Hayatımız Zonguldak
İbrahim Akyürek
07 Eylül 2026
2019’da İdris Naim Şahin az kalsın CHP-İYİ Parti ittifakının...
Bu bir ‘Hepiniz oradaydınız’ hikâyesi
O dönem muhalefete karşı AKP ile Fethullahçılar ittifak halindeydi. İdris Naim Şahin ise ittifakın en kalın sopası olarak iş yapıyordu. Herkes kendisini görünce sevindiğini söyleyen vatandaşa “Nereden bileyim sevindiğini, hadi bir takla at, oyna da göreyim” sözleriyle onu hatırlıyor. Gerçekten davul çaldırıp vatandaşa göbek de attırdı. Olayın nerede olduğunu ise çok az kişi hatırlıyor. Erzurum’da, beş TEDAŞ işçisi iş cinayetine kurban gittikten sonra, sözümona bölgeye inceleme yapmaya gittiğinde, millet yastayken bunu yaptı. 2011’de Kızılay’da terör örgütünün bombasıyla sokakta ölen vatandaşları “adet” diye sayması, Van’da çadırdaki depremzedelerle “Sarayda yaşıyorsunuz” diye konuşması zaten insana nasıl baktığını gösteriyordu.2012’de Cumhuriyet Bayramı yürüyüşünü yasakladığında sokağa çıkanların “illegal örgüt mensubu” olduğunu söylemişti. Muhalefet konuşanın içeri atılmasına itiraz edip ülkede özgürlük olmadığını söylediğinde “Dışarıda özgürlük yoksa tutuklanınca niye şikâyet ediyorsunuz” diye dalga geçti.Öyle bir içişleri bakanıydı ki...
Uludere’de PKK’li sanılarak öldürülenler için “Sağ yakalansalar kaçakçılıktan yargılanacaklardı” demeyi seçti. Alevilerin evleri işaretlenerek kışkırtma yapıldığında durumu “Çocuklar bilgisayar oyunundan etkilenerek yapmışlar” diye açıkladı.
FETÖ’NÜN SİYASET ADAMI
İdris Naim Şahin herkesi örgütle ya da terörle suçlarken ortaya çıktı ki aslında kendisi FETÖ ile iş tutuyordu. FETÖ, kumpaslar sırasında Emniyet içinde “C-5 bürosu” denen ve “ulusalcıları” takip eden illegal bir yapı kurmuştu. Beş yıl boyunca yasadışı çalıştığı ortaya çıkan büro 28 Kasım 2012’de onun imzasıyla resmiyete kavuştu.
Peki bir içişleri bakanının aracında polisin kaçanları yakalamasının, fuhuş için bile getir götürde kullanılmasının üstüne bizim muhalefet neden gidemedi, “Kim bilir daha neler yapmıştır” diye neden soramadı, derseniz... Çok basit. 2019’da İdris Naim Şahin az kalsın CHP-İYİ Parti ittifakının Ordu’da ortak adayı oluyordu. Görüşmeler yapıldı, Şahin’e herkesin gözü önünde iki parti de övgüler düzdü. Hâlâ hafızası olan cumhuriyetçi taban öyle güçlü tepki verdi ki geri adım atmak zorunda kaldılar. Şahin, Saadet Partisi’nin adayı olup seçimi kaybetti. 2023’te ise İYİ Parti Ordu’da 1. sıradan aday gösterdi. Yine seçilemedi.
Kısacası muhalefetin Erdoğan’ın eski yol arkadaşı Şahin’in karıştığı skandalda iktidar gibi sessiz kalmasının nedeni çok değil birkaç yıl önce Şahin’den bir muhalif politikacı çıkarma çabasında bulunup başarısız olmasıydı. İktidara “Bu adam içişleri bakanınızdı” diye hatırlatsa iktidar da “Sonra da sizin yol arkadaşınızdı” diye cevap verecekti. Toplu sessizlik töreninin sebebi işte buydu.
Barış Terkoğlu Cumhuriyet
Direniş
Sahipsiz işçilik alacakları: Madenci direnişi bize ne söylüyor?
