23 Haziran 2025
Kapitalizme karşı mücadele vermeden emperyalizme karşı...
Sosyal demokrasi, kapitalizm ve emperyalizm
Emperyalizm, kapitalizmin küreselleşmiş halidir. Kapitalizme karşı mücadele vermeden emperyalizme karşı mücadele verilemez. Antiemperyalist mücadele tek başına milliyetçilik ve jeostratejik hesaplar üzerinden yürütülemez.
Emperyalizm toprakların işgal edilmesine, antiemperyalizm de toprakların işgal edilmesine karşı çıkılmasına indirgenemez. Emperyalizm bir ülkeyi, kamu kurumlarını özelleştirerek, sendikaları edilginleştirerek, ekonomik ve sosyal adaleti ortadan kaldırarak, dinci ve ırkçı cehaleti iktidara getirerek, laikliği yok ederek, bilimi, felsefeyi, sanatı dincilikle asimile ederek de işgal eder.
Dünyadaki sosyal demokrat, demokratik sosyalist ve demokratik sol partileri bir araya getiren Sosyalist Enternasyonal, 1951 yılında Almanya’nın Frankfurt kentinde gerçekleştirdiği birinci kongresinde, örgütün kuruluş deklarasyonunun 7. maddesinde, “Demokratik sosyalizm emperyalizmin her türünü reddeder. Tüm insanların baskı altına alınmasına ve sömürülmesine karşı mücadele eder” ifadesine yer verdi.
Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayan bazı sahte sosyal demokratların, neoliberal ekonomi anlayışıyla, emperyalist dış politikayla, din, mezhep ve etnik kimlik odaklı stratejiyle, sosyal demokrasiye darbe vurmaya çalışmaları, sosyal demokrasinin temel ilkeleriyle ve kavramlarıyla ilgili gerçeği ortadan kaldırmaz.
Örsan K. Öymen 2022, Cumhuriyet
19 Haziran 2025
18 Haziran 2025
bürokrasiyi,
AB savunma üretiminde bürokrasiyi azaltıyor
Paket kapsamında, savunma projeleri için gereken onay süreçlerinin hızlandırılması, ortak alımların teşvik edilmesi ve finansman olanaklarına erişimin kolaylaştırılması gibi bir dizi düzenleme yer alıyor. Yasa yürürlüğe girdiği takdirde, bazı projelerde birkaç yıl sürebilen onay süreçlerinin 60 güne kadar düşürülmesi öngörülüyor.
Komisyon ayrıca, yasa paketiyle birlikte savunma sanayisi ve silah üretiminin bazı durumlarda “üstün kamu yararı” kapsamında değerlendirilmesini ve çevre koruma düzenlemelerine karşı öncelik kazandırılmasını hedefliyor. Kimyasal madde düzenlemeleri gibi karmaşık konularda ise ulusal düzeyde savunma gerekçeli istisnaların önü açılabilecek.
Kaza,
Trafiğe bağlı ölümler hakkında konuşma şeklimizi niçin değiştirmeliyiz?Colleen Corcoran
Her şeyden önce, trafikte gerçekleşen hemen hiçbir yaralanma veya ölüm “kaza” değildir. Hemen hepsi daha iyi cadde ve sokak düzenlemeleri, hız tedbirleri ve sürücülerin temkinli hareketleriyle önlenebilir. Örneğin “uçak kazası”nda öldü demeyiz, “uçak düştü” veya “uçak çarptı” deriz. Çünkü buna neden olmuş olabilecek tüm etkenler, söz konusu bir uçak kazası olduğunda, gelecekte benzer bir trajedinin tekrarlanmaması için detaylıca araştırılıp incelenir.
Benzer bir süreç ciddi otomobil çarpmalarında da işletilmelidir.
-Kazaya karışanların yetersiz veya açık olmayan trafik işaret ve sinyalleri nedeniyle kafası karışmış olabilir mi?
-Sürücü telefonuna bakıyor muydu veya hız yapıyor muydu?
