Fotoğraf dünyası erkekçedir
Öteki sanat dallarını bilemem ama, bizde fotoğraf dünyası ister amatör, hobi amaçlı, ister sanat amaçlı olsun erkekçe konuşur. Fotoğrafçı söyleşileri, şakaları, gezileri, eğitimleri erkekçedir. Son yıllara bakarsanız eğitim için derneklere, kurumlara koşanların çoğu kadın olmasına karşın yöneticiler, öğretenler erkektir. “alışılmış, ezberlenmiş erkeklik” eğitimlerde kadınlarca nasıl algılanır tartışılmaya değer.
Peki fotoğraf meraklısı kadınların umurunda mı bu gidiş derseniz, gidişin ne olduğunu bile düşündüklerini sanmam. Kadınlar için fotoğraf çekim sürecindeki ilişkiler sırasında alınan haz önemli oluyor. Sonrasında gösteri, sergi ortaya çıkıp çıkmaması, günün-ayın birincisi olup olmamak erkeklere mahsus oluyor.
Geçenlerde bir arkadaş yeni aldığı üç bin liralık yeni makinesini gece çekimlerinde denerken “gözün gördüğünden daha kaliteli çıkıyor” diye heyecanlanınca, bu teknoloji silah geliştirme işinden geliyor, gece görüşlü teknoloji araştırması bizim makinelere de yaramış olabilir dedim. Biz fotoğrafçılar bir başka yönden silahlanmış askerleriz aslında. Fotoğrafçı söyleşmelerinin askerlik anısı tadında olması belki bundandır. Erkeklerin önce birbirlerine markalı, çıkıntılı makinelerini göstermeleri, fotoğraf teknolojisi fuarlarında kadınların mal teşhirinin yan malzemesi olması, Ereğli’deki derneğin sayfasında olduğu gibi ana sayfada sürekli makine sergilenmesi, Zonguldak’taki derneğin logosu gibi tam boyutlu makine üstüne barete yer verilmesi erkek çıkmazlığının dışa vurulması gibidir.Çıkmazlık demem boşuna değil. Özellikle toplu gezilerde, yeme içmelerde bizim fotoğrafçı erkeklerin ipini koparmış, zorlama özgürlük havaları, teknoloji gevezeliği dikkatimi çeker. Eşleri, kadınları tarafından büyütülen, çekip çevrilen koca çocukların, koca-fotoğrafçıların “sınırlı özgürlük” havası esip geçer aramızda çünkü. Kadınların da işine gelir bu durumlar. Adamın nerede olduğu, parayı nereye, kime harcadığı da bellidir. Karşılıklı bağımlılık durumlarında çocuklar büyür, benzer sisteme takılır gider. Hemen dibimizdeki Yedigöller aklıma gelince içimden “fotoğrafçıların Bodrum'u oldu buraları” demem boşuna değil. Yapraklar kızarınca takvimler işaretlenir, ızgaralar kuytulardan çıkarılır. Yedigölleri'in gölleri teker teker göl olmaktan çıkıyormuş, buraları kent ormanlarına benzemeye başlıyormuş tükenen için dert değil ki !
“Çağdaşlık”, “modernlik”, yeni dünya düzeni soslu bu ortamdan sanat çıkar mı derseniz, tam hayır diyemem. Sıkıntılı bir yaşamla araya mesafe koyma, uzaktan bakıp sorgulama farkındalığı yitirilmemişse neden çıkmasın.
Kasım 2011
Kasım 2011