17 Mart 2025

“Hamaset, Nutuk, Nostalji Yok... Kızgınız!”

6 Ağustos 1945 Hiroşima / İmparatorluğa Lanet Günü

 

1984’ün yetimleri gibi...

6 Ağustos 1945 tarihinde Hiroşima’ya atom bombasını atan uçağın pilotu, Paul Tibbets’tı. İlkokul çağında izlediğim bir filmde, Paul Tibbets’ın B-29 bombardıman uçağına nasıl ad verdiğini gördüğümü anımsıyorum. Tibbets, uçağa ölmüş olan annesinin adını veriyordu: Enola Gay.

Tarihin en korkunç katliamlarından birinin silahı olarak kullanılan uçak, 2. Savaş’tan sonra da birçok nükleer bomba testinde Tibbets’ın görev aracı oldu. Bizim için kan kırmızısının ve ölüm karanlığının simgesi olan Enola Gay, Amerikan tarihinin gurur verici bir parçası olarak, 1980’den bu yana Washington’daki Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi’nde sergileniyor.

İnternette kısa bir araştırmayla, Paul Tibbets ve Enola Gay’in pek çok fotoğrafına ulaşmanız mümkün. Uçarken, pistteyken, Tibbets’la, uçuş ekibiyle, tek başına... Bu yazıya eşlik eden fotoğraf da onlardan biri. Ama, Rachel Maddow’un anlattığına göre, bu fotoğrafın ve benzerlerinin internetten silinmesi için bir çalışma yürütülüyor.

 Neden? 

Çünkü Trump yönetimi, ‘farklılık, ‘eşitlik’ gibi sözcüklere ambargo koyarken, ‘gay’likle ilgili her şeyi de yasaklamaya çalışıyor! ‘Turunç başgan’ın kanun hükmünde kararnamelerinden yola çıkan Savunma Bakanlığı yetkilileri, büyük olasılıkla arama penceresine ‘gay’ yazıp, ortaya çıkan tüm verileri ‘silinecekler listesi’ne kaydediyor! 

Uğur Kutay   Birgün 

                              

16 Mart 2025

ABD


 Kömür madencileri ve aileleri ona "madencinin meleği" diyordu ve madencilerden "oğulları" diye bahsetmeye başladıktan sonra "Anne" Jones lakabını aldı. 
 

İrlanda

     

The Spirit of Mother Jones Festival
Shandon, Cork City, Ireland

 

15 Mart 2025

Celal Binzet // Karşı Kıyı:

"Maden İşçileri"nden Namık İsmail'e

Öyle ki, Zola 29 Eylül 1902’de öldüğünde cenazesinde toplanan kömür işçileri hep bir ağızdan “Germinal! Germinal!” diye bağıracaktır. Sanatın ve sanatçının toplumuyla bütünleşmesini anlatacak böyle bir örneğe az rastlanabilir. Ayrıca, sanatın kitleleri bilinçlendirmesindeki rolünü gösteren en güzel örneklerden biridir bu olay. Kimi yönetimlerin sanattan bu denli korkmalarının nedenini açıklamıyor mu bu olanlar?

Bu kısa ara notu, bizden bir sanatçının resmini okumaya giriş olması anlamında yazdım. Onun, karşımda duran “Maden İşçileri” resmine baktıkça Zola’yı anmadan geçmenin haksızlık olacağına inandığım için eklediğimi belirtmem gerekti.

Söz konusu ressamımız Namık İsmail.



 

12 Mart 2025

"Her bir levha bir ömür demek"

Bu anıt güneş enerjisiyle şekil değiştiriyor!