-Yolun belli bir aralığında hız limitlerini düşürmek veya şerit genişliklerini düzenlemek gelecekte hıza dayalı ölümcül çarpışmaları önleyebilir mi?
Bir kez çarpmaların önlenebilir olduğu gerçeğini tanıdıktan sonra, yukarıdaki ve benzer soruları sormaya başlayabiliriz. Şimdi bu yazıyı okuyorsanız madem bundan sonra bir daha asla “trafik kazası” dememeye söz verin ve dahası öyle söyleyen diğerlerini de uyarın.
Biz ne zaman “kaza” kelimesini bu bağlamda kullandığımız dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız.Güvenli olmayan sokaklar annemi öldürdü.Harekete geçme zamanı.
Colleen Corcoran
17 Haziran 2025
"Yerli ve milli tekme" ya da "imkan ve kabiliyetlerini tekmesinde toplayan"
Madenci yakınını tekmeleyen Yusuf Yerkel, Türkiye'nin UEFA HatTrick Komitesi Üyesi olduNe olmuştu?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde müşavirlik yapan Yusuf Yerkel, Manisa'nın Soma ilçesinde 2014 yılında 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği iş cinayetinden sonra bir madenci yakınını tekmelediği görüntüleriyle gündeme gelmişti. Yerkel, madenci yakınını tekmelemesinin ardından dizini incittiği bahanesiyle yedi gün iş göremez raporu almış ve tepki çekmişti. 2022'de Frankfurt Ticaret Ataşesi olarak atanan Yerkel, görevinden istifa ederek TFF'de koordinatör olarak işe başlamıştı.
16 Haziran 2025
Belediye başkanlarımızı hapishanede...
Belediye başkanlarımızı hapishanede görmek istiyoruzİbrahim Akyürek, 2019
Belediye başkanı seçimlerinde oy verirken yetki de vermiş oluyorsunuz. Ancak, sonrası yani, yetki vermenin ayrılmaz parçası olan sorumluluk kimsenin aklına gelmiyor. Zaten oy verirken de gelmiyor. Çünkü sorumlu tutmak için, sorumluluk duyan bir yurttaş kimliği de edinmeniz gerekiyor. Bu kimliğe sahip olup hevesle sandığa koşanların sorumluluk takibine girmemesi ise en hazin olanı.
Bizim şehirde yaşanan bu. Kocaman şehirlerde yaşayanların bizden farkı var. Onlar, oy verdikleri partinin ilişkilerini, avanta dağıtımını, paylaşan avantacıları çok yakından görmek şansına sahip değiller. Yaşadıkları mekanın büyüklüğü buna fırsat vermez. Bildikleri genel medya aracılığı ile sınırlıdır. Bizim gibi kent merkezi orta boydaki taşrada, hele tek caddeli, yarım tas benzeri bizim şehirde çağdaş kılıklı olanlar da dahil avantacılara el-kol mesafesinde yakınsınız. Birinci elden tecrübelisiniz yani. Bu yüzden, “pişkin bir susmacı laik” değilseniz büyük şehirlerde yaşayan düşünsel oydaşlarınızı uyarmanız bile gerekebilir. Senin orada iyi, çağdaş insana benziyor diye oy verdiklerini, gel de bizim burada gör, mesajı vermek gibi… Aracısız, doğrudan gördükleriniz kendinizi sorumlu hissetmenizi ve öfkenizi de artırıyor çünkü…
Savcısınız, Belediye başkanısınız, sorumluluk alanınızda olan pazaryerinin çatısı çökmüş ölmüşsün. Belediye binasının hemen yakınındaki sahipsiz tren geçidinde ölmüşsün. Belediye bağlantılı kazı çalışmalarında kazdığın toprak yığını altında ölmüşsün. Yıkılan endüstri binasının kalan kuleleri arasındaki çukurlarda ölmüşsün. Ölen ve öldüren ilişkisi iç içe aslında: kurban-kurban… öldüren başkan-ölen başkan…öldüren savcı-ölen savcı…