Fakat meseleyi sadece "madenciler kazandı" diyerek kapatamayız. Çünkü gerçek bir sosyal hukuk devletinde, işçinin hakkını alabilmesi için direniş çadırları kurması değil; devletin o hakkı işverenin iflasına veya konkordatosuna kurban etmemesi gerekir. Üstelik mücadele burada da bitmiş değil. Türkiye Maden-İş Sendikası Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, yaklaşık 400 çalışanın kıdem tazminatı ana paralarının ödendiğini açıklarken kıdem tazminatı faizleri ve diğer alacakların tamamı ödenene kadar mücadelenin süreceğini belirtiyor. Mağduriyetin yüzde 80'inin giderildiği, diğer alacakların ve bazı çalışanların yeniden işe alınması konusunun da görüşüleceği ifade ediliyor.
O halde soruyu biraz daha açık soralım: Bu bir zafer midir?
Hüseyin İrfan Fırat Birgün
Hakikat
Matemsiz barış
Güney Afrika'nın Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu dünyaya "örnek geçiş adaleti" diye pazarlanmıştır. Komisyon, Apartheid'i birkaç yüz failin işkence ve cinayet itirafına indirgeyerek dosyaları kapadı. Oysa Apartheid'in gerçek gücü toprak gaspında, iş gücü sömürüsünde, bütün beyaz nüfusun yıllarca faydalandığı bir düzendeydi. Birkaç yüz kişi itiraf etti, af diledi; toplumun vicdanı rahatladı ama mülkiyet hiç sorulmadı. Kolektif sorumluluk, bireysel bir af törenine feda edildi. Ardından siyah elitlerle beyaz elitlerin ortaklaşa kurdukları düzende, sömürü ve siyahlar aleyhine eşitsizlik daha da derinleşti.
Şimdi sürdürülen süreçte ise daha da “çiğ” bir şey oluyor. Olmakta olan hakikatin arandığı bir süreç bile değil, hakikatin hiç sorulmadığı bir süreç. Öcalan, Bahçeli, Erdoğan cephesinin kurduğu "terörsüz Türkiye," bir itiraf, bir dosyalama, bir kürsü bile öngörmüyor; doğrudan statü, fesih, çerçeve yasa diline atlıyor. Güney Afrika'nın kusurlu modelinde bile mağdurlar bir gün kürsüye çıkıp anlatabilmişlerdi. Burada o kürsü bile kurulmayacak gibi. Üç tarafın da (devlet aygıtının, milliyetçi tabanın, örgütün kendi meşruiyetinin) işine gelmiyor. Çünkü hakikat açılırsa hepsinin dosyası birlikte açılacak. Demem o ki "kalanların" (ailelerin, yakınların, o kadının) matem tutma hakkı, yukarının siyasi mutabakatına kurban ediliyor.
Bu yüzden bu barışa matemsiz barış diyorum. Silahın susması tabi ki iyidir, kimse bunu küçümsemesin. Ama susan silahın altında hâlâ gömülü, hiç sayılmamış, hiç adı anılmamış bir ölüler listesi var ve o liste sayılmadan kurulan her barış, bir gün o kadının meyhanedeki kahkahası gibi, birinin "sana yakışıyor mu" diye sorduğu bir borç olarak geri dönecek.
Selçuk Candansayar Birgün
06 Eylül 2026
03 Eylül 2026
kazaların yüzde 27’si yollardan
Her gün 5 kişi motosiklet kazalarında niye ölüyor?
Motosiklet Sürücüleri Federasyonu (MOSEF), Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri... 600 binin üzerinde üyesi var. 37 yaşındaki Federasyon Başkanı Murat Tomris’e, “Günde yaklaşık 5 motor sürücüsünün hayatını kaybettiği doğru mu?” diye soruyorum. Bu bilgiyi doğruluyor ve anlatmaya başlıyor: “Ölen motorcuların çoğunluğu 16-30 yaşında... Aslında ölen kurtuluyor bir şekilde. Bir de kazalarda ölmeyip ölmekten beter olan insanlar var. Mesela omurilik hasarı alanlar bir daha hiç yürüyemiyor. Uzuvlarını kaybedenler var. Çünkü motosiklet kazalarında sizi koruyacak bir kaporta yok. Direkt bedeniniz darbe alıyor.”