İbrahim Akyürek, 2016
Zonguldak liman arkasında bulunan maden şehitleri anıtı görenleri şaşırtıyor. Madenci isimlerinin yazılı olduğu plastik levhalar güneşin etkisiyle şekilden şekile giriyor. Bu anıta farklı zamanlarda uğrayanlar anıtın rutubet ve tuzun da yardımıyla şekil değiştirmesi karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor. 
Anıta ziyarete gelenler de zaman zaman anıtın dinamik değişimine ayak uyduruyor. Kimi yakınlarının ismi yazılı olan levhaları evine götürüyor. Kimi güneş, rutubet, tuzlu su etkisiyle harekete geçen levhaları bantlarla yapıştırarak mukavemet denemeleri yapıyor. 
Anıttaki son değişiklik, bir bölümü estetik dışı olan isim levhalarını geçtiğimiz Mayıs ayında yenileyen ekibin başına geldi. CHP Zonguldak Milletvekili adayı Deniz Yavuzyılmaz ve genç ekibinin "Her bir levha bir ömür demek" sloganıyla bir yıl önce yenileyip astığı sarı levhalar güneş enerjisiyle şekil değiştirmeye başladı. Neredeyse görünmez hale gelmeye başlayan isimlerin yerini sarı ve koyu kahverengi tonda levhalardan oluşan yepyeni bir anıt görüntünün alması merakla beklenmeye başlandı.
2003 yılında açılan anıt halkın her türlü interaktif katılımına da fırsat sundu. Fikir olarak, kavram olarak kökü dışarda "sosyal sorumluluk" projeleri için bulunmaz bir fırsat oldu burası. Öyle ki, maden mühendisliği bölümünden üniversite öğrencileri anıtın otlarını temizledi, çiçek ekti, levhaları parlattı, yere dökülen levhaları toplayarak farklı biçimler verdi. Böylece; devletin kurumlarının, bol solcu sendika, oda ve particilerin her yere yetişemiyeceğinin haklı mesajını da verdi. Ayrıca, yerel basın çalışanları üç kez büyük değişim geçiren bu anıtın haberlerinden yıllarca harçlıklarını çıkardı. Bu haberlere eşlik eden internet yorumlarında katılımcı yurttaşlar tarafından değişim için öfkeli öneriler sunuldu. Anıttaki sürekli değişimin önü kapanmasın diye gerçek ve sanal dünyada imza kampanyaları bile düzenlendi.

Son alınan haberlere göre, anıtın önümüzdeki günlerde açılacak Maden Müzesi'ne taşınmasından vazgeçilmiş. Sebebi ise yaz aylarında anıtta ortaya çıkacak yeni görüntülerin ziyaretçi sayısını artıracağı şeklinde açıklanmış.

Yakın kaynaklardan alınan başka bir habere göre 20. Kömür Kongresi nedeniyle şehrimize gelen konukların bu ilginç anıtı ziyareti programa son anda eklenmiş. Öneriyi, Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı bizzat yapmış. Anlatılanlara göre Kaymakçı, "Burnumuzun dibindeki bu anıtın yeri şehrin misafir odası sayılır" demiş.
3 Mayıs 2016
                                   

11 Mart 2025

Kilimli / Mart 2025


Olay, bugün öğle saatlerinde Kilimli ilçesine bağlı Damarlı Mahallesi'nde bulunan ruhsatsız maden ocağında meydana geldi.
  
İddiaya göre, Yetkin T. (26) isimli bir maden işçisi ocakta çalışırken göçük altında kaldı. Ocak sahipleri tarafından Kilimli Semt Polikinliği'ne götürülen Yetkin T.'nin elektrik çarpması sonucu hayatını kaybettiğini söyleyen ocak sahipleri, Yetkin T.'yi acil serviste bırakıp kaçtılar. Durumu ağır olan Yetkin T., daha sonra Kilimli Semt Polikinliğinden Atatürk Devlet Hastenesi'ne sevk edildi. Burada yapılan ilk incelemede 26 yaşındaki madencinin göçük altında öldüğü tespit edilirken, kesin ölüm nedeninin otopsi raporu sonucunda belirleneceği öğrenildi.

                                 

Kilimli / Temmuz 2024 / Özgür Halkın Sesi



Özel ve kaçak maden ocakları sahipleri ile olan yakın ilişkileriyle bilinen, sık sık kömür ocağı sahipleriyle mesai saatleri dışında özel yemeklerde buluşan Kilimli İlçe Jandarma Komutanı Cengiz Kaya’nın vefa yemeği verdiği öğrenildi. Kaya’dan boşalan göreve Çaycuma İlçe Jandarma Komutanlığından bir atama yapıldığı öğrenildi.

ÇÜRÜMÜŞ İLİŞKİLER

Öte yandan Kilimli İlçe Emniyet Müdürlüğünde de özel ve kaçak ocak sahipleriyle benzer ilişkiler içinde olan üst düzey polis müdürleri olduğu iddia ediliyor.

