01 Haziran 2026

Geçmişe mazi demezler - 2018 Mart / Yurtsever

       

Kılıçdaroğlu
FETÖ'nün 1 numaralı sanığı Erdoğan'dır

Mazi - 2020 Temmuz / Evrensel

 
Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a: Kendisi FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağıdır
 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Sakarya'daki havai fişek fabrikasındaki patlamalara ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, "Beni üzen nokta Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan zatın ölen işçilerin ailelerini değil fabrikanın sahibini telefonla aramasıdır" dedi. 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne de değinen Kılıçdaroğlu, "Erdoğan, '15 Temmuz'la ilgili şüphe bulutları kaldırılmalı' demiş. 'Kılıçdaroğlu, kiminle konuştuğunu anlatsın' demiş. HTS kayıtları elinde. Açıkla kardeşim. Lafa gelice dil bir karış, olmuyor, bu maya tutmuyor. Asıl kendisi FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağıdır" ifadelerini kullandı.   
Temmuz 2020  Evrensel


31 Mayıs 2026

konservatuvarlı iş arıyor

   Kültür Yolu büyüyor,  konservatuvarlı iş arıyor  

Kültür Yolu Festivali 2026’da 26 şehre yayılırken, konservatuvar ve güzel sanatlar mezunları güvenceli iş arıyor. Genç sanatçılar geçinebilmek için özel derslere, servis işlerine, kısa süreli sahnelere ve kafe mesailerine yönelirken, kültür politikası büyük organizasyonlarla vitrin kurmaya devam ediyor.

‘Kayyım rejimine hayır’

262 edebiyatçıdan mutlak butlan kararına karşı ortak bildiri: ‘Kayyım rejimine hayır’

  

30 Mayıs 2026

2024 Haziran

Onca kitaba, fotoğrafa karşın CHP maziyi neden deşmedi derken...

Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’severliği

Temmuz 2024’te bir gün telefonumuz çaldı. Kemal Kılıçdaroğlu arıyordu. Köşemizde CHP’de genel başkan olduğunda danışmanlarını FETÖ’cülerden seçtiğini, FETÖ’nün operasyon gazetesi Zaman yöneticileri ile yakın ilişkiler kurduğunu yazmıştık. Sitem ediyordu:

“Benim FETÖ’cülerle ilişkim de danışmanım da olmadı.”

             

- Kılıçdaroğlu, 2012 başında Gülen casusluk örgütünün ABD imamı ve Türk Amerikan Birliği (TAA) Başkanı Faruk Taban ve yöneticilerini CHP Genel Merkezi’nde kabul etti. Görüşme, CHP’nin resmi sitesinde önce yer aldı, sonra silindi.

- Kılıçdaroğlu 2013’te ABD’ye ziyareti sırasında Gülen casusluk cemaatinin kuruluşları olan Rumi Forum ile Amerikan Türki Topluluğu (TAA) temsilcileriyle buluştu. Görüşmeye ilişkin olarak “Amerika’ya gelirken gönderilen hiçbir daveti reddetmedik. Onlar da bir davet verdi, gittik. Bize yaptıkları faaliyetleri anlattılar, çok memnun olduk” yanıtını verdi.

-Kılıçdaroğlu’nun çok memnun kaldığı FETÖ’cülerle bu görüşmeyi, yine Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekili yaptığı Aykan Erdemir örgütlemişti. Aynı gezide Aykan Erdemir, Kılıçdaroğlu tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı yöneticileriyle görüşmekle yetkilendirilmişti. 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrası soruşturma dosyalarına göre Aykan Erdemir’in FETÖ’cü olduğu belirlendi. Kendisi kırmızı bültenle aranıyor.

- Kılıçdaroğlu, FETÖ davasından yargılanıp hüküm giyen Fatih Gürsul’u CHP genel başkan başdanışmanı yapmıştı. “Elinde belge olmadan Fethullah Gülen’e iftira atan yüzyılın müfterisidir. Bu büyük ahlaksızlıktır. Fethullah Gülen bilgedir, saygıyla selamlıyorum” diyen Muhammet Çakmak’ı da parti meclisi üyeliğine seçtirmişti.

