Sağlıkta çeteleşmenin sonu yok: Radyoloji skandalları arka arkaya patladıKamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinin taşeron firmalara devredilmesiyle hazırlanan MR ve tomografi raporlarında tespit edilen hatalar yeniden gündemde. Hastaların karşı karşıya kaldıkları tek tehlike bu değil. Bilinçli olarak yapılan gereksiz ameliyatlar, sık tekrarlanan tetkikler doktorların ihmali ve hasta endişesiyle açıklanamaz noktada. AKP döneminde özelleştirilen hizmetler, sağlıkta "çeteleşmeyi" ve çürümeyi beraberinde getirdi.
10 Ocak 2026
Çete
Kitap / Yıl 2016
"Geriye ne mi kaldı? Şimdi büyük bir kitle var, o sert babanın kendilerine yaşattığı olumsuz nice duyguyu bir kardeşinde yaratıp rahatlamaya çalışıyorlar... İşte kin tam da budur." (s.319)
Cemal Dindar
09 Ocak 2026
08 Ocak 2026
Onlar kamu yöneticilerinin ruh sağlığını tartışırken... Yıl 2021
Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
Taner Timur Birgün Pazar, 2021
ABD kamuoyunda “MAGA kalabalığı” (Make America Great Again Mob) olarak adlandırılan güruhun saldırısı, çıldırmış bir başkanın kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan “vahşet”in toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ yatışmadı ve en büyük korku da 20 Ocak devir töreninin daha da vahim bir kalkışmaya yol açma olasılığı? 6 Ocak skandalını Cumhuriyetci çoğunluk da kınamış olsa bile, alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde 43’ü) işgali onaylamıştı!
Oysa aynı yıllarda ABD’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor, J. Haskel ve S. Westlake’nin “Kapitalsiz Kapitalizm” (Princeton Uni. Press; 2017) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım, marka, tasarım, Ar-Ge vb gibi alanlara yapılan “gayri-maddi” (intangible) yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye, şirketin piyasa değerinin ancak yüzde 1’i kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri 5 trilyon doları aşan beş dev şirketin (GAFAM: Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft) çalıştırdıkları işçi sayısı ancak 1,2 milyon kadardı. Bu gelişme gelir dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor, sınıf çelişkilerini keskinleştiriyordu.
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine, daha da şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.
06 Ocak 2026
Kozlu
BEUN Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi SanArt Öğrenci Topluluğu, Zonguldak Fotoğraf Derneği tarafından hazırlanan “Motus” adlı fotoğraf sergisini Tıp Fakültesi binasında yeniden sergileyerek tüm sağlık kampüsünün ziyaretine açtı.
Sergide, Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi olan öğretim üyeleri Prof. Dr. Füsun Cömert ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Irmak Doğancı’ya ait fotoğraflar da yer aldı. Topluluk üyeleri, yoğun ders ve sınav takvimi nedeniyle sanatsal etkinliklere katılma fırsatı bulamayan öğrenci ve akademik personeli fotoğraf sanatıyla buluşturmayı, sanatı kampüs yaşamının bir parçası hâline getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
05 Ocak 2026
Birgün / Dizi Yazı
Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -1: Bir avuç kömür için bir ömür verenlerin kenti Ümit Kartoğlu Birgün
31 Aralık 2025
Nedim Günsür
Nedim Günsür'den E. İrem Az'a madenci portreleri: Belgesel şiirlerle büyük resme doğruNedim Günsür resim kariyerinin ilk yıllarını Zonguldak’ta geçirir. Çevresine duyarlı bir sanatçıdan bekleneceği üzere burada madencileri gözlemler. 1954 tarihli, 70/100cm boyutlarında, yani büyükçe diyebileceğimiz ve füzen ile yapılmış bu döneme ait çalışmalarından birine bakıyorum. Baretlerin altına gizlenmiş beş surat görüyorum. Madencilerin yüzlerinin neredeyse tamamını boyayan füzen karası göz aklarını iyice ön plana çıkarıyor ve bakışlarındaki duygu kolaylıkla okunuyor. Orhan Koçak’a göre onun bu dönemde sık sık farklı boyut ve malzemeler kullanarak yaptığı Madenciler adlı çalışmalarını selefleri Liman Grubu’nun toplumcu resimlerinden ayıran özellik, “fiziksel çalışmayı yüceltmek yerine emekçilerin endişe ve yabancılaşmalarını vurgulamasıdır.” Güzin Ayan K24
26 Aralık 2025
Kitap
Zonguldak Kitapları Masa Üstünde!
