Piknik yerinde çöplerini bırakıp gidenler nereye koşuyor?
İstanbul’da Belgrat ormanında özellikle hafta sonu bırakılan poşet yığınını iki akademik gözlemci hastalık olarak saptayıp “PŞT” yani “ormana plastik poşet atma sendromu” olarak tanımlamışlar. Tüm kötülükler karşısındaki kolaycı suçlama gözlemcileri hastalığın insanlardan bulaştığı vurgusuna getirmiş. Kurumlar, sistemler, düzenler, yönetenler değil kişiler suçlanmış.
İnsan’ı toplumsal-siyasal varlık olarak düşünmezsek, ya da düşünmek işimize gelmezse herkesin herkesi suçlaması, herkesin aldığı tavır. Benim asıl şaşkınlığım Doğa gibi insanın en dingin, huzurlu olduğu, olması beklenen bir yerin; bir gezi, piknik, yüzme sonrası hangi ruh ve davranış durumu ile poşet örtüsüne çevrildiği.
Piknik yerinde ağaçlarla, çiçeklerle, dereyle girilen ilişki, acaba doğanın en değerli yaratığı olan insanla girilen ilişkiye mi benzedi. İnsanın insanla ilişkisi giderek rekabete, ilişkileri sömürmeye dönüşürken, aynı karakterdeki insan doğayla da benzer ilişkiye giriyor, doğayı sömürüyor, kullanıyor, atıyor. İnsanlarla olduğu gibi doğayla da kalıcı ilişkiler bitiyor. Geleceği düşünme de bittiğine göre bıraktığı çöple karşılaşma olanağı da kalmıyor.
Her tarihsel-toplumsal dönem kurumları ile o dönemin insan karakterini de yaratır. Roman yazarları, Yönetmenler bu karakterlere yaslanarak dönemini aktarır. Karakterin çizgileri; aile, okul, fabrika, büro, dini alanlar, kışla, mahalle, örgüt, gazete, televizyon benzeri toplu oturup kalkılan yerlerde çizilir. Bu yerler toplumu ve devletini çekip çeviren, şekil veren bir avuç güçlünün üretip yaydığı egemen düşüncelerin de taşıyıcısıdır.
Bugünün karakteri üzerine yazılanların başında bireysellik, kendine düşkünlük öne çıkıyor. Narsisizm yeniden tartışma gündemine geliyor. Kamusal alanların, yani ortaklaşa paylaşılan alanların, buraları savunan değerlerin gözden çıkarıldığı vurgulanıyor. Şimdiki zamana asılmanın, geçmişi-geleceği yok saymanın yaygın bir belirsizlikle sonuçlandığının altı çiziliyor.
Önceleri üretmek, üretim içinde sınıfsallaşmak, kavga etmek varken şimdi tüketim yolunda yitirilen sınıfsallık ve azdırılan rekabet konuşuluyor. Ulus devletin güvenliği, yurttaşlığı bitti, artık herkes başının çaresine bakacak, "kamusal", "özel" tarafından sömürgeleştiriliyor zaten deniyor. Çelik kapı, güvenlik kulübeleri, güvenlik aletleri ile her ev, işyeri özel karakol oluyor. Devleti denetim altında tutan güçlerin kamusal paylaşım alanlarını gözden çıkarması 1980 öncesinin hayaliydi, darbeci askerlerin ve uyanık seçmeni peşine takan her kafadan hükümetin uygulamasıyla fazlasıyla gerçek oluyor şimdi.
Bu düşünceler, uygulamalar özellikle kapitalizmin son 30-40 yıllık toplumsal düzenini sorgulayan batılı düşünürler tarafından kitaplara, filmlere konu ediliyor. Onlar sayesinde bugünü anlamak, geleceğimizin bir çeşit falına bakmak heyecan veriyor. Hele Zonguldak gibi Cumhuriyet ve kamu değerlerinin ilk örneklerinin bolca yaratıldığı bir yerde...
Kozlu sahil yolundaki Uzun Mehmet Anıtı’nın haberlere konu olan solmuş bayrağı, izbe hali, ekmekle beslenen köpekleri-tavşanları ile beş metre ötesindeki bir çeşit tüketici barınağı olan “Alışveriş ve Yaşam Merkezi”nin yarattığı parıltı arasındaki zıtlığı çözmede çoğu çeviri olan yayınlar, makaleler yardımcı ders kitabı tadı veriyor.
Tüketici barınağının ön cephesinde, işi bitirilen Osmanlının ve ulus devletin yerel sınıf temsilcilerinin kocaman fotoğrafları kurbanlık koyun gibi kardeş kardeş durup insanı gülümsetiyor. Şimdilerde solmuş görünen fotoğrafların başına neler geleceği insana meraktan seçenekler ürettiriyor. Cephe uygulamasına Eylül darbesinde eziyet görmüş sosyalistlerin gönüllü öncülük etmesi, kamu malından büyük parça koparan barınak sahiplerinin çevresini akıl hocası ulus devlet solcularının sarması, kişiyi “kırkından sonra sosyalistler geç edinilmiş bireyselliğin tadını, erken gelmiş toplumsallığın acısını çıkartıyor” önyargısına sürüklüyor.
Tüketici barınağının ön cephesinde, işi bitirilen Osmanlının ve ulus devletin yerel sınıf temsilcilerinin kocaman fotoğrafları kurbanlık koyun gibi kardeş kardeş durup insanı gülümsetiyor. Şimdilerde solmuş görünen fotoğrafların başına neler geleceği insana meraktan seçenekler ürettiriyor. Cephe uygulamasına Eylül darbesinde eziyet görmüş sosyalistlerin gönüllü öncülük etmesi, kamu malından büyük parça koparan barınak sahiplerinin çevresini akıl hocası ulus devlet solcularının sarması, kişiyi “kırkından sonra sosyalistler geç edinilmiş bireyselliğin tadını, erken gelmiş toplumsallığın acısını çıkartıyor” önyargısına sürüklüyor.
Bu yazı için Bireyselleşmiş Toplum (Zygmunt Bauman), Postmodern Toplumdan Kesitler (Yaşar Çubuklu) kitaplarından yararlanıldı.
iakyurek1@hotmail.com
Ekim 2011