- Kılıçdaroğlu, Mayıs 2015’te FETÖ’cü Zaman gazetesini ziyaret ederek gazetenin genel yayın müdürü Ekrem Dumanlı ile birlikte yemek yemişti. Ziyarette, CHP İletişim ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu da bulunuyordu. Basında yer alan haberlere göre, Dumanlı, Suriye’ye silah götüren MİT TIR’ları ile ilgili görüntüleri bu ziyaret sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’na vermişti. Berberoğlu da konunun medyada yayımlanmasına aracılık etmişti. Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine kendisinin doğrudan sorumlu olduğu gelişmeler nedeniyle zorda kalan Kılıçdaroğlu, “adalet yürüyüşü”nü gerçekleştirmeyi seçmişti.

- 2013’te Fethullah Gülen, kalp ritmi bozukluğu yaşamıştı. Gülen, hastalığı nedeniyle kendisine geçmiş olsun diyenlere gazetelerde bir teşekkür ilanı yayımlamıştı. O ilanda, Kılıçdaroğlu’nun Zaman gazetesine birlikte gittiği Enis Berberoğlu ile bugün butlan kararı sonrası birlikte olduğu Erdoğan Toprak ve Gürsel Tekin’in de adları yer almıştı. 

Işık Kansu    Cumhuriyet 
                                                   

28 Mayıs 2026

2026 Mayıs

  

Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptılar.

tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapıyı sökmek

Mutlak butlan, muhalefetin tasfiyesi, Abraham anlaşması

CIA eski Türkiye şefi Paul Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu “Türkiye Raporunda şunları kaydeder: "Türkiye’nin mevcut haliyle Amerikan politikalarına destek vereceğinden emin olamayız. Ülkenin kurucuları kontrol mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde, parlamento önümüze çıkar; parlamentoyu ikna ettiğimizde, ordu önümüze çıkar; orduyu ikna ettiğimizde, yargı önümüze çıkar. Amerika’nın Türkiye’de federal bir devlet kurması çıkarınaysa, yargıyı, orduyu, parlamentoyu ve hükümeti tek bir otorite altında toplayan bir başkanlık sistemi, mutlaka ve öncelikli olarak benimsenmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, kendi kendini denetleyen ve dengeleyen bir yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır. Eğer o kişi Amerikan çıkarlarına hizmet etmekten çekiniyorsa, tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapıyı sökmek Amerika için sorun olmayacaktır.

Henze’nin de önerdiği şekliyle bugünkü “başkanlık rejimi”nin tohumları o günden itibaren ekilmeye başlandı. Bunun için de büyük bir yol temizliğinin startı verildi. Henze’nin olmasını arzuladığı tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapı (rejim) istediklerini vermeye başladı.

HAYIRSEVER MONARŞİ, UYSAL MUHALEFET

__

İbrahim Varlı   Birgün 

      
Cuntacılara ‘bizim çocuklar’ diyen 
ajan Paul Henze öldü. 2011

27 Mayıs 2026

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü

Trafik kurbanı öyle çok ünlü var ki...

 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun raporuna göre 2024’de 266 bin 854 trafik kazasında 6 bin 351 kişi öldü, 385 bin 117 kişi yaralandı.2025 yılı istatistiklerinde de benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle
muhtemel.

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü ve yaralı vermek bize özgü bir şey olmalı.
 
***
 
Trafik kazaları sade vatandaşların yanı sıra ünlü isimleri de alıp götürüyor aramızdan.

Son olarak Yeşilçam sinemasının bir dönemki yıldızlarından Engin Çağlar, İstanbul’da motosiklet çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

Daha önce de siyasetçiden bürokrata, tiyatro ve sinema sanatçısından şarkıcıya, gazeteciden futbolcuya birçok isim trafik kazalarına kurban gitmişti.

Onlardan hiç olmazsa birkaçını hatırlayıp analım:

 Nuri Kayış   Yeniçağ   

26 Mayıs 2026

Aklımızda bulunsun:

 

Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

 

Güncelleşen


İlhami Sosyal, 1928, Kdz. Ereğli

25 Mayıs 2026

24 Mayıs 2026

Göstere göstere...

  

Anayasaya ‘on ikinci darbe’!

“Mutlak Butlan” kararı, bugünkü İktidarın Anayasa’ya karşı yaptığı “On İkinci Darbe”dir:

İlk darbe, 21 Ekim 2007’de, mevcut Parlamenter Rejim’in mantığına aykırı olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararıdır.

İkinci darbe, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Odatv davalarıyla Birinci Silivri Trajedisi’dir.

Üçüncü darbe, FETÖ ile birlikte, 12 Eylül 2010 halkoylamasında, yargının siyasete bağlanmasıdır.

Dördüncü darbe, Erdoğan’ın 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine, Başbakanlıktan istifa etmeden girmesidir.