Zonguldak Sergi Odası’nın geleneksel masa üstü kitap sergisi 3-30 Ocak 2026 tarihlerinde açık kalacak.
“Zonguldaklı Yazarlar, Zonguldak’ı Yazanlar” başlığı altında toplanan kitaplar okurların ve araştırmacıların eski/yeni tüm kitaplarla daha kolay tanışmasını amaçlıyor.
Geleneksel sergi bu kez bir dönem kömür madeni işçiliği de yapan Japon ressam Sakubei Yamamoto anısına adandı.
Sakubei Yamamoto (1892-1984) yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Kyushu'daki Chikuho bölgesinin kömür madenlerine çalıştı. 12 yaşında bir maden ocağı demircisinin yanında çıraklık yaptı. Daha sonra maden ocağı güvenlik görevlisi oldu ve madencilik endüstrisine dair anılarını resmetmeye başladı.
2011 yılında Sakubei Yamamoto'nun kömür madenciliği resimleri ve çizimleri UNESCO'nun Dünya Belleği programına kaydedildi.
Mithatpaşa Mah. Zübeyde Hanım Cad.19 Arı İşhanı Kat 1 (Nisa Eczanesi Üstü, Madenci Heykeli'ne 50 m.) Merkez-Zonguldak
25 Aralık 2025
Madencilerin naif ressamı:
Nedim Günsur
NEDİM GÜNSUR VE MADENCİLERİN YAŞAMI...
"İlk olarak Ereğli Ortaokulu'ndaki öğretmenim olan Sayın Nedim Günsur'la başlamak istiyorum. 1955-1959 yılları arasında Ereğli'mizde öğretmenlik yaparken değerli Hocamla tanışıp öğrencisi olma şansını yakaladım.
Sayın Nedim Günsur'u size tanıtayım: 1924 yılında Ayvalık'ta doğdu. 1948 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. 10'lar grubuyla birlikte çalıştı. Bedri Rahmi Eyuboğlu ve öğrencileri Türk Kültürünün motiflerini çalışmalarında öne çıkardılar. Batı resmindeki soyut akımlarla, geleneksel motiflerimizi sentezleyerek çalışmalar yaptılar. Sayın Nedim Günsur, akademiyi birincilikle bitirdiği için Fransa Devleti'nin bursu ile Paris'e gider ve 4,5 yıl kalır. 1955-1959 yılları arasında Kdz Ereğli Ortaokulunda resim öğretmenliği yapar. 1956 yılında TBMM için 'Ereğli Limanı' tablosunu sipariş alır.
Toplumsal konuları Fransa'daki eğitimden etkilenerek naif yorumlara yakın bir tarzda işlemiştir. Ana konusu insandır, soğuk renkleri tercih eder. Dışa vurumcu tarzını zaman zaman kullanmıştır ve madencilerin yaşamı ağırlıklı konularıdır. Sayın Nedim Günsur'u 1994 yılında kaybettik, saygı ve rahmetle anıyorum."
Ressam Erdoğan Keskin Değişim
22 Aralık 2025
21 Aralık 2025
18 Aralık 2025
Kent
Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV), 2025 yılı ödüllerini açıkladı. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Karahasanoğlu tarafından yapılan açıklamaya göre; kültür ödülü Zonguldak Fotoğraf Derneği, bilim ödülü TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi, eğitim ödülü ise TTK İş Sağlığı, Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığı’na verildi. Ödüller, önümüzdeki günlerde yapılacak törenle sahiplerine teslim edilecek.
17 Aralık 2025
16 Aralık 2025
2011 / Kandilli
Nota Bene Yayınları’ndan çıkan ‘Yerüstünden Notlar (Madenci Kasabasında Yıkımın Fotoğrafı)’ madencilik sektöründe 1980’lerden sonra gerçekleşen yıkımın sonuçlarını gözler önüne sermeye çalışıyor. Kitap bu yıkımı Zonguldak’a bağlı bir madenci kasabası olan Armutçuk’taki dönüşüm üzerinden sorguluyor. Dönüşüm eserde, fotoğraflar ve yerel halkla yapılan söyleşilerle aktarılıyor. Alaattin Timur ve Mahmut Hamsici’nin editörlüğünde hazırlanan kitapta fotoğraflar bu iki isimle birlikte Ayşen Gürbüz, İlhan Beyoğlu ve Ekrem Erbiz’in imzasını taşıyor. Söyleşiler ise Mahmut Hamsici’ye ait.