Temmuz 2024  <  Özgür Halkın Sesi 

                            

 

Güney Afrika:

Bir Çatışma Çözümü Modeli Olarak Güney Afrika: Post-Apartheid Perspektifinden Bugünü Anlayabilmek

Afrika

                 
Miners Shot Down - Marikana Massacre
Full Documentary - 2014

https://www.youtube.com/watch?v=g2GbCoKioEs 

10 Mart 2025

BİR ANITIN ENSTALASYONA DÖNÜŞÜMÜ:


F: Bülent Oral

BİR ANITIN ENSTALASYONA DÖNÜŞÜMÜ: ZONGULDAK HAVZASI MADEN ŞEHİTLERİ ANITI

Bülent Oral Dergipark 2017


"Zonguldak Havzası Maden Şehitleri Anıtı da bu hâliyle artık postmodern sanat bakışımızın bir eseridir. Maden ocağı ve çevresinde oluşan yaşamın bir ürünü olan bu anıt, enstalasyona yeni bir başlık oluşturmuştur. Yeni ölümleri temsil edecek isimlikler bekleyen anıt, yeni bir anlam ve ifadeyle enstalasyona dönüşmüştür. Anıt son hâliyle ilk temsildeki anlamından kopmuş, bir şeyin kendiliğinden farklı ifadeye bürünmesi söz konusu olmuş ve bu dönüşümle yapıtın anlam boyutu genişlemiştir. Sanatçı eliyle ortaya çıkarılan yapıt içerdiği ilk anlamın karşıtı bir düşünceye veya anlama sanatçının katkısı olmaksızın dönüşmüştür. Böylece sanatçıdan bir süre için kopan yapıt; sanat eleştirmeninin nesne, izleyici katılımı ve mekân arasındaki ilişkiye getirdiği yeni yaklaşımla yapıtı yapan veya yaptırana ihtiyaç duymadan sanat olarak varlığını sürdürmektedir. Şöyle ki anıtın açılışı toplumu, işçiyi ve siyaset kurumlarını 25 Mayıs 2003’te buluştururken işçi ölümlerinin önüne geçilmesi, işçi çalışma koşullarında iyileştirmeler yapılması, maden işletmeciliğinde emeği merkeze alan bir anlayışın anıtsallaştırılması amaçlanmıştır. Ancak zamanla anıt, ihmal ve unutulmuşluğun sonucunda işçi yaşamı ile emeğinin âdeta önemsizleştiğini ifade edecek şekilde ironik bir dönüşüme sahne olmuştur."  2017

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/428316

Mart 2025 Cumhuriyet

Acıya duyarlı ama eylemsiz

Peki ya her gün büyük bir riskle yaşadıklarından habersiz olanlar? Afrika’nın derinliklerindeki altın, kömür ve platin madenlerinde, ihmaller yüzünden yaşamını yitiren işçiler... 2012’de Marikana’da öldürülen madencileri, hâlâ adalet bekleyen aileleri hatırlamak gerek. (Maaş artışı isteyen madencilere gerçek mermilerle ateş açan polis 34 işçiyi öldürdü. Bu olay, “Apartheid” sonrası dönemde devletin kendi halkına karşı uyguladığı en kanlı şiddet olarak tarihe geçti. Sorumlular hiçbir zaman tam anlamıyla yargılanmadı.) 

 DÖNGÜ TEKRARLANIR

Bu tür faciaların ardından her zaman benzer bir döngü yaşanır: İlk şok dalgası, toplumsal bir infial yaratır. Sosyal medyada birkaç gün boyunca konuşulur, hikâyeler paylaşılır ve sorular sorulur. Facia üzerine yapılan manipülasyonlar yaşanan acının üzerine örtülür. İnsanların acıları, gerçek sorunların tartışılmasını engelleyen bir duygu seline indirgenir. Geleneksel medya, meseleyi bireysel hikâyelere odaklayarak sistemsel problemlerin göz ardı edilmesini sağlar. Ardından bir sessizlik dönemi başlar; bu sessizlik, acıların unutulması değil, toplumun adaletin tecelli etmeyeceğini bilmesinden kaynaklanan bir kabulleniştir. Unutmak, bu coğrafyada hayatta kalmanın bir yoludur. Çünkü unutmazsanız, bu yükü taşımak olanaksız hale gelir. Ama her unutma, bir sonraki trajediyi daha da kaçınılmaz kılar. Yeniden bir facia yaşandığında, insanlar aynı döngüyü tekrar eder; yas, öfke, sorgulama ve sonra yine sessizlik.

Bu döngüyü, Amin Maalouf’un yakıcı tespitiyle açıklayabiliriz: “Her şeye üzülüp hiçbir şey yapmayan insanlar.” Acıya duyarlılık burada bir kimlik gibi benimsenmiştir ancak bu duyarlılık, eyleme dönüşmekte başarısızdır. Bunun nedenleri çeşitlidir: Korku, güvensizlik, toplumsal dayanışma eksikliği ya da bireysel çabaların büyük resimde bir anlam ifade etmeyeceğine dair inanç. İnsanlar kendi başlarına bırakılmış gibi hisseder; sistemin büyüklüğü, bireyi ezip geçecek kadar güçlü görünür.