Beşinci darbe, Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, hükümet kurulmasını engellemesi ve seçimleri 1 Kasım’da tekrarlatması ile vurulmuştur.

Altıncı darbe, 20 Mayıs 2016 tarihinde haklarında fezleke bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla gerçekleştirildi.

Yedinci darbe, Hulusi Akar’ın yazılı ifadesinden de öğrenildiği üzere, önceden haber alınan 15 Temmuz 2016 askeri darbe teşebbüsü bahane edilerek 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’dir.

Sekizinci ve belirleyici darbe, OHAL baskısı altında yapılan, oyların yasalara aykırı biçimde sayıldığı 16 Nisan 2017 referandumuyla yargının Cumhurbaşkanlığına bağlanması ve “Şahsım Devleti”nin kurulmasıdır.

Dokuzuncu darbe, Erdoğan’ın Anayasa’nın 101. maddesine aykırı olarak 3. kez aday olmasıdır.

Onuncu darbe, Osman Kavala, Can Atalay davası gibi örneklerde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmamasıyla vurulmuştur.

On birinci darbe, 19 Mart 2025’te CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun örgüt lideri olarak hapse atılmasıyla başlayan CHP’ye ve CHP’li belediyelere karşı saldırıdır.

ON İKİNCİ DARBE, Ö. Özel’in Genel Başkan seçildiği Kurultay’ın “Mutlak Butlan”la iptalidir. 

Emre Kongar   Cumhuriyet

Yıl 2020

"15 Temmuz'da nefret ettiğimiz iktidarın yanında durduk"

Özel, 15 Temmuz'la ilgili olarak "Bütün darbeler iktidara karşı yapılır doğası gereği ama herkes döner muhalefetin gözünün içine bakar 'ne yapacak bunlar' diye. Biz ana muhalefet olarak darbenin ilk saatinde kapalı meclisi açtırmış, 'darbeye karşıyız iktidarın yanındayız' demiş olan bir siyasi hareketiz. AK Parti gibi nefret ettiğimiz bir iktidara karşı bunu söyledik. Çünkü demokrasi onu gerektiriyordu. Hepimiz biliyoruz ki, 15 Temmuz gecesi başarsalardı Humeyni'nin İran'a dönüşü gibi bir dönüşle gelip bütün solcuları, Atatürkçüleri, laikleri, sosyal demokratlar, sosyalistler, seküler bir yönetim anlayışına sahip herkesi ortadan kaldıracaklardı" diyor.

Gazeteci Barış Pehlivan'a göre tehlike geçmedi. Devletin kilit noktalarında diğer cemaat ve tarikatların Gülen yapılanması benzeri yapılanmalara gitmesi tehlikesine dikkat çeken Pehlivan, "Yarın öbür gün 10 yıl, 15 yıl sonra biz Ankara'da tankların içinden başka tarikat mensuplarını çıkartırsak hiçbir ders alamamışız demektir. Bunun kavgasını vermek gerekiyor" diyor.


Beklan Kulaksızoğlu,  2020 Ocak

21 Mayıs 2026

“pisi pisine”


 

İş cinayetlerini önlemek için gerçek adalet

Geride kalanlar bu katliamların ortak noktalarını görüyorlar. Bu ölümlerin, münferit trajediler olmadığını; yaşanan cinayetlerin bir sonrakine kapı açtığını anlatıyorlar. Adaleti bunun için talep ediyorlar; kendi sevdikleri “pisi pisine” hayatlarını kaybetmiş olmasın, yaşamlarını sürdürmek için bu sömürü cehenneminde gün geçtikçe ezilen tüm işçi ve emekçiler böyle katliamlarda hayatlarını kaybetmesin istiyorlar.

Ancak gelin görün ki yargı, güvenli bir çalışma ortamı ve yaşam hakkını garanti altına alması gereken başta Çalışma Bakanlığı olmak üzere, kamu görevlilerini aklamaktan geri durmuyor. Bilirkişi raporları, Gayrettepe yangınında hayatını kaybeden 29 kişiyi suçlarken yangına yönelik iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını, DJ’sinden komisine kadar birçok kişinin kendi iş tanımı dışında tadilatta çalıştırıldığını, neden tadilat izninin olmadığını denetlemesi gereken kamu görevlilerinde de “kusur” bulmuyor. Aynı süreç Dilovası davasında da sürüyor. “Bu iş yerinde çalışan kadınlar ve çocuklar neden kayıt dışı çalışıyor, neden önlemler alınmıyor, neden iş yerinin dibinde İŞKUR varken böyle bir katliam yaşanıyor, yıkım kararı varken bu bina neden yıkılmıyor, kamu görevlileri bu süreçte neden yokmuş gibi davranılıyor?” soruları sorulmuyor. Aileler yeni bilirkişi raporları istese de bunlar da reddediliyor.

