05 Şubat 2024

2021 / Geçmiş

 

Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.

Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo 
Taner Timur Birgün Pazar, 2021

İlk baskı 2011, son baskı 2014

 

04 Şubat 2024


 

Bir Perde, Bir Cihaz, Bolca Heves
“Doğuştan kör” tabelasının arka yüzüne şunları yazmış yoldan geçmiş biri: “Bahar geliyor, ama ben göremeyeceğim”. Kör dilencinin geliri artmış.  Özdemir İnce, Şiir ve Gerçeklik
“İki Kalas, Bir Heves” söylemi çoğunlukla tiyatrocuların alanına girer. Amatör heyecan varsa iki kalasın sığacağı her mekan tiyatro alanıdır yani.

Bir okula girdiğim zaman koridorları sergi galerisine, sendika ve dernek binalarına uğradığımda salonlarını, odalarını kafamda gösteri yerine dönüştürürüm. Hevesi ateşleyen fikir, amaç varsa dar-geniş her yeri kültür alanı olarak görürüm.

Fikir dedimse çok ağır değil hafif cinsinden. Kısaca, iyilerin duygu ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasını kötülere bırakmama çabası diyebilirsiniz. Örneğin, her yeri kaplayan reklamların hammaddesi duygu. Örneğin, kötülerin kötülüklerini duygular üzerinden aklayıp pazarlamak için kullandığı sanatsal faaliyetler. Ya da sanatçı ve örgütleri ile kurdukları paydaşlık, sponsorluk ilişkileri… Son büyük deprem sonrası görünürlükleri zirve yapan markalı şirketlerle bağlantılı cemiyet hayatının bıktırıcı “sanat iyileştirir” operasyonları.

Operasyon sözcüğünü boşuna kullanmadım. Örgütlü kötüler “duygu avcısı, tasarımcısı” olarak dosyalarını hazırlar, kurbanlarına “duygu atışları” yapar. Bu iş için iyileri; duygu yoğun insanları yani bizim şairleri, bizim yazarları, bizim gazetecileri, bizim yönetmenleri şehvetle kadrolarının içine alırlar.

Madem böyle, avcıların hedefi olan sen, ben, biz kendi duygu alanımıza bir orman gibi sahip çıkmalıyız. Bu nedenle her parti, dernek, sendika, köy konağı, okul, fabrika, muhtarlık, sözümüzün geçtiği her mekanın bir parçası sanat yani duygu, kültür savaşları alanıdır.
 
Sinema; kestirmeden giden, tüm sanatları içine alan, yorgun bedenlere az zamanda bilgi aktaran bir sanat dalı. Bir duvar, bir cihaz, dört sandalye ile sendikanızın, derneğinizin odası eğitim/kültür odası oldu bile. Tiyatro için sahne bile istemez, fazladan bir masa lambası olursa iyi olur.  
Ancak, heveslerimizin önünde yıllanmış içimizden bir engel var: Sosyal ya da politik dedikoduculuk. Dernekçilerin, particilerin ortamı geveze erkek öğrencilerin kantindeki masaları gibidir. Bir de dışımızdan gelen yıllanmamış bir başka engel var. Bir düşünürün gerçek ilişkilerin yerine konan protez olarak tanımladığı "sosyal medya". Yıllar önce, daha masum zamanlarda Şair Kemal Özer; "Sanki televizyondan uzanan bir el çocuğumu benden alıyor" demişti.
Yine de umutsuzluk gevezeliği yapmaya hakkımız yok. Yerelden yerel ötesine uzanan, insanı ayık tutan sonsuz kültür savaşlarının fedaisi olmak en faydalısı. Karşımızda dizilerden reklamlara, futboldan dijital oyunlara uzanan uyuşturucu ağı var. Bunları arkalayan; hem kullanıcı hem satıcı pozisyonunda olan dini imanı bayrağı kasası iç içe geçmiş sınır tanımayan kalifiye elemanlar, torbacılar  var. 
 İbrahim Akyürek , Şubat 2024   
2014                   

Ocak 2024


Ocak 2024

Hatırlıyoruz / 8 Mart'a Doğru

 

27 Ocak 2024

Şubat 2024




2024

 Kıvanç Baruönü’nün yönettiği, Gupse Özay’ın yazıp oynadığı filmde Özay’a; Onur Gürçay, Hazal Türesan, Esra Ruşan gibi isimler eşlik ediyor.  