 

TOPLUM HASTALANIR

Eğitim, finansal güç, politik bağlantılar ve siyaset esnaflığı ile bir şekilde hayatta kalmayı öğrenmiş bir grup, kurban toplumunun içinde “ayrıcalıklı” sınıfı yaratır. Onlar, toplumun geri kalanının yaşadığı çaresizlikten neredeyse tamamen kopar. Afrika’nın en zengin kilometrekaresi olarak bilinen Johannesburg’un Sandton bölgesindeki lüks gökdelenler ile hemen yanında yer alan Alexandra yerleşkesinde insanlar; elektriksiz, temiz suya erişimsiz ve güvenliksiz derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi verir.

Gittikçe büyüyen çelişki, toplumsal bir yabancılaşmayı körükler ve derin bir adaletsizlik duygusunu tetikler. Onlar, her felaketten kaçabiliyor gibi görünür. Daha iyi evlerde yaşar, daha güvenli işlerde çalışır ve krizlerden kendilerini koruyacak kaynaklara sahiptirler.

Toplum o kadar hastalanmıştır ki sosyal medyadaki yorumlara bakarken “İnsanlık öldü mü?” dersiniz. Öfke hiçbir zaman gerçek sorumlulara yöneltilmez, hedefi hep şaşırır. Eskiden Ubuntu kültürüyle birbirine bağlı olan Güney Afrika, şimdi yoksulların daha da yoksullaştığı, zenginlerin daha da zenginleştiği bir sisteme dönüşmüştür. Eskiden dayanışmayla ayakta duran mahalleler, şimdi güvensizlikle bölünmüştür.

Tüm dünyanın milliyetinize karşı önyargılı olduğunu tecrübe ettiğinizde içinizde bir mücadele ruhu doğar. Dışarıdan gelen küçümsemelere ve önyargılara karşı savaşmayı, ırkçılık ve cehaleti umursamamayı öğrenirsiniz. Ancak hiçbir şey, insanın kendi ülkesinin yurttaşına reva gördüğü “değersizlik” hissi kadar berbat ve sahipsiz hissettiremez.

Elif Günsel    Cumhuriyet

 

             

Burası orası olur mu?

 
 

Güney Afrika: Marikana Katliamının Gösterdiği Gerçekler

 

                 

Ha orası ha burası...

06 Mart 2025

Çaycuma

 

Selçuk Bayraktar / Leonardo’nun hisseleri

Baykar Avrupa pazarında derinleşiyor, İsrail pazarına kapı aralıyor 
Üç ay önce İtalyan havacılık şirketi Piaggio'yu satın alan Baykar, şimdi de İtalyan Leonardo ile insansız hava teknolojileri alanında ortaklık anlaşması imzaladı.

  İsrail pazarına dolaylı erişim

Baykar’ın yeni ortağı Leonardo, İsrail ordusunun önemli silah tedarikçileri arasında yer alıyor. Şirket, İsrail ordusu için deniz topu, eğitim uçağı ve taktik radar sistemleri üretiyor.

İsrail’in Gazze’de soykırıma soyunduğu ilk 9 ayda Leonardo’nun hisseleri yüzde 34 yükseldi.
 

                                 

Gazze'de çoluk çocuk demeden...

Üç çocuk babası, yapay zekalı  
bir silah tüccarı:
Roberto Cingolani

“Hamaset, Nutuk, Nostalji Yok... Kızgınız!”

 

02 Mart 2025

2024

 

Ha deprem, ha grizu / 2010'dan:



263 TAVUĞUNUZ AYNI GÜN ÖLSE…

İbrahim Akyürek, Şubat 2010
+
“Nasıl öldüğümüz nasıl yaşadığımızı gösterir”
Kemal Sayar, Olmak Cesareti

