28 Nisan 2026
26 Nisan 2026
2019 İstanbul / Sergi
Sabahattin Ali’nin bu yolculuğunda sizi en çok şaşırtan detay ne oldu?Bu sergide ilk kez sergilediğimiz materyallerin bence en ilginci, Sabahattin Ali'nin 1939 Nisan'dan Ağustos'a kadar Ankara'dan yola çıkarak; Sivas, Kayseri, Erzincan, Gümüşhane, Samsun ve Zonguldak hattında yaptığı gezide tuttuğu notlar ve çektiği fotoğraflar. Bu sergiyi ortaya çıkartan da bu materyaller oldu. Çünkü biz gezi yazıları yazan bir Sabahattin Ali tanımıyoruz. Bu gezi yazıları onun sanatı ve yazarlığındaki çok yönlülüğü de yansıtıyor. Mesela Zonguldak'ta kömür madenine gitmiş. Madeni yazmış, bugüne kadar hiç düşünülmeyen bir konuyu, kuyularda çalışan hayvanları yazmış. 2019
Ankara
Doruk maden işçilerinin açlık grevinde 7. gün: Artık konuşmakta bile zorlanıyorlar, bunun adı zulümdür; ödenen miktar toplam alacağımızın 50'de 1'i bile değil!
24 Nisan 2026
22 Nisan 2026
İnternet
21 Nisan 2026
Şüphelinin bu eylemleri süreklilik arz etmekte olup...
Devrek'te, 31 Mart 2024 seçimleri sonrası AKP yönetimine geçen belediye tarafından re'sen emekli edilen İbrahim Tığ, mahkeme kararıyla işe iade haklarını kazanmasına rağmen Belediye Başkanı Özcan Ulupınar tarafından görevine başlatılmadı. Devrek Belediyesi tarafından haksız yere re'sen emekli edildiğini iddia eden İbrahim Tığ, açtığı iade davasını kazandı. Devrek 1. Asliye Mahkemesinde görülen dava sonucunda mahkeme İbrahim Tığ’ın re’sen emekli edilmesinin geçersizliğine ve işine iade edilmesine karar verdi.
İbrahim Tığ suç duyurusu dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:
“Ne İş Kanunu'nda, ne Toplu İş Sözleşmesi'nde ''Re'sen emeklilik'' diye bir işten çıkarma olgusu olmamasına rağmen, şüphelinin siyasi hırs ve hesaplarından ötürü işten çıkarıldım. Ayrıca mahkeme kararının kasten uygulanmaması, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır ve kamu otoritesine duyulan güveni zedelemektedir. Şüphelinin bu eylemleri süreklilik arz etmekte olup suç hali devam etmektedir. Bilindiği üzere; mahkeme kararlarının bağlayıcılığı Anayasa’nın 138. maddesi gereğince tartışmasız olup yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Buna rağmen şüpheli, açık ve kesin hüküm niteliğindeki yargı kararını uygulamamak suretiyle görevini kötüye kullanmıştır.
uygulamaları silerek Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.
Palantir ve bir savaş tüccarının manifestosu
Özetle şirket, sahip olduğu veri analizi teknolojilerini; kimin tutuklanacağını, sınır dışı edileceğini veya hangi binanın bombalanacağını belirleyen ölümcül algoritmalara dönüştürerek, doğrudan burjuva devletlerinin kendisine, istihbarat örgütlerine ve Pentagon’a satarak para kazanıyor.
Ayrıca sıradan bir vatandaş olarak Palantir’e günlük hayatta maruz kalmama olasılığımızın bulunmadığını da unutmamak gerekiyor. Reklam engelleyici kullanarak, web sitelerindeki çerez (cookie) politikalarını reddederek veya telefonunuzdan birtakım uygulamaları silerek Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.
İşte böylesi karanlık bir sicile sahip olan Palantir'in paylaştığı 22 madde, ABD hegemonyasının krizlerine teknoloji tekelleri cephesinden verilen siyasi bir yanıt, hatta bir "tekno-emperyalist" doktrin niteliği taşıyor. İktisatçı Yanis Varoufakis’in de isabetli teşhisiyle, bu metin aslında elitlerin dünyayı kendi mülkleri gibi yönetmek istediği bir tür "tekno-feodalizm" manifestosu.
Cem Demirok haber sol
20 Nisan 2026
Ankara'ya
Doruk madencilik işçilerinin yürüyüşü 4. gününde de devam etti: ‘Yeraltında ölüm korkusu, yerüstünde ekmek kavgası’
Milletvekillerine seslenen Çakır, şöyle devam etti:
“Orada 600 milletvekilinin ne işi var ? Bu işçileri savunmayacaksanız, bu çiftçileri savunmayacaksanız, bu emekçileri savunmayacaksanız, bu yedi kat yerin altına giden madencileri savunmayacaksanız ne işiniz var sizin orada ? Gelin buyurun bu meseleyi bir an önce çözün, biz de susarız, teşekkür ederiz ancak bu işçilerin çoluğu çoçuğu evlerinde bekliyor. Bu insanlar günde 25 km yol yürüyorlar. Sizler hiç yürüdünüz mü ? Bu işçinin bir an önce meselesini çözün.”
19 Nisan 2026
Kimin günahı
Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?
Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.
İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.
Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.
Gülseren Aydın Birgün
Kdz. Ereğli AKM
H. Engin Öztabak [DEDE] (87), Kdz. Ereğli'de Fotoğrafçı
18 Nisan 2026
Kdz. Ereğli AKM
16 Nisan 2026
15 Nisan 2026
"Nasıl Ölünür"
Yaşamak nasıl? Ölüm nereden? Hasat ne zaman
Yetmiş yaşındaki Lacour Baba'ya Emile Zola'nın "Nasıl Ölünür" kitabında (1883) rastladım; "Bir köşede yorgunluktan yığılıp ölüme terk edilen yılkı atları gibiydi. Altmış yıl çalışmıştı, madem yer işgal etmekten başka bir işe yaradığı yoktu, artık göçüp gidebilirdi" diye anlatıyordu onun hislerini.
Emeklilik kavramı bir modern yaşam, uygarlık eylemi değil miydi? Doğada emeklilik ise bir nevi ölüm demekti ve Lacour Baba tam da o doğanın içinde organik bir canlı olarak duyumsuyordu kendini. Elinden kazma düşüp de çalışamadığını, dünyaya yeni bir şey katamadığını anladığı an "işgal ettiği yer"i diğerlerine bırakması gerektiği işlenmişti genlerine.
Özlem Yücesan haber.sol
11 Nisan 2026
HIZ
Motosiklet sayısı 7 milyon 200 bini buldu: İki kazadan birinde payı var
2019’da trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 3,3 milyondu. Aynı yıl motosikletlerin toplam taşıtlar içindeki payıysa yüzde 14,1’di. Motosikletler 2019’da 266 bin 872 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1553 kişi öldü.
Motosiklet sayısı 2026’da iki kattan fazla artarak 7,2 milyona ulaştı. Bu araçların trafikte payıysa yüzde 20,9’a yükseldi. Motosikletler geçen yıl 288 bin 318 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1675 kişi öldü.



.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)











.jpg)




.jpg)















~2.jpg)



.png)