Söyleşiler dışında kitapta yer alan iki metin okurların konuya vakıf olabilmesi için zengin bilgiler sunuyor. Bunlardan biri TTK işçisi Salim Çalık’ın kaleme aldığı ‘Kömürün Yarattığı ve Yıktığı Kent: Armutçuk’ yazısı. Çalık’ın Armutçuk’un ekonomik, sosyal, kültürel yapısını geçirdiği dönüşüm süreçleriyle birlikte aktardığı yazısı bugün akademik dünyada dahi yer almayan ve uzun araştırmalar ile ortaya çıkarılmış bir metin. Türkiye’deki maden işçilerinin sendikal mücadelesinde çok özel bir yeri bulunan Çetin Uygur’un metni ise Türkiye’deki maden işletmelerinin yapısını ve buna uygun toplumsal yaşamın 1800’lerden bugüne kadarki dönemlerini ve bu dönemlerin kendine ait özelliklerini genel hatlarıyla aktarıyor. 2011
14 Aralık 2025
11 Aralık 2025
Emek
Teknofeodalizm ile emek sömürüsü derinleşiyor
Emek sömürüsü dediğimizde çoğunlukla emek piyasasında ortaya çıkan ve Marx’ın artı değer kavramı ile özdeşleşen geleneksel sömürü ilişkileri aklımıza gelmektedir. Ancak son 15-20 yıldır günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen dijital iletişim teknolojileri ile geleneksel emek sömürüsü ilişkilerinin biçim değiştirdiğine şahit oluyoruz. Büyük teknoloji şirketlerinin her bir internet ve sosyal medya kullanıcısını adeta kendi işçisi gibi gördüğü ve bu sayede sıradan kullanıcıların günlük internet kullanımı üzerinden büyük bir emek sömürüsü ve sermaye birikimi elde etmesi söz konusudur. Burada sömürülen “emek” geleneksel anlamda emek piyasasında harcanan emekten farklı olduğu için sömürünün kendisini görünmez kılması gibi ciddi bir tehdit de ortaya çıkmaktadır. Literatürde ilk olarak 1977’de Smythe tarafından “izleyici emeği” olarak adlandırılan bu “emek” türü sıradan bireylerin boş zamanlarının medya araçları sayesinde sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmasını ifade etmektedir. Günümüzde gelişen dijital iletişim teknolojileri sayesinde artık bireyler sadece izleyici değil medya üretim ve tüketim süreçlerinin aktif birer katılımcısı olarak “kullanıcı emeği” sarf etmektedir. Bu bağlamda sosyal ağlarda bireylerin içerik üretirken aynı zamanda üretilen içerikleri de tüketmesi internet kullanıcılarının harcadığı emeği ifade etmektedir. Milyonlarca kullanıcının hem üretim hem de tüketim sürecinde yer alması teknoloji şirketleri için adeta bir hammadde olan milyonlarca bedava verinin toplanması anlamına gelmektedir. Bu veriler tıpkı Smythe’in 77’de vurguladığı gibi sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmaktadır. Bu noktada internet ve sosyal medya platformlarını kullanan herkes bir yönüyle emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Dolayısıyla emek sömürüsü toplumsallaşarak derinleşmektedir.
Tugay Soykan Birgün
09 Aralık 2025
baronluk
Yeni feodal çağ ve dijital baronluk
Ortaçağ’ın baronları toprakta üretimi kontrol ederken bugünün baronları veriyi, iletişimi ve üretim süreçlerini yönetiyor. Facebook, Google, Amazon, X, Apple gibi teknoloji devleri, çağdaş dünyada bilgi akışını, iletişim biçimlerini ve hatta siyasal tercihleri belirleyen devasa yapılar haline geldi. Toplumun her katmanı, bu platformların altyapısına bağımlı durumda. Kamusal alan, artık fiziksel bir meydan değil; birkaç özel şirketin yönettiği sanal bir “platform ekonomisi” içinde biçimleniyor.
CUMHURİYETÇİ BAKIŞ
Varoufakis’in vurguladığı temel çelişki burada başlıyor: Vatandaş “kullanıcıya”, halk “veri kaynağına”, kamusal alan ise “platforma” dönüşüyor. Demokrasinin biçimsel varlığı sürse de içerik çoktan sermaye tekellerinin eline geçmiş durumda. Liberal demokrasiler, otoriter liderlere karşı çıkarken piyasa baronlarına dokunmamayı tercih ediyor. Bu yüzden Varoufakis’in ifadesiyle “gerçek bir cumhuriyetçi yalnızca krallara değil, baronlara da karşı çıkar.”