“Peki neden bu kadar çok kaza oluyor?” diye soruyorum bu kez. “Türkiye’de ehliyet sistemi baştan aşağıya fiyasko! 12 yaşındaki çocuğuma bir motosiklet vereyim, ‘Oğlum şöyle bir düz git, şurada bir sekiz çiz, sağ sol sinyal vererek devam et’ diyeyim, yapsın bunları, ehliyeti alır! İnsanları o kadar basit bir sınava tabi tutuyorlar. Sınav kuruluna giren denetmenlerin çoğu motosikletin nasıl kullanılacağını bile bilmiyor! Oysa Avrupa’da bir sistem var, sürücü kursuna gidip ‘Motosiklet ehliyeti almak istiyorum’ dediğinizde, sizi önce bir akademiye yönlendiriyorlar. ‘Git, buradan ileri ve güvenli sürüş eğitimi al, profesyonel sürücü olduğuna dair sertifikanı getir, sonra ehliyet sınavına gir’ diyorlar. Bu eğitim süresi, Almanya’da asgari 55 saat, Hollanda’da 43 saat, Fransa’da 35 saat... Bizde ise hiç yok. Maalesef bizde ehliyeti alan, kendini profesyonel sürücü sanıyor, trafiğe çıkıyor ve kaza yapıyor. Federasyon olarak şubat ayında bir çalıştay düzenledik. Orada da dile getirdik. Gençlerimizi kaybediyoruz, bunu bir milli güvenlik meselesi olarak görmeliyiz. Ehliyet sisteminin tamamen yenilenmesi gerekiyor. Bu konuyla ilgili eğitim süreçlerini federasyon olarak 81 ilde biz yürütebiliriz. İnsanların nasıl panik fren ve ani manevra yapacağını, nasıl düşeceğini, kaza anında ne yapacağını, her şeyi bilmesi lazım. İleri seviyelerde eğitimlerle bunlar öğretilebilir. Bu işin devlet sivil toplum işbirliğiyle ele alınması şart. Bir de Avrupa’daki otoyolların tamamı güvenli. Bizde ise Ulaştırma Bakanlığı’nın internet sitesinde bahsetmiş olduğu gibi kazaların yüzde 27’si yollardan kaynaklanıyor. Yani yetersiz aydınlatma, bozuk asfalt, çukurlar, bariyerler ve yol işaretlerinin eksikliğinden... Bu konu da acilen ele alınmalı.”
Mine Şenocaklı Gazete 0ksijen
02 Eylül 2026
2016
Bu anıt güneş enerjisiyle şekil değiştiriyor!
Zonguldak liman arkasında bulunan maden şehitleri anıtı görenleri şaşırtıyor. Madenci isimlerinin yazılı olduğu plastik levhalar güneşin etkisiyle şekilden şekile giriyor. Bu anıta farklı zamanlarda uğrayanlar anıtın rutubet ve tuzun da yardımıyla şekil değiştirmesi karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor.
Anıta ziyarete gelenler de zaman zaman anıtın dinamik değişimine ayak uyduruyor. Kimi yakınlarının ismi yazılı olan levhaları evine götürüyor. Kimi güneş, rutubet, tuzlu su etkisiyle harekete geçen levhaları bantlarla yapıştırarak mukavemet denemeleri yapıyor.
Anıttaki son değişiklik, bir bölümü estetik dışı olan isim levhalarını geçtiğimiz Mayıs ayında yenileyen ekibin başına geldi. CHP Zonguldak Milletvekili adayı Deniz Yavuzyılmaz ve genç ekibinin "Her bir levha bir ömür demek" sloganıyla bir yıl önce yenileyip astığı sarı levhalar güneş enerjisiyle şekil değiştirmeye başladı. Neredeyse görünmez hale gelmeye başlayan isimlerin yerini sarı ve koyu kahverengi tonda levhalardan oluşan yepyeni bir anıt görüntünün alması merakla beklenmeye başlandı.