Felsefesi böyle ikircikli, ama yaşam pratiği somut. Bizimkiler elini kolunu sallayarak canlı canlı geziyor. Biriktirdikleri avantaları, mafyatik ilişkileri sorup sorgulayan sosyalist, en azından yurttaş tanımını hedeflemiş bir akıl da yok. Sonuç, seçim günlerinde avantacılardan seçmece yap: “Bu sefer buna, ötekinde ona,” bir de küsmece oyunu var: “tencereme, fileme, manzarama, yoluma dokunanı bu defa tanımam küserim…”
“sorumlu tutma, hesap sorma”
Şimdi, zaten dert edilmeyen “sorumlu tutma, hesap sorma” farkındalığında da sorun var. Küreselleşmenin tüm ülkelere verdiği emirlerden biri olan taşeronlaşma sorumluluk hukukunu da parçaladı. Şehrin merkezinde yenilenen küçük bir köprü çalışmasının ayak altında önlem alınmadan, gece ise ortam aydınlatılmadan yapılmasına karşı verdiğim dilekçeye CHP’li belediye zabıtasının bana yanıtı önlemi taşeron alacak, oldu. Neyse ki grizu ve göçük olaylarından biliyoruz hukuk, taşeronun sorumluluğunu da Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda olduğunu söylüyor. Sorumluluğu üzerinden atan uyanık zabıta elemanının sülalesi de bu arada kamu avantasını yiye yiye genişliyor. Kocaman şehirlerde yaşayan sizler, seçim sonuçları sonrası renkli haritalara bakıp Karadeniz'de bir CHP rengi gitti, diye üzülüyorsunuz. Neden kaybetti acaba sorusu, yurttaş merakına dönüşmediği gibi genelde araştırmacı gazetecilik konusu bile olmuyor.
Sorumluluk, şirket gibi yönetilen devlet ekonomisinin azgınlığı içinde artık devletten yurttaşa atılıyor. Atılmakla kalmıyor, bunun günlük dili oluşuyor. Özellikle, trafik kazaları ve doğanın katli haberlerine dikkat edin suçlu, günah keçisi hep seçimlerin de av, oy malzemesi olan, yurttaş-insan oluyor. “İnsan eliyle, insan kaynaklı, insan yüzünden” özellikle çevreci örgütlerden peydahlanan çevre haberlerinin giriş vurguları oluyor. Yol kusurları, araç kusurları, denetim yozluğu, yerel şirketlerin bürokrasi içinden ayarttığı adamlarla ormanları, kıyıları talan etmesi arada kaynayıp gidiyor. Sonunda olan oluyor, günah keçileri birbirine saldırıyor, cumhuriyet kadınlarının “eğitim, kültür şart” nutukları havada uçuşuyor, kadınlar avantacı cumhuriyet erkeklerini yok saymayı marifet sanıyor.
Sorumluluğu görünmez kılan başka neden son yılların modası tek taraflı anlaşılması huzur veren “yandaş” sözcüğü. Bu sözcükle anlatılmak istenen iktidarda olmak, iktidarı dost tutmak ise her CHP’li belediye başkanı da kazandığı kentinde iktidar. Onun da ihalesi, şirketi, alımı, satımı, yerel medyası, mafyası, kayırdığı sülalesi var.
Sorumluluğu görünmez kılan bir başka neden siyasi mağdurluk kaynaklı, yani HDP’li belediyelerin eleştiriden muaflığı. Ayıptır söylemesi her kenti kontrol eden en az on azgın aile vardır. Bunların kasaları, silahları, ilişkileri de büyüktür. Yerel televizyon, gazete, yerel güvenlik, adalet bu azgınların kontrolündedır. Eskişehir’de de, Diyarbakır’da da, Adana’da da, Ahmet Türk’lü Mardin’de de durum değişmez. Bizde belediye başkanları hapishanede ancak “büyük siyasi iç mesele” hesaplaşmaları yüzünden yatar. Görevleri ile bağlantılı “para meselesi” yüzünden yatmama kuralı her kafadan siyasilerin aralarında anlaştığı ortak paydadır.