 Kıvanç Baruönü, 1969 Zonguldak doğumlu

22 Ocak 2024

Almanya

MARGA KİNGLER:

RUHR BÖLGESİ BASIN FOTOĞRAFÇISI

                      



Almanya'nın Milliyetçi Hareket Partisi Afd Hitler'i Özlemiş:

< 1994 >
 

  
F: Hubert Perschke

  

 Hubert Perschk

        

 


Öldürmemek cesaret ister!
Tal, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırısına ve gerçekleştireceği kırıma katılmayı reddeden ilk İsrailli genç. Tal, öç ve nefrete kapılmış, sürekli kışkırtılan kitlelere, Filistinlilerin yok edilmesinin vicdani açıdan kabul edilemeyeceğini açıkça söylediği ve askere gitmeyi reddettiği için 30 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Tal,
 ceza süresini tamamladığı için söyleşiye katılabildi. Ama pazartesi günü orduya katılması isteniyor. Katılmaması durumunda yeniden askeri cezaevine gönderilecek. Bu İsrail’e özgü bir uygulama değil. Orduya katılmayı reddeden gençlere neler yapıldığını Türkiye’deki uygulamalardan çok iyi biliyoruz. Cezaevinden yeni çıkmış olmasına karşın Tal kararlı: Ordu ona muafiyet verene dek askerliği reddedeceğini söylüyor.

Tal 
pırıl pırıl bir genç ama tek değil. Savaşı ve öldürmeyi reddeden başka gençler de var. Mesarvot (anlamı “reddediyoruz”) ağı içerisinde örgütleniyorlar. Bu oluşum, vicdani retçilere hakları ve mahkeme süreçleri hakkında destek sağlıyor ve dayanışmayı güçlendiriyor.

Iddo Elam da Mesarvot’a katılanlardan: “Vicdani ret süreci kolay bir süreç değil,” diyor. “Kendinizi çok dışlanmış hissedebilirsiniz. Bu ağ temelde reddetmeye karar veren insanlara bir yuva sağlıyor. Bir sonraki cezalarından önce hapishaneden dönen ve örneğin iki hafta boyunca hapishanede nasıl vakit geçirdiklerini konuşan retçilerle yaptığım pek çok konuşmayı hatırlıyorum. Bu onların tekrar hapse gitmek ve pes etmemek için morallerini yükseltiyor.”

Iddo, işgal altındaki Batı Şeria’yı gördüğü ve Filistinlilerle temas kurabildiği için ciddi bir değişim yaşadığını söylüyor. Batı Şeria’daki askerlerin, Filistinlilerle yan yana olduğunu gördüklerinde ona “bir hain” gibi baktıklarını anlamış; işgalin aslında İsrail’i çürüttüğünü o zaman fark etmiş. Iddo, askerlerin taşıdığı zihniyetin nereden geldiğini biliyor: “Anaokulundan itibaren bize önceki savaşları, savaş kahramanlarını öğreten bir toplum olan İsrail toplumunda doğdukları için böyle düşünüyorlar,” diyor.   
 

Serdar Değirmencioğlu   Evrensel
 

           


 

 24 Ocak 

24 Ocak 1980 tarihinde, Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemde, Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’ın hazırladığı ekonomik önlem planı açıklandı. Bu plan, serbest piyasa ekonomisinin, özelleştirmelerin, ithalatın ve yabancı yatırımların desteklenmesini, kamucu ekonomik girişimlerin ve sübvansiyonların önemli bir ölçüde ortadan kaldırılmasını ve “Kamu İktisadi Teşebbüsleri”nin bütçelerinin kısıtlanmasını öngörüyordu.

ABD tarafından desteklenen ve 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askeri darbeden sonra, Turgut Özal, ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı ve devlet bakanı oldu ve bu ekonomik politikaların uygulanmasına devam edildi.

***

Uğur Mumcu aynı zamanda, Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçi’ye ve Papa Jean Paul’e karşı gerçekleştirilen suikastları araştıran en önemli gazetecilerden birisiydi. Uğur Mumcu, papa suikastının arkasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gizli servisi KGB’nin olduğuna dair ABD medyası tarafından ortaya atılan iddiaları çürütmüş, suikastı gerçekleştirenlerin yıllarca ABD ve CIA ile nasıl işbirliği yaptıklarını belgeleriyle ortaya koymuştu.

Türkiye’deki  “ülkücü” örgütlenmelerin, MHP’nin ve ÜGD’nin, 1970’li yıllarda, Türkiye’deki sol ve sosyalist hareketleri bertaraf etmek için, ABD ve CIA ile yürüttükleri işbirliği konusundaki en önemli araştırmaları yapan gazetecilerden birisi Uğur Mumcu idi.