2003 yılında açılan anıt halkın her türlü interaktif katılımına da fırsat sundu. Fikir olarak, kavram olarak kökü dışarda "sosyal sorumluluk" projeleri için bulunmaz bir fırsat oldu burası. Öyle ki, maden mühendisliği bölümünden üniversite öğrencileri anıtın otlarını temizledi, çiçek ekti, levhaları parlattı, yere dökülen levhaları toplayarak farklı biçimler verdi. Böylece; devletin kurumlarının, bol solcu sendika, oda ve particilerin her yere yetişemiyeceğinin haklı mesajını da verdi. Ayrıca, yerel basın çalışanları üç kez büyük değişim geçiren bu anıtın haberlerinden yıllarca harçlıklarını çıkardı. Bu haberlere eşlik eden internet yorumlarında katılımcı yurttaşlar tarafından değişim için öfkeli öneriler sunuldu. Anıttaki sürekli değişimin önü kapanmasın diye gerçek ve sanal dünyada imza kampanyaları bile düzenlendi.
Son alınan haberlere göre, anıtın önümüzdeki günlerde açılacak Maden Müzesi'ne taşınmasından vazgeçilmiş. Sebebi ise yaz aylarında anıtta ortaya çıkacak yeni görüntülerin ziyaretçi sayısını artıracağı şeklinde açıklanmış.
Yakın kaynaklardan alınan başka bir habere göre 20. Kömür Kongresi nedeniyle şehrimize gelen konukların bu ilginç anıtı ziyareti programa son anda eklenmiş. Öneriyi, Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı bizzat yapmış. Anlatılanlara göre Kaymakçı, "Burnumuzun dibindeki bu anıtın yeri şehrin misafir odası sayılır" demiş.
3 Mayıs 2016
01 Eylül 2026
31 Ağustos 2026
SİNOP
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
İlk olarak 2006 yılında düzenlenen Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali, yirmi yıllık tarihinin ardından 2 Eylül – 15 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek onuncu edisyonuyla önemli bir dönüm noktasına ulaşıyor. Yerel katılımı, imece temelli üretim modeli ve ulusal ve uluslararası sanatçılarla kurduğu iş birlikleri sayesinde Sinop’u, çağdaş sanatın önemli buluşma noktalarından biri hâline getiren bienal, onuncu edisyonunda da bu mirası geleceğe taşımayı hedefliyor. İlk günden bu yana tek bir başküratör belirlemek yerine farklı isimlerin eşit düzlemde birlikte çalıştığı yatay küratöryel modelini benimseyen Sinopale’nin 10. edisyonunun eş-küratörlüğünü Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve bienalin kurucusu Melih Görgün üstleniyor.
30 Ağustos 2026
29 Ağustos 2026
28 Ağustos 2026
"eğitim şart"
İngiltere’nin plastik atıkları Çukurova’da sulama kanallarını kirletiyor
Uluslararası çevre örgütü Environmental Investigation Agency’na (EIA) göre, İngiltere’nin Türkiye’ye gönderdiği plastik atıkların yaklaşık yüzde 13’ü Mayıs 2021 ile Temmuz 2024 arasında Adana’daki geri dönüşüm bölgesinde bulunan sekiz tesise ulaştı.
Bu dönemde 13 İngiliz şirketi bölgeye 545 sevkiyat yaptı. Sevkiyatların toplam ağırlığı 52 bin tonu buldu.
Haberde, plastik atık ihraç eden şirketlerin yasa dışı hareket ettiğine ilişkin bir iddia bulunmadığı belirtildi. Ancak İngiltere’deki mevzuat, ihracatçı şirketlere gönderdikleri atığın çevreye zarar vermeden geri dönüştürülmesini sağlama sorumluluğu yüklüyor.
27 Ağustos 2026
26 Ağustos 2026
25 Ağustos 2026
Vatan millet...
Gazilerden protez-to!Özetle şunları vurguladılar:
- Biz maaş alarak, mesleki bir faaliyetle değil, sadece vatani görevimizi yaparken gazi olduk. Bunun statüsünü istiyoruz.
- Ana muhatap yerimiz Aile Bakanlığı. Orada da bize şu tanım uygun görülmüş; “sosyal grup”. Yani Aile Bakanlığı’nın yardımına muhtaç bir kesim gibi! Bu bizim ağrımıza gidiyor.
- Şimdi Aile Bakanlığı da bizimle muhatap olmak istemiyor. Eylemimiz sürerken Meclis’ten bir iyileştirme yasası geçirdiler. Maaşlara 11 bin 400 lira zam öngörüldü. Elbette küçümsemiyoruz ama bu, bir seferlik yasayla yapılan bir düzenleme. Statümüz olmadığı için her seferinde eylem yapıp ondan sonra mı iyileşme olacak?