Eskişehir olsun, Diyarbakır olsun bir kenar mahallede kanalizasyon çukurunda bir çocuk ölsün sonuç değişmez. Belediye tarafından bakımı yapılmamış bir yaşlı ağaç kafanıza devrilsin durum değişmez. Sadece bir oyluk canı olan tüketici-yurttaş ölüp gitmiş, telef olmuştur o kadar.
Gazete haberlerinde okuduğumuz “Görevi ihmal, hizmet kusuru, kasıtlı taksir, taksirli suç” gibi hukuk terimlerinin en fazla karşılığı bol ertelemeli maddi ceza olur.
Seçim anketlerine, sonuç yüzdelerine, renkli seçim haritalarına ayırdığımız merakı “hapishanede yatan belediye başkanı görmek istiyoruz” talebi ile birleştirirsek, sandığa küsenlerin oranı da azalmış olur. Dün başkasının başına gelen ihmalden kaynaklı bir acı olay, yarın bizim başımıza geldiği zaman en azından kendimizi suçlamaktan kurtulur, yaşayacağımız travmayı sistemi de huzursuz eden öfkeyle aşabiliriz.
***
Psikiyatri uzmanı, yazar Cemal Dindar Soma’da gördüğü, madencilere seslenen uyarıcı iş levhaları serisini “Bir şey olursa senin suçun levhaları” başlığıyla kavramlaştırır.
Ağustos 2019 < F: İbrahim Akyürek
15 Haziran 2025
13 Haziran 2025
Baş Sorumlu Kim?
Solmaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"3 ölümlü kazanın son kurbanı herkesin bildiği üzere Rukiye Solmaz'dır. Bu hayatta insanın en kutsal hakkı, yaşam hakkıdır. Annemin yasam hakkını o cinayet geçidinde elinden alan o nakliye tırını biliyoruz, katili bellidir. Elbet gereken cezayı alacaktır. Biz annemin acı ölümüne sebep olanları öğrenmek istiyoruz. Bizlerin seçtiği, oylarımızla o makam koltuklarına oturanların, acımızı hiçbir şekilde paylaşmamalarının yanı sıra, kendi ihmallerini kabul etmiyorlar, üstlerine düşen sorumluluğu almıyorlar."
12 Haziran 2025
11 Haziran 2025
10 Haziran 2025
06 Haziran 2025
04 Haziran 2025
Fotoğraf/Film Haftası 2025
Fotoğraf/Film Haftası 2025
Zonguldak Sergi Odası, Zonguldak Kömür Havzası maden işçilerinin grevinin 35. yılı nedeniyle yeni bir program gerçekleştirecek.
26'ıncı yılına giren Sergi Odası, 2025'in Kasım ve Aralık aylarında Fotoğraf/Film Haftası'nın ikincisine hazırlanıyor.Hafta boyunca fotoğraf sergi ve gösterileri, dergi/gazete/afiş gibi basılı malzemelerden oluşan arşiv sergisi yapılacak. Almanya'ya göçü konu alan bölümde Yönetmen Fatih Akın'ın filmleri gösterilecek.
İlki geçen yıl gerçekleşen etkinlik, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevinin 40'ıncı, Zonguldak (Türkiye) Kömür Havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevinin 34. yılı nedeniyle hazırlandı. Program, kömür işçilerinin yazarı İrfan Yalçın ve maden işçilerinin naif bir dostu olarak anılan ressam Nedim Günsür'un anısına adandı.30 Kasım 1990 tarihinde Genel Maden İş Sendikası’nda (GMİS) örgütlü olan maden işçileri greve çıkmıştı.Bu yılın programı Zonguldak Madenci Anıtının Heykeltıraşı Tankut Öktem'e ve yakın tarihte hayata veda eden Fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun ansına adandı.