Uğur Mumcu aynı zamanda, Türkiye’deki köktendinci, şeriatçı, hilafetçi, İslamcı örgütlenmeleri de araştırmış, onların yurtiçindeki ve yurtdışındaki bağlantılarını belgelemiş, Türkiye’nin yakın geleceğindeki en büyük tehlikelerden birisinin, laiklik karşıtı hareketler olduğunu yazmıştı, AKP iktidarı döneminde sonradan yaşanacak olanları, o zaman öngörmüştü.

Uğur Mumcu, PKK terörü konusunu da, yurtiçindeki ve yurtdışındaki bağlantılarıyla araştırmıştı ve PKK’nin emperyalizmin maşası olduğunu kanıtlamıştı.

Uğur Mumcu son yıllarında, Batman merkezli terör örgütü Hizbullah’ın devletin içindeki bazı odaklarla ilişkilerini ve Hizbullah’ın bu yasadışı odaklar tarafından PKK’ye karşı nasıl kullanıldığını araştırıyordu.

Örsan K. Öymen   Cumhuriyet


                       

19 Ocak 2024

 

Size Hobi Kulübüsünüz Desem…

Bugün en çalışkan gözüken fotoğraf derneklerinin sayfalarına bakınca bu başlık aklıma geldi. Sayfalar dedimse bildik işler; sergiler, atölyeler, gösteriler, geziler, fotoğrafla ilgili makaleler. Bu faaliyetlerin hangi derdi tasası çok ülkede gerçekleştiğini fısıldayan cümlelerin olmadığı tek tip soğuk yüzlü sayfalar.

Tamam da bu işleri bir şirket ya da üç beş arkadaşın yan yana geldiği bir topluluk faaliyeti olarak da yapabilirsin. İnternet ortamı sayesinde hızla yol da alabilirsin. Fotoğraf derneklerinin klasik amaç maddelerini bu yol üzerinden de gerçekleştirebilirsin. Geriye mekan ve para işleri kalıyor. 20-30 yıl öncesine göre çok daha kolay yollar yani "fırsatlar" var. Silahlı Evren paşa ile sivil Özal ortaklığının miras bıraktığı serbest piyasanın içinde yüzüyoruz. "Hayırseverlik" ve "duygu işleri" için paydaş arayan, fon dağıtan kasası kirli şirketler var. Mekan dersen şimdi sanalı da dahil, suya sabuna dokunmazsan şimdi her yer senin.

Bir örgütlenme hakkı olan dernekleri bir hobi kulüp çalışması seviyesine, sinik bir ayara sinsice getirmek haksızlık değil mi?

Ülkemizin en eski iki derneği Ankara’da AFSAD’ın, İstanbul’da İFSAK’ın 70’li, 80’li yıllardaki (darbeleri de içeren ortamlar) toplumsal itirazlarını anımsayın. Ya da anımsamaktan kaçın, ayarı hobiciler seviyesine getirin. Biz de sizi 90’lı yılların ortasından sonra azan, yeni dünya düzeni olarak etiketlenen, turuncu devrim olarak da silahlı silahsız ihraç edilen düzenin yılgınları olarak işaretleyelim.

Adınız gibi bildiğiniz, gördüğünüz kötülükler sindire sindire gelmişken, daha fazlası gelirken bir avuçluk yazarın çizerin sesi yalvarırcasına şuna dikkat çekiyor; derneklerin de içinde olduğu laik, demokrat muhalefetin sessizliği…
 
Madem ki bir hakkın, yani derneğin çatısı altındasın bu örgütlü sessizliğin bir parçası da sensin. Ne moda haline gelen anıtkabir ziyaretleri, ne ulusal anmalarda sayfana yerleştirdiğin Atatürk, ne de bayrak fotoğrafları, ya da yüzyıllık Cumhuriyet adına yaptığın sıradan etkinlikler içini rahatlatmasın. 
Dernek kurma hakkı, yani örgütlenme hakkı kolay kolay  kazanılmamış.  Koskoca ülkelerin tarihinde bile ortalıkta sendikalar, siyasi partiler, vakıflar yokken bu örgütlenmelerin öncülü dernekler olmuş. Sonra onca gelgitlerden sonra günümüze gelinmiş: toplumsal amaç, düşünce, çıkar etrafında birleşmenin temsili olmuş dernekleşme hakkı. 
Bizim fotoğraf dernekleri ise amacı yazmakla yetinmiş, ancak düşünce açıklama, yönetenlerden talepte bulunma ve baskı gücü olmaya gelince sinsice susmuşlar. Serbest  piyasaya sızlanarak uyum sağlamış, ancak liberal kafanın "al kullan" dediği ifade özgürlüğüne bile sahip çıkmamışlar. 