+
Mart ayı Zonguldak için yas ayı dense yeridir. 
12 Mart 1965’de Kozlu madencilerinin hak arama direnişinde Satılmış Tepe - Mehmet Çavdar öldürüldü. 7 Mart 1983’de Kandilli’de grizu patlamasında 103 madenci öldü. 3 Mart 1992’de Kozlu’da yine grizu patlamasında 263 işçi öldü. 
Son iki olayın sonrasında tabutlara, cenazelere, ağlayışlara, bekleyişlere, öfkelere tanık oldum. Gazetecilik hevesiyle fotoğraf çektim, insanların kendi aralarında konuştuklarına kulak verdim, gerçeği öğrenmeye çalıştım. 
“Güçlü Devlet” denilince anlaşılması gerekenin sağlık, adalet, can güvenliği değil; eli telsizli, silahlı görevliler ve onların yol verdiği çenesi düşük, cenaze törenlerinde boy gösteren gösterişli partili adamlar demek olduğunu daha iyi anladım. 
Her iki olayda da anlatılan üretimin zorlanmasıyla ilgili kaygılı cümlelerdi. Devlet denen mekanizma sanki bir özel şirket gibi daha çok kömür istemiş, işçisini bu yönde özendirecek, yarıştıracak sistemi uygulamıştı. 
100 işçiyi kurtarabileceği söylenen gaz maskeleri ise Kozlu’daki patlama sırasında gümrük raflarında bekliyordu. “Güçlü Devlet” para ayırıp maskeleri işçilerin beline takamamıştı. 
Kozlu’daki ölümlerden sonra yerin derinliklerinden cesetlerin tamamının çıkarılması ayları buldu. Yerin altında arkadaşlarının ölüsü varken işçiler kömür çıkarmaya devam ettiler. Sakladığım gazete kesiklerindeki fotoğraflarda görüp anımsadığım gibi: Bir banka şubesinde maaş kuyruğunda emekli ölür. Ölünün bir iki metre ötesinde banka işlemlerini sürdürür sözde yurttaşlar. Ya da plajda bir genç boğulmuştur. Hemen yanında sözde insanlar yüzmeye devam ederler. 
263 tavuğunuz aynı gün ölse, o günü olmasa bile, o ayı aklınızdan çıkarmazsınız insan olarak.
Kendi kendime dedim ki, 3 Mart’ı unutma, sakın kaçırma! Zaten çektiğimiz fotoğraflar biz fotoğrafçıların peşini bırakmaz. Kendime yaptığım bu uyarının ötekine berikine acıma duygusu ile hiç bağlantısı yok. 
 
Tersine şöyle bir toplumsal bağlantısı var:
1- Ruhsal bütünlüğümüzü korumak için ölümlü olduğumuzu unutmamak,
2- Bu toplu kıyıma neden olanların (en tepeden başlayarak) fotoğraf sanatı ile de olsa peşini bırakmamak.
3- Beden ve düşünce emeğine, emeklerimize saygımızı yitirmemek.
4- Kapitalist Türkiye’yi çekip çeviren medya şebekesinin ölümleri, nedenlerinden koparıp değersizleştirmesine kanmamak. 
Peki, büyük madenci grevinde Ankara yollarına düşen “Emeğin Başkenti” Kozlu Grizu ölümlerinden sonra ne yaptı dersiniz? 
İşçilerin sendikası ve devleti; kentin ortasında bir cenaze töreni düzenlemekten kaçındı. Cenazeler kamyonetlere konup kaçırılırcasına köylerinin yoluna postalandı. Devletin bolca dağıttığı kan parası ile bazı dini bol, sözde kutsal aile yeniden yapılandı, yozlaştı. Cesetlerin bir bölümü yer altında dururken kent halkı, iki-üç ay sonra şehir stadında yapılan Hülya Avşar ve öteki sanatçı arkadaşlarının konserinde coştu. Tepeden tırnağa "laik, çağdaş, bilimsel" bilirkişiler mahkemeye “grizu kaçınılmazdı” raporu sundular. Duruşmalar, kentin meşhur içkili lokallerinin dört masası kadar izleyici bulamadı. 
1875’den bu yana Zonguldak Kömür Üretim Havzası’nda ölen işçiler adına 2003 yılında liman arkasında bir anıt yapıldı. Havzada ölen, kimlikleri belirlenen dört bine yakın madencinin isminin yazılı olduğu plaketler yerleştirildi siyah mermer duvar üzerine. 
 
Bakımsızlık, korumasızlık, kalitesiz malzeme kullanılması nedeniyle plaketlerin çoğu paslandı, kayboldu. Yedi ay önce anıt bakıma alındı, tüm isimler söküldü yenileri yerleştirilmeye başlandı. Daha başlangıcında çalışma nedense durdu. Bu kez, PVC’den yapılmış yeni isim levhaları da leke tutmaya başladı, kimi şimdiden düştü. 
Cumhuriyet tarihinin önemli, saygın enerji ve kültür kenti Zonguldak’ı çekip çevirenler, “şehit” vurgusu ile yüceltilen madencinin ismini sağlam bir malzemeye, mermere yazmak için paraya kıyamıyor şimdi. 
3 Mart 2010’da bu döküntü anıtın önünde tören yapılacak, nutuk atılacak yine.
+
F: İbrahim Akyürek
Şubat 2010