- Şimdi sözleşmeli er yasası var. Onlar belli özlük haklarla görev yapıyor. Biz başımızda bir subay, bir astsubay ve 20 er operasyonlara gittik. Sayıya baktığınızda şehit ya da gazi olma olasılığı en yüksek olan kim? Erler. Subay gazi olunca aldığı maaşla er gazi olunca aldığı maaş arasında dört kata kadar varan fark var. Kurşun rütbe tanımıyor ki! Biz gazilikte, şehitlikte bu kadar ayrım olmasın istiyoruz.
- Örneğin, gazi subay-astsubaylarla erlerin protez kalitesi bile farklı. Onlar gerektiği durumda yurtdışında da tedavi olurken bize kapalı.
- Ölünce bağlanan maaşta gazi erin ailesine yüzde 75, subay-astsubayın ailesine yüzde 100 oranı uygulanıyor. Yani ölüm bile bizi eşitlemiyor!
Mustafa Balbay Cumhuriyet
22 Ağustos 2026
motosiklet
Ölenlerin neredeyse tamamı 16 ila 30 yaş arasında: Her iki kazadan biri motosiklet!Sabah'ın haberine göre, Motosiklet Sürücüleri Federasyonu (MOSEF) Başkanı Murat Tomris, kazalarda en fazla gençlerin hayatını kaybettiğine dikkat çekerek motosiklet kazalarının “milli güvenlik sorununa” dönüştüğünü söyledi. Tomris, ehliyet öncesi ileri sürüş eğitiminin zorunlu hale getirilmesi, motosikletliler için reflektörlü yelek ve sis farı kullanımının artırılması çağrısında bulundu. Orijinal kask ve koruyucu giysilerin olası bir kazada ise kafaya alınacak darbeyi yüzde 70 azalttığını söyledi.
İçişleri Bakanlığı talimatıyla hazırlanan 2026-2027 Motosiklet Denetimleri Eylem Planı kapsamında, yoğun kavşaklarda motosikletler için özel bekleme alanları oluşturulması planlandı. “Motosiklet rezerv alanı” uygulamasıyla sürücülerin kavşaklarda daha görünür olması ve güvenli kalkış yapması hedeflendi. Şehir içindeki “şerit paylaşımı” uygulamasının Türkiye’de uygulanabilirliğinin de araştırılacağı bildirildi.
18 Ağustos 2026
15 Ağustos 2026
bir yandan “barış” filan derken bir yandan da mesela madencilerle savaşıyor.
Çünkü, madenci ‘zenci!’
Sene 2026. Zonguldak’ta, Ereğli’de, Soma’da, Elazığ’da Fransız işgali yok. Ankara’da da. Ama o madencilerin torunları karşılarında “üniforma” buluyorlar. Neden? Hakları verilmediği, bir nevi “angarya”ya ve zincirlerine mahkum oldukları için!
Devlet (iktidar tabii) bir yandan “barış” filan derken bir yandan da mesela madencilerle savaşıyor.
Ankara’ya bir o madenden akıyor madenciler, bir şu madenden. Maden uğruna verimli toprakların, ormanların yağmalanması yetmiyor; çoğu iktidar kankası veya payandası, en azından rehinesi olan patronlar bir de işçilerin hayatını yağmalıyor.
Soma katliamında daha cesetler tam çıkarılmadan atılmış o “iktidar tekmesi” (ki bir de tokat var!) sadece Başbakan danışmanı Yusuf efendinin ayağından ibaret değildi. İki “özel” emniyetçi de eşlik ediyordu. Bakın bunu da hiç unutmayın.
“Kurtuluş” denmesi okullarda yasaklanan İstiklal Savaşı’nın bir “madenci cephesi” var oysa. Fransızlara direniş Urfa’ya “Şanlı” Antep’e “Gazi” Maraş’a “Kahraman” unvanlarını getirmişti… Ama Zonguldak ve Ereğli’nin “yiğit madencileri”ne ve tüm madencilere Cumhuriyet tarihi boyunca ya ölüm ya direniş ya da böyle acımasız sömürü getirdi.