Bu çağda siyasal iktidarın merkezinde artık devlet başkanları değil, veri akışını ve dijital iletişim araçlarını yöneten özel şirketler yer alıyor. Her seçim kampanyası, her toplumsal hareket, bu dijital ağların denetimi altına girmiş durumda. Kamusal tartışma alanı, birkaç algoritmanın gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, Varoufakis’in “yeni feodal düzen” kavramsallaştırmasını yalnızca bir metafor olmaktan çıkarıyor; somut bir ekonomik ve politik gerçekliğe dönüştürüyor.
DİJİTAL FEODALİZM
Bugünün dijital kapitalizmi, klasik kapitalizmin sınırlarını aşan bir bağımlılık ilişkisi yaratıyor. Bireyler hem üretici hem tüketici hem de gözetlenen birer veri kaynağına indirgeniyor. Bu yapının sürmesi halinde, demokrasi yalnızca bir “gösteri sanatı” olarak kalacak. Seçimler, özgürlük ve katılımın değil, algoritmik manipülasyonların sahnesi olacak.
Varoufakis, bu tabloya karşı yeni bir kamusallık öneriyor: Ne devletin ne de piyasanın tekeline sıkışmış, katılımcı, ortak mülkiyete dayalı bir dijital cumhuriyet. Bu, üretim araçlarının toplumsallaşmasının 21. yüzyıldaki biçimi olabilir. Kamusal veri merkezleri, açık kaynaklı platformlar ve demokratik olarak yönetilen dijital ağlar, geleceğin eşitlikçi toplumunun temeli olabilir.
Yazının son cümlesi, adeta çağımızın özeti niteliğinde: “Demokrasi artık baronların hizmetinde bir gösteri sanatına dönüştü. Yeni bir cumhuriyet istiyorsak önce baronların mülkiyetini tartışmaya açmalıyız.”
Bugün, ekonomik ve siyasal mücadele alanı yalnızca parlamentolar ya da sokaklar değil, aynı zamanda dijital ağlardır. Varoufakis’in çağrısı, klasik sınıf mücadelesini yeni bir zemine taşıyor. Feodalitenin sonunu getiren halkçı devrimler, bu kez dijital feodalizme karşı da verilmek zorunda.
GÖSTERİ DEMOKRASİSİ
Türkiye bağlamına bakıldığında ise Varoufakis’in işaret ettiği “baronlaşma” olgusu çok daha karmaşık ve çift katmanlı bir görünüm sergilemektedir. Bir yandan siyasal iktidarın giderek merkezileşmesi, kamusal kaynakların dar bir sermaye çevresine aktarılması ve medya-ekonomi ilişkilerinin aynı ağlar içinde iç içe geçmesi, klasik anlamıyla bir “yeni patrimonyal düzen” yaratmıştır. Diğer yandan küresel teknoloji devlerinin Türkiye’deki dijital davranışları belirleme gücü, reklam ekonomisini tekelleştirmesi ve veri akışını denetlemesi, ulusal ölçekteki iktidar ilişkilerinin üzerine ikinci bir tahakküm katmanı bindirmektedir. Böylece Türkiye’de hem yerli sermaye bloklarının hem de ulusötesi platform devlerinin oluşturduğu iç içe geçmiş bir feodal yapı ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, yurttaşların giderek daha az kamusal, daha çok ticarileştirilmiş alanlarda var olmasına; politik katılımın ise sosyal medya algoritmalarının yönlendirdiği bir “gösteri demokrasisi”ne dönüşmesine yol açmaktadır.