Tüm bunlar,
sevdiklerini iş cinayetlerinde kaybeden ancak mücadele ettikçe patronların yargılanmasını sağlayan kadınlar için bir gerçeği ortaya çıkartıyor: Bu patronları koruyup kollayan, iş cinayetlerine göz yuman, önünü açan devlet mekanizmaları da sorumlu. Çünkü bu mekanizma patronlara işçileri sigortasız, kayıt dışı, düşük ücrete çalıştırma; can güvenliğini yok sayma cesaretini veriyor. Bu cesaret yalnızca hayatlarını kaybetmiş işçiler ve aileleri etkilemiyor; tüm işçileri ölümle burun buruna getiriyor. Özellikle kadın işçiler açısından esnek, güvencesiz çalışma devlet eliyle örgütleniyor. Çocuk işçilik MESEM’lerle resmileştiriliyor. İşçi sınıfının hayatı sermayeye kurban ediliyor; devlet de sermaye “kurbanı” keserken yanında duruyor.

Sıla Altun   Evrensel

                                        

20 Mayıs 2026

“Dur, yapma.” diyen birine rastlamadım.


Çaycuma izlenimleri: 'Gülmeyi unutmamışlar'

Bir yöreye geliyorsunuz, o yörede tek bir arkadaşınız yok. Yemek kültürü, araştırıp öğrendiğiniz birkaç çeşitle sınırlı kalıyor. Çoğunu tatmadan gideceğinizi biliyorsunuz. Çaycuma’ya hayran olup dönerim duygusuyla gelmedim. Kalbimde küçücük bir yeri olsun diye de hazırlanmadım. Sadece bir yazar olarak davet edilmiştim. Çocuklarla, anne babalarla buluşup dönecektim.

Dünyayı gezen, bütün kıtalarda en az birkaç yere gitmiş bir yazar olarak; ülkemde insanların yüzlerinin gülmemesi, gülmek istemelerine rağmen bunu içlerinde saklamaları, duygularını hissettirmekten kaçınmaları beni hep üzmüştür. Küçük bir kentte bu duygumu eriteceğim aklımın ucundan bile geçmezdi.

Sakın ola bunu bana gösterilen sevgi ve ilgi sanmayın. Güneye gittiğimde sevgiyi en derin şekilde söyleyen, açıklayan dostlar edindim. Belki Doğu illerinde daha da çok… Ama kendilerine olan sevgilerini, mutluluklarını anlayamadım. Beni üzen de bu anlaşılmazlık oldu.

İstanbul’da okuyucularımla buluştuğumda ya da yurt dışında yine o ilgiyi hissederim. Çaycuma’da gördüğüm ise yaşadıkları ve sevdiklerine yaşattıkları mutluluktu. Yüzlerine yerleştirdikleri gülen gözlerdi. Bu halk kendini seviyor, birbirini seviyor, çocuklarına mutlu olmayı, mutlu yaşamayı öğretiyor.

“20. Geleneksel Çaycuma Uçurtma Şenliği”nde de “Dur, yapma.” diyen birine rastlamadım. “Çocuklarınıza gülmeyi öğretin.” diyerek çok sayıda köşe yazısı yazacağıma, bilseydim “Çocuklarınıza mutluluğu öğretmek istiyorsanız Çaycuma’ya gidin.” diyebilirdim.

Beni çok etkileyen; Çaycuma’daki mutlu anneler, babalar, çocuklar, gençler, nineler ve dedeler oldu. Garsonlar, öğretmenler, işçiler… Hepsi çok mutluydu. Hayata farklı baktıklarını onlarla sohbet ederken anladım. Orada çalışmak yakınmak değildi; kardeşe hizmet etmekti. Masada oturup komut vermek değildi; dost olmak, yardım etmekti.

Hepsi mutluydu. Yüzleri gülen, etrafına sevgiyle bakan, tartışmaya zemin yaratmayan binlerce insanla karşılaştım. Hangi caddede, hangi köşede ya da alışveriş yerinde olursa olsun sevgiyi yansıtan yüzler gördüm.