Fransız birlikleri Zonguldak ve Ereğli’yi de işgal etmişti. Yeraltı ve yer üstü direnişini örgütleyenler, ön safta mücadele eden ve çok sayıda kayıp yani “şehit” verenler madencilerdi. Fransız askerlerin püskürtülmesi ve kömürün “Milli Mücadele”ye akması onların sayesinde oldu. Erkekler cephelere dağıldığında madenlere inen kadınları da unutmadan!
Yani adına ne derseniz deyin, “Kurtuluş”un yasaklandığı kitaplarda olsun olmasın, bu harçta madencinin alın teri de kanı da var. Savaşta da kanı var ama zaten barışta da!
Bakın bir Sovyet tarihçisi bile onlara nasıl selam durmuş: “Zonguldak’ta Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey, Emin Bey, Murat Bey, Binbaşı Ethem Bey ve Sabri Bey komutasındaki birlikler, bütün gerilla birlikleri arasında en çok sayıda savaşçıdan oluşanlardı. Bu bölgede, çoğunluğunu Zonguldak ve Ereğli maden işçilerinin oluşturduğu 5000 savaşçı bulunmaktaydı.” (Şamsutdinov, Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923, Çev: Ataol Behramoğlu, Doğan Kitap)
Umur Talu T24
14 Ağustos 2026
sendika
2026'da 52 polis intihar etmişti: İçişleri Bakanı'ndan soruşturma açıklaması
Emniyet İntiharları Dijital Anıtı’nın verilerine göre 2026’nın ilk yedi ayında 52 polis yaşamına son verdi. Bu sayı, söz konusu dönemde ortalama dört günde bir polis intiharı yaşandığına işaret ediyor.
Verilere göre 2024 ve 2025 yıllarında ise toplam 166 polis yaşamına son verdi.
Vakaların nedenleri tek bir başlıkla açıklanamazken ekonomik sorunlar, uzun ve düzensiz çalışma saatleri, mobbing, yoğun stres ve mesleki memnuniyetsizlik öne çıkan sorunlar arasında gösteriliyor.
12 Ağustos 2026
10 Ağustos 2026
09 Ağustos 2026
“Liberal demokratik devletler yurttaş yaratır; yapay devlet troll yaratır.”
Demokrasi yerini algoritmalara bırakacak mı?
Uğur Koçbaş Oksijen
Lepore’un yeni kitabı The Rise and Fall of the Artificial State (Yapay Devletin Yükselişi ve Düşüşü), yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, modern devletin dönüşümünü hızlandıran siyasal bir güç olarak inceliyor. Kitabın merkezindeki kavram “Artificial State” yani teknolojinin egemen olduğu bir rejim. Lepore’a göre bu kavram, liberal demokratik ulus-devletin işlevlerinin giderek özel şirketler, platformlar, veri sistemleri ve algoritmik karar mekanizmaları tarafından üstlenildiği yeni bir düzeni anlatıyor.
Kamusal alandan platformlara
Lepore, “yapay devlet”i, ulus-devletin giderek daha fazla işlevinin özel çok uluslu şirketler tarafından devralındığı bir yapı olarak tanımlıyor. Ona göre en görünür değişim kamusal meydanda yaşanıyor. İnsanların dünyayı anlamak, oy vermek, siyasi karar almak ve yurttaşlık görevlerini yerine getirmek için kullandığı bilgi kanalları artık büyük ölçüde şirketlerin elindeki dijital platformlarda şekilleniyor.
Bu dönüşüm, Lepore’a göre sadece iletişim araçlarının değişmesi anlamına gelmiyor. Kamusal tartışmanın nasıl yürüdüğünü, hangi bilginin görünür olduğunu, hangi öfkenin büyütüldüğünü, hangi siyasi mesajın kime ulaştığını ve yurttaşların hangi gerçeklik içinde karar verdiğini de değiştiriyor.
‘Yurttaşlık tutkalı’
Lepore’un üzerinde durduğu konulardan biri seçim kampanyalarının dönüşümü. Ona göre 20’nci yüzyılın ortasından itibaren kamuoyu araştırmaları, seçmen segmentasyonu ve veri analizleri klasik kampanya pratiklerinin yerini almaya başladı. Mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşma, yüz yüze ikna ve yerel siyasi temas zayıflarken, seçmeni ölçme ve hedefleme mantığı güçlendi.