Doğan Sevimbike Cumhuriyet
08 Aralık 2025
hiç yatmayacak
6 yıl ceza alan hiç yatmayacak böyle adalet olur mu!31 Temmuz 2023 öncesi suç işleyenlerin kapalı cezaevlerinden 3 yıl erken çıkmasını sağlayan kanun teklifi kabul edilirse 6 Şubat depremlerinden yargılanan müteahhitler, şiddet ve tecavüz failleri olmak üzere on binlerce hükümlü yararlanacak. Mağdurlar ise “ceza değil ödül veriyorlar” diyerek teklife karşı çıkıyor11. Yargı Paketi TBMM’de çarşamba günü görüşülmeye başlandı. Paketin içindeki 27. madde ise tartışmalara neden oldu. Çünkü düzenleme 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenen suçlarda hükümlülerin açık cezaevine geçişten ve denetimli serbestlikten 3’er yıl erken yararlanmasını sağlıyor. Kanun teklifi terör ve örgüt suçlarıyla devlete karşı işlenen bazı suçlar hariç olmak üzere ağır suçların tamamını da kapsıyor. Bu da kadın cinayeti faillerinden 6 Şubat depremleri nedeniyle yargılanan müteahhitlere, Yenidoğan Çetesi dosyasındaki sanıklardan Amasra maden kazasında ceza alanlara kadar pek çok kişinin bu düzenlemeden yararlanacağı anlamına geliyor. Bununla birlikte teklifin yasalaşması durumunda 115 bin hükümlünün düzenlemeden faydalanması bekleniyor. Hatta sayının 250 bine çıkacağı da iddia ediliyor.
“Öldürmeye teşebbüs etti, 1 gün bile yatmayacak”
Adli Suçlar Platformu Sözcüsü ve aynı zamanda kendisi de şiddet mağduru olan Ayşe Ulaş ise düzenlemeyle devletin şiddet faillerine “Ben senin arkandayım” mesajı verdiğini söylüyor. “Aile içi bir saldırı yaşadım. Vücudum makasla delik deşik edildi, akciğerim patladı, haftalarca yoğun bakımda yattım. Dava, kasten adam öldürmeye teşebbüsten açıldı. Adli Tıp Kurumu’ndan hayati tehlikem olduğuna dair rapor alınmasına rağmen ağır yaralamaya çevrildi. 6 yıl hapis cezası kesinleşti. Fail, kapalı cezaevinde yalnızca 14 ay yatacaktı. Fakat firari durumda, affı bekliyor. Yeni infaz affı ile tek gün yatmayacak ve belki de bu sefer beni öldürmek için plan yapacak.”
Esen Dolma Oksijen
“sağlığın ticari belirleyicileri”
Sağlık hizmetlerinde ve hekimlik pratiğinde çıkar çatışması (“Conflict of interest”)
İlaç ve tıbbi teknoloji firmalarının hekimlere yaptığı araştırma dışı ödemelerin şeffaf bir şekilde açıklandığı bir sistem kurulmasına ihtiyaç vardır. Ülkemizdeki bütün sağlıkla ilgili kongrelerdeki konuşmalarda “çıkar çatışması beyanı” zorunlu hale getirilebilir. Sosyal medyadaki “influencer” olarak bilinen, bir kısmı kendi yaşadığı hastalıklar ile ilgili paylaşımlar yapan ve sağlık mesleklerinden olmayan kişiler ile ilgili ise hiçbir düzenleme yok
Şükrü Hatun T24
07 Aralık 2025
2025
Kaza Değil, Cinayet!
Şımarıklıkla, güçle ve parayla örtbas edilmek istenen bir cinayetin karşısındayız. Adalet için buradayız. Hürcan için buradayız.
Yeni
Fatih Akın'dan 'Amrum' yarın vizyonda
12 yaşındaki Nanning’in 2’nci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını anlatan ve gerçek bir hikayeye dayanan filmin başrollerinde Jasper Billerbeck, Laura Tonke, Lisa Hagmeister, Kian Köppke, Matthias Schweighöfer ve Diane Kruger yer alıyor.
BOSNA
Marş Mira (Barış Yürüyüşü) Belgeseli Tanıklığa Çağırıyor!İ. Kerem Öztürk'ün 'Marş Mira-Srebrenitsa' başlıklı belgesel çalışmaları Zonguldak Sergi Odası'na konuk olacak. İlk etkinlik olan fotoğraf sergisi 9 Aralık 2025 Salı günü saat 13.00'de başlayıp 19 Aralık Cuma günü kapanacak. Belgesel gösterisi ise 15 Aralık Pazartesi günü saat 18.00'de yapılacak.Boşnakça Barış Yürüyüşü anlamına gelen Marş Mira, 2016 yılında 12'inci kez gerçekleşti. Tüm dünyadan dayanışma için gelen gruplar bu yürüyüşe katılarak Bosna'da 1995 yılında binlerce sivilin yaşadığı acılara tanıklık etti.Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi Kerem Öztürk, 2016'da katıldığı yürüyüşten kalan izlenimlerini görseller eşliğinde anlatacak.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













































