04 Kasım 2025

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü

Trafik kurbanı öyle çok ünlü var ki...

 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun raporuna göre 2024’de 266 bin 854 trafik kazasında 6 bin 351 kişi öldü, 385 bin 117 kişi yaralandı.2025 yılı istatistiklerinde de benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle
muhtemel.

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü ve yaralı vermek bize özgü bir şey olmalı.
 
***
 
Trafik kazaları sade vatandaşların yanı sıra ünlü isimleri de alıp götürüyor aramızdan.

Son olarak Yeşilçam sinemasının bir dönemki yıldızlarından Engin Çağlar, İstanbul’da motosiklet çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

Daha önce de siyasetçiden bürokrata, tiyatro ve sinema sanatçısından şarkıcıya, gazeteciden futbolcuya birçok isim trafik kazalarına kurban gitmişti.

Onlardan hiç olmazsa birkaçını hatırlayıp analım:

 Nuri Kayış   Yeniçağ   

02 Kasım 2025

Trafik

      

16 Kasım 2025  Pazar:

Bundan 31 yıl önce, Kasım ayının üçüncü Pazarı, Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü olarak gündeme alındı. İlk on yıl boyunca Avrupa Karayolu Trafik Mağdurları Federasyonu (FEVR) ve ona bağlı uluslararası  kuruluşlar tarafından değerlendirilen bu özel gün, merkezi İngiltere’de olan RoadPeace tarafından 1993 yılından başlayarak yaygınlaştırıldı. Sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla dünyanın farklı noktalarında Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü toplantıları yapıldıDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin desteği ile 26 Ekim 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda “Dünya Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü” genel kabul gördü.

 SergiOdası

Karayolu Trafikte Can Güvenliği Kitaplığı 
2012-2025 : Zonguldak 
www.67kentimiz1.blogspot.com / Hayatımız Trafik

Yeni


BKM

Antalya / Senin de kapını çalacaklar, hazır mısın?

Kültür Yolu Festivali’nde Atatürk sergisi iptal edildi

Antalya’daki Kültür Yolu Festivali kapsamında açılması planlanan "Şapkalarla Atatürk” sergisi, sosyal medyadaki tepkilerin ardından iptal edildi.
Bir dönem AKP MKYK’de görev alan avukat Mücahit Birinci, sosyal medya üzerinden “Şapka inkılabı bahanesiyle yapılan mezalimi benim Rizeli rahmetli dedeme soracaktınız. Korkunç şeyler oldu bu ülkede. Siz hangi iklimin Kültür Bakanlığısınız?” paylaşımı yaptı. Altına da sergi afişi ekledi. 1 Kasım tarihinde başlayan festivalin yayımlanan programında serginin yer almadığı görüldü. 
DERNEK ÜYELERİNDEN TEPKİ

Akdeniz Reklamcılar Derneği Başkanı Emre Noyan, da “Bu sergiyi siz mi kaldırdınız?” sorusuna önce yanıt vermedi ardından iddiaları kabul etti. “Bu serginin kaldırılmasında bakanlığın bir etkisi var mı” sorusuna “Karşılıklı konuşarak karar verdik” diye yanıtladı. Emre Noyan Gün Haber sitesine ise şu açıklamayı yaptı; “Sosyal medyadan sergi ile ilgili tepkiler gelince yönetim kurulundan bazı arkadaşlar polemiğe yol açmayalım sergiyi kaldıralım dediler. Ben de başka bir zaman açarız diye kabul ettim.” “Arkadaşlarınıza direnmediniz mi” sorusuna, “Biz küçük bir derneğiz, etimiz ne budumuz ne?.. Niye bakanlıkla kötü olalım” cevabını verdi. Akdeniz Reklamcılar Derneği’nin sergiyi kaldırmasına üyelerinden de tepki geldi.