Sergi Odası yöneticisi fotoğrafçı İbrahim Akyürek hafta hazırlıkları nedeniyle yaptığı çağrıda; yeryüzündeki kömür havzaları arasında yurttaşların öncülük ettiği gönüllü kültür köprüsü kurmak istediklerini belirtti. Bu konuda farklı havzalarda yaşanan (Almanya, Hollanda, Britanya, Belçika, Slovakya, Ukrayna v.d. ) mücadeleci emek kültürünü sahiplenen kişi, topluluk ve kuruluşlardan programlarına etkinlik desteği beklediklerini açıkladı.
F: İbrahim Akyürek
03 Haziran 2025
Çaycuma
Geleneksel 19. Çaycuma Uçurtma Şenliği | Bu kent bu şenliği sahiplenmiş
Saat bir gibi güneş yoruldu. Bulutların gölgesinde dinleniyor. Rüzgâr belirdi boğazdan. Uçurtmalar nazlana nazlana mavi gökte salınmaya başladı. Karşımızda müthiş bir manzara… Yeşilin yorulmamış tonunda yamaçlar. Mavi bir gökyüzü, beyaz bulutlar. Bulutlara kardeşlik etmeye çalışan yüzlerce uçurtma. Renk renk mavi gökte, bulutların gölgesinde uçurtmalar… Aynı anda gökte yüzlerce uçurtma ve uçurtmayla çarpan minik yürekler… En yükseğe uçan uçurtmanın sahibi kendisi olması için çabalıyor. Madalyasını alıp ertesi gün okulda arkadaşlarına gösterecek… Bazı anne ve babalar çocuktan daha heyecanlı yüzlerinden, hareketlerinden anlaşılıyor. Tüm alanda hakemler yayılmış. Belirledikleri ölçütlere göre uçurtmaları değerlendiriyorlar. Masal Kahramanım Çocuk Grubundan İbrahim, Esra, Burak ve Anıl Yusuf öğretmenler şenlik alanında çocuk şarkıları konseri veriyor, Fahri Bozbaş ve Bingül Öz çocuklarla drama ve oyun etkinliği gerçekleştiriyor. Uçurtma şenliği büyüyerek devam ediyor. Kentin kalbi sanki bu yarışma alanında atıyor. Alan dışında arabaları park etme sorunu yaşanıyor. Tüm Çaycumalılar burada…
Cuma Karataş Evrensel
02 Haziran 2025
Mayıs 2025
Jaguar ile Salgado
Brezilyalı fotoğrafçı ve çevreci Sebastiao Salgado, Paris’te daha doğrusu ikinci vatanında 23 Mayıs 2025’te 81 yaşında lösemi nedeniyle vefat etti. Aslında bir iktisatçı olan Salgado 1973’ten itibaren kendini bütünüyle fotoğrafçılığa adadı, 1960’ların sonuna doğru Brezilya’daki askeri diktatörlükten kaçarak eşi Lélia Wanick Salgado ile birlikte Paris’e yerleşmişti. Salgado 1944’te, Amazon yağmur ormanlarından sonra Brezilya’nın en yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip bölgesi olan Atlantik Ormanları’na yakın Aimorés şehrinde doğmuştu. Hayatının son dönemlerinde çevre aktivizmi ve doğa fotoğrafçılığına ağırlık veren Salgado, “Genesis” projesiyle dünyanın el değmemiş doğal güzelliklerini kayıt altına aldı. Eşi Lélia ile birlikte kurdukları Instituto Terra (Toprak Enstitüsü) aracılığıyla Brezilya’da doğduğu topraklarda 1500 dönümden büyük tahrip edilmiş bir araziyi sadece 23 yılda bir ormana dönüştürerek somut bir çevre mirası bıraktılar.
Salgado’nun sağlığı, 1990’larda geçirdiği sıtma, 1999’da İstanbul’da uğradığı saldırı, 2010’da Endonezya’da kaptığı kemik iliği fonksiyonlarını etkileyen falciparum sıtması nedeniyle bozulmuştu. Son yıllarında lösemiyle mücadele ediyordu.
Mehmet Çelik Milliyet



















.jpg)


















.jpg)



