürü ilişkileri içinde gönüllü, tercihli yer almayanların; sadece hayırseverlik gösterisinde temas edenlerin değil, birlikte oturup kalkanların eşitliği, benzerliği
Deniz Feneri’nin yardım paketini, ÇYDD’nin projelerini alırsan Uluslararası Para Fonu niyet mektuplarını, AB’nin gözden geçirme raporlarını, Dünya Bankası’nı ve silahlı koruması NATO’yu; NATO kafalı ulusalcılığı da beraberinde kabullenmiş demeksin.
Bakunin; doğa, insan hatta hayvan sevgimizi tartmada da faydalı olacak ne hoş söz etmiş: “ezenlerden nefret etmeden, ezilenler sevilemez”
Bugünlerde daha sık soralım birbirimize; nefret var mı, nefret!
Şubat 2008

Boyacısın sen, boyacı kal!
Ali Topuz  
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ali_topuz/boyacisin_sen_boyaci_kal-1155815
                                                 

14 Ekim 2013



       
Ziya Mısırlı, İrfan Yalçın, Metin İlkin, Zihni T.Anadol, Egemen Berköz, Donald Quataert, Sina Çıladır, Metin Köse, Levent Ağralı, Doğan Katırcıoğlu, Mehmet Yılmaz, Erol Çatma,  Doğu Karaoğuz, Milay Köktürk, Murat Beyazyüz, Hüseyin Koca, Murat Kara, Mehmet Sucu, Güngör Karaoğuz, Cumhur Aksel, M.Emin Eren, Fahri Bozbaş, Kadir Tuncer, Yılmaz Erdoğan, Fatih Akın, Hamit Kalyoncu, Mümtaz Sosyal, Rıfat Ilgaz, Kemal Anadol, Tınaz Titiz, Rüştü Onur, Ekrem Murat Zaman, Ali Kaya, Ahmet Naim, Noyan Yılmaz, Mehmet Seyda, Tayfun Özbay, Gürdal Özçakır, Yılmaz Çetiner, Hikmet Bila, Fikret Bila, Erol Sarıal, Muzaffer Oruçoğlu, Turhan Oral, E.Atilla Aytekin, Leyla Şahin, İbrahim ğ, Kürşat Coşgun, Ali Bahadır, Osman Zeki Oral, Ferruh Niyazi Ayoğlu, İlhami Sosyal, Çetin Sezgin, Savaş Büke, Alaaddin Kara, Muzaffer Tayyip Uslu, Orhan Yayla, Haluk Çobanoğlu, Yusuf Sevinçli, Yücel Namal, Mustafa Yüce, Alaattin Timur, Mahmut Hamsici, Sevkuthan N.Karakaş, Saffet Can, Gökhan Taner Günsan, Aydın Karahasan, Burhan Solukçu, Behçet Necatigil, Osman Günay, Hüseyin Şeker, Sefer Köse, Fahrettin Koyuncu, Yılmaz Dikbaş, Yelda Karataş, Cem Küçük, Saime Toptan, Mustafa Ziyalan, Aykut Küçükkaya, Fatma Kılıç, Hakan Yılmaz Çebi, Salah Birsel, Erdal Ablak, Emrah Bilge Merdivan, Mustafa Gencer, Mübeccel Kıray, Zeynep Avcı Ataş, Tümer Metin, Nurşen Gürboğa, A.Ertan Mısırlı, Mevlüt Kırnapçı, Hasan Ataman, Ş.Teoman Duralı, Yasin Kayış, Mehmet Şevket Eygi, Tahir Tamer Kumkale, Sabahattin BaturMüfide Güzin AnadolGöktuğ Halis, Alim Erginoğlu, Celil Kiraz, Levent Çelik, Mithat Yaban, Sami Sülük, Sefer Köse, Selman Kayabaşı, Gülseren Gürtürk Arslan, Kübra Teke, Çiğdem Tavkul, Vedat Dinç, Maksude Çubukçu, Mehmet Haberal, Gürgen Öz, Şerafettin Üstünkol, Mehmet Çanakçı, Cahide Birgül,  Seyfettin Ceylan., İ.Behçet Kalaycı, Nihat Can Kantarcı., Sedat Kısa...
  Özel Bölüm: İlker Özünlü  
Soğuksu Şehir Kitaplığı: Kitap ve Çay
"Zonguldaklı Yazarlar, Zonguldak'ı Yazanlar" Kitapları...
Terakki Mahallesi Mehmet Akif Sokak 12/A Kardeşler Kebapçısı yanı (Eski Soğuksu Karakolu'nun hemen arkası)
    
       
Soğuksu Şehir Kitaplığı'nda özel bölüm İlker Özünlü'nün
Zonguldaklı yazarların ve Zonguldak üzerine yazanların kitaplarının arşivlenip sergilendiği Soğuksu Şehir Kitaplığı özel rafını Devrek doğumlu İlker Özünlü'nün ktaplarına ayırdı. İçinde çay ocağının da yer aldığı Kitaplığın özel bölümünde daha önce İrfan Yalçın ve Mustafa Ziyalan yer aldı.
Zonguldak Devrek doğumlu Özünlü genç yaşlarda edebiyat dünyasına atıldı ve daha sonra kültür turizmi rehberliğine yöneldi. Yabancı misafirler ile Anadolu turları yanında, Türkiye’den katılımcılar ile Akdeniz Havzası ve Güney Amerika destinasyonlarında kendisini geliştirdi. Uzun yıllar Endülüs’te yaşadı. Akdeniz ve Latin Amerika uygarlıklarına ilişkin farklı araştırma ve çalışmalarını muhtelif gazete, dergi ve radyo programlarında yayınlama şansı buldu. Açık Radyo’da bir dönem Diyar-ı Endülüs programını hazırlayıp sundu, radyoculuk serüvenine Güney Amerika kültürlerini konu alan programlarla devam etti.
Yayınlanmış romanları; Vazoya Bir Gül Düştü, Serseri, Mavi Senfoni, Miryam, Kar Çiçekleri, kültür seyahat rehberi niteliğinde bir kitap olan Endülüs ve Akdeniz’de Kısa Paslaşmalar’dır. 
İlker Özünlü; öykü ve roman yazarlığı, çevirmen ve araştırmacılığıyla birlikte profesyonel rehberlik yapıyor.
http://www.endulus.net/endulusgezi/ilkerozunlu.htm 
     
Soğuksu Şehir Kitaplığı; Terakki Mahallesi Mehmet Akif Sokak 12/A (Eski Soğuksu Karakolu arkası, Kardeşler Kebap yanı) :Zonguldak

13 Ekim 2013

Kelebeğin Rüyası müzikleri
Kelebeğin Rüyası filminin seyirciyi derinden etkileyen müziklerinin, Rahman Altın imzalı soundtrack albümü müzikseverlerle buluştu. DMC etiketiyle tüm müzik marketlerde yerini alan 30 özgün bestenin bulunduğu albümde Prag Flarmoni Orkestrası, 70 kişilik dev bir kadro ile Altın'ın bestelerine hayat verdi.
http://www.dr.com.tr/muzik/kelebegin-ruyasi/rahman-altin/yerli-albumler/film-dizi-muzikleri/urunno=0000000437449 
    
Kelebeğin Rüyası'nın müzikleri de Oscar yolunda
http://www.gazeteci.tv/kelebe287in-r252yas305n305n-m252zikleri-de-oscar-yolunda-176834h.htm