 

İnternet

 

30 Ekim 2025

Thatcher'ın "toplum diye bir şey yoktur" / İngiltere

Paul Graham
Graham'ın sunduğu tablo, 1980'lerdeki züppeliklerden ve finans sektörünün düzenlemelerinin kaldırılmasıyla ortaya çıkan açgözlü kültürün aşırılığından çok uzak bir dünya (on yılın ilerleyen dönemlerinde içinde yaşadığım dönemde bile büyük ölçüde yabancı kalan bir kültür; sanat okuluna kaçtığımda o zamanki meslektaşlarımdan hiçbiri şaşırmamıştı). Sistemin işsizlere bu şekilde davranılmasına izin vermesi, bana göre Thatcher'ın "toplum diye bir şey yoktur" görüşünü yeterince örnekliyor; çünkü eğer olsaydı, toplum bunu umursar mıydı?
Paul Graham, Beyond Caring'den, 1984-5
  

Birleşik Krallık genelindeki işsizlik ofislerinin bekleme odaları

 

TAM SAHA PRES

 

Gazeteciler Tekno-Oligarklara karşı: Bir Dünya Kongresinden notlar

Antik Yunanca’da “azınlığın yönetimi” anlamına gelen oligark kavramı, artık sadece Kremlin’e yakın Rus zenginler değil; Bezos, Zuckerberg, Altman gibi dijital çağın yeni ABD’li lordları için kullanılıyor. Stiglitz de Trump’ın bu oligarkları Beyaz Saray’da tespih taneleri gibi karşısına dizdiği toplantıyı hatırlattı, dünyanın tüm verisinin Google, Microsoft, Amazon gibi şirketlerin bulut sistemlerinde olduğunu vurguladı, “Trump bir gün veriye erişimi kesme talimatı verirse ne olacak?” diye sordu.

Trump yönetimdeyken artık kimse “bu kadar da olabilir mi?” diyemiyor.

Peki bu oligarkların kurduğu sisteme ne isim vermeli?

Gazeteci ve dijital haklar uzmanı Dr. Courtney Radsch, bu düzene bir isim veriyor: Tekno-faşizm. Çünkü teknoloji şirketlerinin çoğunda mutlak karar verici bir yönetici var. Ne denetleniyorlar ne de devrilebiliyorlar. Radsch’e göre Elon Musk, Sam Altman ve benzeri figürler modern çağın “tek kişilik yönetim” örnekleri. Artık bu şirketlerde demokratik bir yönetişim ihtiyacı bile hissedilmiyor. Bu da teknolojinin geleceğini simgesel olarak da toplumsal iradenin dışına taşıyor.

  Artık en doğru içerik değil, en çok kazandıran içerik görünür olacak. Algoritmalar sizi yankı odalarına hapsedecek. Dezenformasyonun dozu, farkında olmadan artacak. 
Yapay zekâ araçları haberi üretenden değil, üründen “besleniyor.” Bir gazetecinin emeğini, başka kaynaklarla harmanlayıp kendi ürünü gibi sunuyor. Kaynak göstermiyor; kullanıcı da doğrudan siteye gitmiyor. Gelir, görünürlük, etki… Hepsi erime tehlikesiyle karşı karşıya.

Peki çözüm ne? İçeriğe erişimi kesmek mi? O da işe yaramıyor. Çünkü araçlar ne bulurlarsa onu kullanıyor. Kötü bilgiyle dolu forum ve tabloid haber içerikleri, özgün yanıtlar gibi paketlenip servis ediliyor. Gerektiğinde kaliteyi koruyabilmek için büyük ana akım yayıncılarla telif anlaşmaları yapılıyor. Ama bu kez küçük, bağımsız üreticiler sistemin dışına itiliyor. Bilginin çeşitliliği azalırken çoğulcu kamusal alan da tehdit altında kalıyor.
 

ÇÖZÜM: SİYASİ İRADE VE TAM SAHA PRES

 Can Ertuna    Birgün  
                            

susmanın daha güvenli olduğu fikrine alıştırılıyor.