Koskoca bir zaman diliminde; şarkıların dinlendiği, oyunların oynandığı bir ortamda tek bir çocuk ağlamadı, mızmızlanmadı. Tek bir genç problem yaratmadı. Hiçbir anne baba öfkelenip yavrusunun huzurunu kaçırmadı. Sizler böyle bir yer gördünüz mü, diye sormak isterim.

Onları bir araya getiren sadece, yüzlerce defa değişik yörelerde izlediğim uçurtma festivaliydi. Şenlik tadında geçen festivallere hasret kalmış yüreğim; anlaşmanın, esnek olmanın ve gülerek bakmanın zevkini yaşadı.

Hiç yorulmadan koşturan Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol öğretmenim; bütün yaşadıklarını en güzel şekilde ortaya seren kızı, kendisi gibi öğretmen olan eşi ve etkinliği hazırlayan ekip arkadaşlarının, yorgunluklarına rağmen hiç aldırmadan gülümsemeleri en mükemmel olanıydı.

Tanıdığım Çaycumalıların esnek ve hoşgörülü yaşamları onları gülümsetiyordu. Kendini seven insan; yaşama, insana ve çevreye farklı bakar. Sevginin nesilden nesle geçen bir şey olduğunu Çaycuma’da yaşadım.

Gezilerim boyunca doğa harikası yerler gördüm. Ülkemin her karışına hayran oldum. Muazzam otellerde gecelerimi geçirdim. Bizleri ağırlarken çırpınan insanlarla yaşadım. Ama hep bir şeyler eksikti. Gülmeyi unutmuşlardı.

Böyle kalın Çaycumalı kardeşlerim… Yüzünüzdeki gülücük, içinizdeki yaşama sevinci bana bu satırları yazdırdı.
 
Filiz Tosyalı    Evrensel

                                               

18 Mayıs 2026

Ankara

 

Doktorunuz ve kuryeniz bir ESNAF, peki sanatçınız ne durumda!

 

Özel hastane patronları doymuyor

Özel hastane doktorlarına şirketler kurduruldu ve sanki “kendi hesabına ve bağımsız çalışanlar” imiş de özel hastaneler doktorlardan hizmet satın alıyormuş gibi yapıldı. Yani doktorlar o hastanenin çalışanı değil de o hastaneye dışarıdan hizmet satıyormuş gibi.

Böylece doktorlar 4/A’dan 4/B’ye, işçi statüsünden esnaf statüsüne geçirilmiş oldular.

Bina patronun; masa, sandalye, doktorun kullandığı her türlü alet, edevat patronun; doktorun hangi günlerde, hangi saatlerde çalışacağına patron karar veriyor, ücretini patron belirliyor ve fakat o doktor işçi değil, esnaf.

“Yaparsa AKP yapar!” durumu.

***

Peki AKP bunu niçin yaptı?

Çünkü böylece özel hastane patronları çalıştırdıkları doktorların SGK primleri, kıdem ve ihbar tazminatları, hastalık ve yıllık izinleri, iş güvencesi gibi bütün sosyal güvenlik “yüklerinden” kurtulmuş oldular.

Onlar bu yüklerden kurtulmuş oldular ama, tabii bir de madalyonun öbür yüzü var.

Özel hastane doktorları 4/A’dan 4/B’ye geçmekle sadece bir harf değiştirmiş olmadılar. Hem SGK primlerini artık kendileri yatırmak zorunda kaldılar, hem de hastalık ve yıllık izin, kıdem ve ihbar tazminatı, iş güvencesi gibi bütün sosyal güvenlik haklarını kaybetmiş oldular.

Kısacası özel hastane patronları kazandı, özel hastane doktorları kaybetti.

           

Ne zaman ki ekonomi dibe vurup Mehmet Şimşek Programı ile uçan kuştan, kaçan tavşandan vergi almak için hummalı bir çalışma başladı, o zaman işler değişti. Yıllardır özel hastanelerdeki bu çalışma biçimine göz yuman Maliye Bakanlığı birdenbire bu uygulama nedeniyle vergi kaybına uğradığını fark etti.

Bunun üzerine geçen sene yeni düzenleme yapıldı ve bütün özel hastane doktorları eskiden olduğu gibi 4/A kapsamına alındı. Yani artık özel hastanelerde doktorlara şirket kurdurup fatura kestirerek çalıştırma sona erecek. Yasal düzenleme geçen yıl yapıldı, uygulama bu yıl 1 Haziran tarihinden itibaren başlayacak. 

Osman Öztürk   Birgün