Lepore bu dönüşümü yalnızca teknik bir verimlilik artışı olarak görmüyor. Ona göre yüz yüze siyasi temas, demokrasinin sosyal dokusunu oluşturan temel unsurlardan biriydi. Yazar, bu tür temasları “civic glue”, yani yurttaşlık tutkalı olarak nitelendiriyor. Siyaset, insanların birbirini ikna etmeye çalıştığı bir alan olmaktan çıkıp veri toplama ve hedefli mesaj gönderme sistemine dönüştüğünde, yurttaşlık ilişkisi de zayıflıyor.
Yazarın ifadesiyle yeni aşama, “yapay zeka, yapay zekaya karşı” dönemi. Bir yanda seçmenler yapay zeka araçlarına ne düşüneceklerini, kime oy vereceklerini ya da hangi politikayı destekleyeceklerini soruyor; diğer yanda kampanyalar seçmene ulaşacak mesajları yine yapay zeka sistemleriyle üretiyor. Lepore’a göre bu tabloda siyasi karar sürecinin iki yanında da makineler yer almaya başlıyor.
Yurttaştan kullanıcıya
Lepore’un eleştirisinin merkezinde yurttaş ile kullanıcı arasındaki fark var. Liberal demokratik devlette birey, hakları ve sorumlulukları olan bir yurttaştır. Dijital platform ekonomisinde ise aynı kişi veri üreten, davranışı ölçülen, dikkati satılan ve hedeflenen bir kullanıcıya dönüşür.
Lepore’a göre hedefli reklam modeli, insan davranışını izleyip sınıflandırarak ticari ve siyasi mesajları kişiye göre düzenliyor. Aynı mekanizma bir ürün satmak için de kullanılabiliyor, siyasi mesaj vermek için de. Böylece siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Yazar, bu dönüşümün internetten önce başladığını da hatırlatıyor. Ona göre 1950’lerde yükselen tüketim kültürü, yurttaşlık fikrini tüketici kimliğiyle zayıflatmıştı. Ancak internet ve platform ekonomisi bu eğilimi tek bir dijital altyapıda birleştirdi. Alışveriş, haber, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel veri aynı şirket mimarisi içinde toplanmaya başladı.
‘Rıza olmadan yönetim’
Lepore’a göre yapay devletin en büyük tehlikesi burada yatıyor. Demokratik devlet, meşruiyetini yurttaşların rızasından, temsil mekanizmalarından, hukuktan ve kamusal tartışmadan alır. Yapay devlet ise kararların, yönlendirmelerin ve bilgi akışının giderek daha fazla otomatik sistemler tarafından belirlendiği bir düzen yaratır. Bu düzende yurttaşın yerini kullanıcı, temsilin yerini veri profili, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşim alabilir.
Teknoloji elitlerine tepki
Lepore, insanlığın anayasal demokrasiyi ve liberal ulus-devleti terk edip otomasyon ve makine yönetimine yönelmesinin ne anlama geldiğini sorguluyor. Terminator gibi distopik anlatıların, 21. yüzyılda Silikon Vadisi için bir iş planına dönüşmüş gibi göründüğünü söylüyor.
06 Ağustos 2026
2022
Recep Zühtü Soyak henüz 1919 yılında Milli Mücadele’ye katılmış, ölümüne kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınları arasında yer almış bir şahsiyettir. Çok iyi bir silahşor olduğu rivayet edilen Recep Zühtü Bey’in, Mustafa Kemal Paşa’ya ölümüne sadık olan çekirdek kadronun, kimi kaynaklarda geçen isimlendirmeyle “Serez Fedaileri”nin önemli halkalarından biri olduğu da pek çok hatıratta ifade edilir.
04 Ağustos 2026
03 Ağustos 2026
Ankara
Doruk Madencilik işçileri direnişin 8'inci gününde Kuğulu Park'ta: Madenciler yarın TBMM'ye yürüyecek


















.jpg)



.jpg)












.jpg)








.png)