Noktaları birleştirmek

Çocuklara resim çizmeyi öğreten kitaplarda noktalarla dolu sayfalar vardır. Noktaları birleştirmeye başlayınca karşınızda bir resim şekillenmeye başlar. 

 İlk nokta olarak 2010’u alabiliriz: “Yargı bağımsızlığı” denerek yapılan anayasa değişikliği, yargının yürütmeye bağlanmasının kapısını açtı. 2016 “darbe girişimi”, bu sürecin hızlandırıcısı oldu. Olağanüstü hal altında 100 binden fazla insan işten çıkarıldı, kurumlar yeniden dizayn edildi. 2017 referandumu devletin biçiminin dönüştüğü andı. Yasama, yürütme, yargı tek merkeze bağlandı. Artık devlet “makinesi”, “liderin” iradesiyle işleyecekti. Bu merkezileşme sessiz ve sistemli bir biçimde devam etti, hâlâ da ediyor.

Bu süreçte, devlet artık yalnızca güvenliği değil, toprağın, evin, mülkiyetin de kaderini belirtiyordu. Rejim muhaliflerinin düzmece gerekçelerle, itirafçıların yönlendirilmiş sözleriyle hapse atılmaları da artık sıradan bir uygulamaya dönüşmüştü.

Bir yandan da toplumun eleştirel damarları teker teker kesiliyordu. Tele1’e yönelik susturma, yok etme hamlesi, YouTube kayıtlarının silinmesi salt bir televizyon kanalına saldırı değil, bir hafıza tasfiyesi çabasıydı. Devlet artık vatandaşının, neyi hatırladığını da kontrol etmek istiyordu. YouTube kayıtlarının silinmesi, siyasal İslamın militanlarının ellerine fırsat geçince kültür alanında neler yapabileceklerini de gösteriyordu.

 Toplum, susmanın daha güvenli olduğu fikrine alıştırılıyor. 

Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 

                                 

28 Ekim 2025

35. YIL

 

PROGRAM:


Program:

  

Fotoğraf/Film Haftası Otobüs filmiyle başlıyor!

Zonguldak Sergi Odası, Zonguldak Kömür Havzası Maden İşçilerinin büyük grevinin 35. yılı nedeniyle yeni bir program hazırladı.

26'ıncı yılına giren Sergi Odası, bu yılın Kasım ve Aralık aylarında Fotoğraf/Film Haftası'nın ikincisini başlatıyor.
 
Hafta boyunca fotoğraf sergi ve gösterileri, dergi/gazete/afiş gibi basılı malzemelerden oluşan arşiv sergisi düzenlenecek. Almanya'ya göçü konu alan bölümde Yönetmen Fatih Akın'ın filmleri gösterilecek.

Hafta 4 Kasım Salı günü Tunç Okan'ın OTOBÜS filmi ile başlayacak. 6 Kasım Perşembe Fatih Akın'ın SOUL KITCHEN, 8 Kasım Cumartesi ALMANYA'YA HOŞ GELDİNİZ, 11 Kasım Salı günü Ahmet Uluçay'ın KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK filmi Sergi Odası'nın büyük perdesinde olacak. 

İki yıl önce yitirdiğimiz Ressam Orhan Taylan, 'Atölyesinde Orhan Taylan' belgeseli ve 2021 yılında yitirdiğimiz Nevzat Çakır fotoğraflarını topladığı 'Sokağın Adı Fotoğraf' DVD'si ile anımsanacak. Alaattin Kara, Tankut Öktem'in eseri Zonguldak Madenci Anıtını konu alan anlatımını gerçekleştirecek. 

30 Kasım 1990 tarihinde Genel Maden İş Sendikasında (GMİS) örgütlü olan maden işçileri greve çıkmıştı.
Bu yılın programı Zonguldak Madenci Anıtının Heykeltıraşı Tankut Öktem'e ve yakın tarihte hayata veda eden Fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun ansına adandı.
İlki geçen yıl gerçekleşen etkinlik, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevinin 40'ıncı, Zonguldak (Türkiye) Kömür Havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevinin 34. yılı nedeniyle hazırlanmıştı. Program, kömür işçilerinin yazarı İrfan Yalçın ve maden işçilerinin naif bir dostu olarak anılan ressam Nedim Günsür'un anısına adanmıştı. 