 

Madem öyle, aylardır hayalini kurduğum tez gibi ödevlerim var size. 24 Ocak Uğur Mumcu'nun ortadan kaldırıldığı gün. İlk ödev Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu'na. Uğur Mumcu dosyasını karıştırıp, katillerin izini sürmek sizin olsun. İkinci ödev AFSAD'a. Bahriye Üçok kapısına gönderilen bombayla yok edildi. Dosyayı biraz da siz karıştırın. Üçüncü ödev benim İFSAK'a. Madımak dosyasını açıp okumak, özetini çıkarmak sizde. Dördüncü ödev Onat Kutlar'la AFAD'a, beşinci ödev adını ilk kez duyacaklarını sandığım Ümit Doğanay ile BUFSAD'a, altıncısı Muammer Aksoy için İFOD'a, yedinci ödev İlhan Erdost ile KASK'a.   
Garibim Uğur Mumcu yeryüzünden silinince neler olacağını bilircesine "Ey halkım unutma bizi" demiş. Hobici derneklerim için öneriden ötesine geçen başka bir hayalim var; her ulusal ve toplumsal anma günlerinde Atatürk fotoğrafı yanına bir de okulu, işi, evi yolunda pusuda öldürülen aydınlarımızdan birinin fotoğrafının konulması. 
İbrahim Akyürek, Ocak 2024

           

2009 / Kitap

 24-31 Ocak 2024 
31. Adalet ve Demokrasi Haftası
      
Kitap:

"Benim Babam Bir Kahramandı"

 

17 Ocak 2024

Ankara


 

İnternet Ortamı


 

Kadıköy

  

Emek ve meslek örgütleri ‘sansüre hayır’ dedi: Korku iklimi yaratılmaya çalışılıyor

Dizi ve filmlere gelen cezalar ve sansürler tepkilere yol açarken sinema, televizyon, tiyatro ve reklam sektöründe faaliyet gösteren emek ve meslek örgütleri ‘sansüre hayır’ sloganıyla Kadıköy’de Süreyya Operası önünde eylem düzenledi.

Emekçiler, ilk defa sansürle karşılaşmadıklarını ancak bunun normalleştirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

 

2023

 

10 Ocak 2024

ZOKEV < 20 Ocak Cumartesi

 

Beyoğlu



Yusuf Sevinçli İkinci Kişisel Sergisiyle Galerist’de

Galerist, Yusuf Sevinçli’nin galerideki ikinci kişisel sergisi ‘Tumult’a 12 Ocak ile 17 Şubat 2024 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergiye, Galerist Yayınevi’nden çıkan ve sergiyle aynı adı taşıyan, sanatçının sekizinci fotoğraf kitabı eşlik ediyor.

(Sevinçli, 1980 Zonguldak doğumlu)

https://galerist.com.tr/tr/gelecek-sergiler 

          

 

 

Taşeron işçi Mehmet Gök, iş cinayetinde yaşamını yitirdi: Bırakıp gitmişler 
Kolunu makineye kaptıran ve hastanede yapılan tüm müdahalelere karşın kurtarılamayan Gök yaşamını yitirdi. Yakınlarına ise ancak dört saat sonra haber verildi.
Tekirdağ Çorlu’da, Eren Holding’e bağlı Modern Karton Fabrikası’nda taşeron işçi olarak çalışan üç çocuk babası 47 yaşındaki Mehmet Gök, iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Gök, yaklaşık bir yıldır çalıştığı fabrikada geçen günlerde kolunu pres makinesine kaptırdı. Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Gök, tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı. Olayın ardından Gök’ün ailesine dört saat sonra haber verildiği öne sürüldü. Yaşamını yitiren Gök’ün yeğeni Ercan Gök, olaydan sonra fabrika yetkililerinin hastaneye dahi uğramadığını ifade ederek yaşananlara tepki gösterdi. Ercan Gök, “Amcam olaydan günler önce istifa etmiş. Yetkililer, ‘biraz idare et’ demiş. İş yerindeki son gününde de bu olay meydana gelmiş. Evdekilere işin tehlikeli olduğunu ve can güvenliklerinin olmadığını söylemiş” dedi.