İletişim: Sergi Odası > 67sergi@gmail.com > +90 0552 3313847

https://67foto-film.blogspot.com/ 

canı acıyan başkalarını da görerek.

 

Bazen tek parmak, bazen tek yürek!

Muhaliflerini cezaevine atan bir rejim, bir cezaevi firarisinin mühendis bir genç ile bir askeri öldürmesini engelleyemez mesela. Mesela, bir çocuğu öldüren ve sırıtarak zafer pozu verenlerin yarısı cezadan kurtulabilir. İşyerinde kolayca ölürsün, kaza denir. Sokakta kolayca öldürülürsün, arızi sayılır. Gencecik umutsuzluklarla intihara sürüklenirsin, basıp geçerler. Tacize, tecavüze uğrarsın, tahrike, rızaya bakıp suçlu bile çıkarırlar. Emekli olarak sürünürsün, sistemin başındaki adam seni bir türlü ölmemekle suçlar. Sorumluluk üstlenmeden, her zaman suçlu arar bu tür rejimler.

O yüzden, bazen o “tek parmak” bir dönüm noktasıdır. Bazen on parmak. Bazen bir el, bazen el ele vermek. Bazen bir yürek, bazen “tek yürek!” Canınız neresinden acıyorsa, canı acıyan başkalarını da görerek.
 Umur Talu   T24

 

27 Ekim 2025

“süreç olarak faşizm”

 

Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Dijital çağın sermayesi artık üretkenlikten çok erişim ve ranttan besleniyor. Veri sahipliği, fikri mülkiyet, ağ etkileri... Hepsi emeğin değil, davranışın, zamanın, hatta duygunun, dikkatin denetimini hedefliyor. Bu model, salt ürünlerin değil, davranışların da metalaşmasını gerektiriyor.

Burada, “iktidardaki faşizmin” arkasındaki sınıf dinamikleri yeniden görünür hale geliyor. Klasik faşizm, sermayenin en gerici kesiminin toplumsal krizi yönetmek için faşizmi kabullendiği bir andı. Bugün yaşanan da farklı bir biçimde aynı yönelimin dijitalleşmiş hali. Paramiliter kitle denetiminin yerini algoritmik kitle mühendisliği aldı. Şiddet ve zorlama, propaganda ve gözetimle birleşti. Ancak paramiliter sokak şiddetinin, yasa tanımazlığın geri gelmeye başladığı da görülüyor. Devlet denetiminden, kamusal düzenlemelerden, sendikal örgütlenmeden rahatsız olan teknoloji oligarşisi, kendi “serbestlik” anlayışını korumak için faşist harekete yöneliyor.
Ancak sorun yalnızca otoriterlik değil. Faşizm, tarihsel olarak hep bir “oluş-süreç” halidir. Önce kültürel ortam doğar, sonra kadrolar, örgütler, hareket şekillenir, ardından kadrolar ve örgüt devlet aygıtına erişir ve en sonunda büyük sermayenin güvenini kazanır. Bu evreler birbirini izleyerek faşizmin olgun biçimini yaratır.  
 Benim Yeni Faşizm kitabında önerdiğim gibi, bu olguyu “süreç olarak faşizm” biçiminde düşünmek, onu yalnızca geçmişin bir rejimi olarak değil, bugünün (“kontrol toplumunun”, Gilles Deleuze) içinden büyüyen, yalnızca sokakta ya da devlette değil, işyerinde, platformda, algoritmanın sessiz disiplininde yeniden biçimlenen bir reaksiyon olarak anlamaya yardımcı olur.
 Ergin Yıldızoğlu  Cumhuriyet

24 Ekim 2025

ruh sağlığı alanı

Psikiyatr Cemal Dindar: ‘Hangi sınıfın dilini konuştuğunuz, tedavide belirleyici’ 

Başta elbette eşitsizliklerle biçimlenir. Batı’da bir mülteciyseniz daha fazla akıl hastalığı ile damgalanma riski altındasınızdır. Psikiyatrinin ve psikiyatrın aşina olduğu dili konuşmayanlar daha fazla damgalanırlar. Bu sadece ana dili konusu değil, o da önemli elbette. Orta-üst sınıfın dilini konuşmaktan da söz ediyorum. Dil sınıflara göre de biçimlenir. Paranız varsa ruh sağlığı alanı size daha konuşkan ve cömerttir, 45 dakika ayırır, yoksa dili ketumlaşır, 5 dakikalık görüşmeyle elinizde bir kutu ilaçla çıkarsınız odadan. Bugün çok kaba, insan karşıtı bir sistem var ruh sağlığında. “Varsıllara terapi, yoksullara ilaç” mottosuyla işleyen. Bu, toplumların kitleleştirilmesine hizmet eden bir sistem… Bir toplumda psikotrop ilaç kullanımının bu kadar yoğun olması bir halk sağlığı sorunudur. Yani ilaç kullanımının yaygınlığı ve dozların yüksekliği toplumları bastırmanın araçlarından biri.

Bugün açısından, özellikle de akademide psikoloji biliminin toplumsal dinamiklerine dair ne söyleyebiliriz?

Türkiye’de ruh sağlığı alanı ağır bir tıp hegemonyası altında. Yeni yasal düzenlemelerle sistem bunu daha da perçinleme eğilimini belirtti. Psikoloji, tuhaf bir açmazın içinde gördüğüm kadarıyla… Bir yandan yasasız bir uygulama alanı. Bunu toplum ruhsallığı açısından çok riskli buluyorum. Öte yandan de facto bir durum da var, benim neoliberal inanç sistemleri dediğim kişisel gelişim, koçluk benzeri alanlarca yersizleştirilmeyle yüz yüze psikoloji.

Akademinin hali ise bunlarla uyumlu. Özellikle özel üniversitelerdeki birçok psikoloji bölümünde öğretim üyesi olarak psikiyatr hakimiyeti var. Bu başlıca garabetlerden biri. Ayrıca bilişsel davranışçılık ve bunun eşlikçisi Amerikan kültürcülüğü akademik aklı kötürümleştiren bir etki yaratıyor.

BKM


Film


İnternet

 


22 Ekim 2025

Park


Danıştay’ın açıkçabu uygulama hukuka aykırıdır” dediği karara rağmen, şehir merkezinde ücretli otopark furyası hız kesmeden devam ediyor

Eskiden trafiği rahatlatmak için çift şeritli yapılan yollar, şimdi sarı çizgi mucizesiyle otoparka dönüştürülüyor.

Ara sokaklar dubalarla kapatılıyor, üst sokaklar bariyerlerle çevriliyor; vatandaşın ücretsiz park etmesi adeta suç muamelesi görüyor.

21 Ekim 2025

Liman yolu

 

Oysa başarı, bir kentin bir caddesini değil,

Bakan Kurum Hatay videosu paylaştı, Can Atalay Silivri'den çağrı yaptı: Dronu biraz daha yükseğe kaldırın 

Fakat bu parlak sahnenin ardında, hâlâ bitmeyen bir yaşam mücadelesinin sessiz çığlığı duyuluyor.

Hataylılar, videoda gösterilen caddenin ötesinde başka bir hayat yaşıyor. Tozun, gürültünün, eksik altyapının içinde… Hâlâ konteynerlerde yaşamını sürdüren binlerce aile, çocuklar şantiyelerin arasından geçerek okula gidiyor. Hava kirli, yollar dar, trafik sıkışık. TOKİ inşaatları yıllardır 'tamamlanmak üzere' ama hâlâ birçoğu teslim edilmedi. Hatay’da hayat, süslenmiş bir sahne değil; hâlâ tam ortasında durulan bir enkazdan ibaret.

Hani '2025’te herkes evinde olacaktı'? Hani IBAN’larla toplanan yardımlar? Hani 'yaralar sarılacaktı'? Hatay’ın sokakları karanlıkta, ama yalnızca dronun gösterdiği sokak projektörlerin altında parlıyor.

Sayın Bakan’ın paylaştığı video, bir başarı hikâyesi olarak sunuluyor. Oysa başarı, bir kentin bir caddesini değil, tüm insanlarını ayağa kaldırabilmektir.

                         

20 Ekim 2025

20 Ekim 2010 tarihinde kurulan...


20 Ekim 2010 tarihinde kurulan Zonguldak Fotoğraf Derneği (ZFD), geçen 15 yıl boyunca fotoğraf sanatını kentimizde yaygınlaştırmak, paylaşmak ve geliştirmek adına büyük bir özveriyle çalıştı.

Bugüne dek 24 temel fotoğraf semineri, onlarca fotoğraf gezisi, kişisel ve karma üye sergileri düzenleyerek sayısız fotoğrafçının yolculuğuna eşlik etti.

ZFD, sadece üyelerinin değil, tüm Zonguldaklı fotoğrafseverlerin bilgi ve deneyimlerini artırmak için ülkemizin önde gelen sanatçılarını ağırladı; söyleşi, sunum ve atölye etkinlikleriyle fotoğraf kültürüne önemli katkılar sundu.

Ayrıca, fotomaraton dâhil olmak üzere üç ulusal çapta yarışma düzenleyerek fotoğraf sanatını ulusal ölçekte de görünür kıldı.

16 Ekim 2025

"bayrağa dokunma" deyip

Greta İsrail askerleri tarafından uğradığı işkenceyi anlattı

"Bavulumu teslim aldığımda, üzerinde ‘Fahişe Greta’ yazısı ve erkek cinsel organı çizilmiş figürlerle karşılaştım. Bunu beş yaşındaki çocuklar bile yapmaz."

Sumud Filosu'nda yer alan ve İsrail askerleri tarafından alıkonulan Greta Thunberg, işkenceye uğradığına yönelik açıklamalara rağmen "Gazze'de soykırım sürüyor" diyerek konuşmamıştı.

Ateşkes anlaşması sonrası yaşadıklarına dair açıklamalarda bulunan Thunberg, "Beni yere yatırıp ellerimin arasına İsrail bayrağı bağladılar" derken, bayrak her dalgalandığında "bayrağa dokunma" deyip sırtına tekme atıldığını söyledi.

Kendisine "fahişe" denilerek hakaretlere maruz kaldığını belirten Thunberg, zehirli gazla öldürülmekle tehdit edildiğini de ifade etti.

Bavulunu teslim aldığında üzerinde "Fahişe Greta" yazısı ve erkek cinsel organı çizildiğini gördüğünü aktaran Thunberg "Bunu beş yaşındaki çocuklar bile yapmaz" dedi.

 Patnos'a çocuk kitapları gitti!
Sergi Odası, 75. Yıl Ortaokulu Türkçe öğretmenlerinin çağrısı üzerine bir kutu kitabı Patnos'a (Ağrı) gönderdi.

                      

Veda:

 

NE ÇOK ÖL(DÜRÜL)DÜK
DAHA YAŞANILIR BİR DÜNYA İÇİN
Belgesel sinemacı, bağımsız gazeteci, yaşam savunucusu, ekoloji savaşçısı, dostumuz HAKAN TOSUN’u katlettiler.
İstanbul - Esenyurt’ta kimin, ne amaçla yaptığı açıklığa kavuşmayan ama yapılma biçimi ve sonrasında yaşananlarla kuşkuları tırmandıran bir saldırıda yaralanan, 24 saat boyunca kendisinden haber alınamayan, yol kenarında baygın vaziyette bulunan dostumuz verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.
Basına kimin tarafından verildiği belli olmayan görüntüler servis edildi, olay yerindeki güvenlik kameralarının görüntüleri polis tarafından izlendi ama el konulmadı; bu görüntüler gözaltına alınan iki kişinin yakınları tarafından “gasp edildi. Karanlık cinayet daha da karanlığa sürüklendi. Nedenleri bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz.
Hakan Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı hiçe sayan kentsel dönüşüm politikalarına, sermayedarlara değil tüm kamuya ait olan doğal sermayelerimizi acımasızca sömüren HES’lere, vahşi madencilik ve enerji politikalarına, ekolojik kırımlara karşı direnenlerin yanındaydı, bu direnişleri belgeliyordu.
Her yerdeydi... Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün sesiydi, gözüydü, kulağıydı. Gezi Parkında yakılan çadırları onu kamerası belgelemişti. Soma’daydı, Sinop’taydı, Akkuyu’daydı, Değirmenözü’ndeydi, Kumluca’daydı, Validebağ’daydı, Hatay’daydı, Karaburun’daydı. Suyun, zeytinin, her türlü canlının yanındaydı. Yaşam neredeyse orayı savunuyor, belgeliyor, bugüne gösterirken yarına önemli belgeler bırakıyordu. “Çekme lan!” diye bağıran, tehdit edenlere rağmen ÇEKTİ!
O bir yaşam savunucusuydu. Canı pahasına savundu, yaşansın, yaşatılsın istiyordu. Yaşatmadılar!
HAKAN TOSUN’un anısı önünde saygıyla eğiliyor;
DAHA YAŞANILIR BİR DÜNYA İÇİN
DİMDİK DURACAĞIMIZA SÖZ VERİYORUZ
BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
(BELGESEL SİNEMACILAR BİRLİĞİ)

Not: Fotoğrafın kaynağı bilgisine ulaşamadığımızdan belirtemedik. Anlayışınızı rica ederiz.    
(facebook) 

                                 

Sinema

 

15 Ekim 2025

Amerika Trump’ı

 

Amerika Trump’ı heykellerle yargılıyor!

2016’dan bu yana Trump’ın karikatürize edilmiş onlarca heykeli dünya medyasının da gündeminde. İlk çıkışı, “İmparatorun testisleri yok” adlı çıplak Trump heykelleriyle yapan anarşist grup Indecline oldu. Parklarda ve merkezi meydanlarda sergilenen bu heykeller Amerikalıları hem şaşırttı hem eğlendirdi. Los Angeles’ta satılanlardan biri 28.000 dolara alıcı buldu. Zamanla bazıları toplatıldı, bazıları ise unutuldu.

2017’de kendisini karikatürize eden heykellere sessiz kalan Trump, kölelik yanlısı komutanların heykellerinin kaldırılmasına “Tarihi değiştiremezsiniz ama ondan öğrenebilirsiniz” diyerek tepki gösterdi. Bu açıklama, toplumun geçmişle hesaplaşması ve sanatın eleştirel dili açısından tartışmaları daha da büyüttü.

2018’de ise New Yorklu sanatçı Phil Gable, Brooklyn sokaklarını “Üstüme İşe” yazılı Trump büstleriyle donattı. Sanatçı, amacının siyasetin bunaltıcı atmosferinden bir anlık kaçış ve rahatlama sağlamak olduğunu açıkladı.

Aynı yıl Kaliforniya’da bir grup aktivist, göbekli, makyajlı, tırnakları boyalı ve şapkalı bir palyaço Trump heykeli yaptı. Yanındaki reklam panosunda ise 1970’lerin seri katili John Wayne Gacy’ye gönderme yapılarak, “Bir palyaço cinayetle kurtulabilir” ifadesi yer aldı. Aktivistler Trump’ı çevre politikaları ve nezaket açısından “kendi şahsına münhasır bir seri katil” olarak tanımladı.
 
Belma Akçura   Milliyet