16 Mart 2026

Çaycuma / Yüreksizler!

"Çünkü bu iş sadece metalden, motordan, hoparlörden ibaret değil…Bu iş yürek işi."

 

14 Mart 2026

Ekrem M.Z. ve Yüksel Y. Kardeşler Nasılsınız?

 

Karadeniz’i tehdit eden kafes balıkçılığına onay: “Kafes balıkçılığına karşı yaşamı savunmaya kararlıyız”

Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri Platformu, Zonguldak’ın Ereğli ve Alaplı ilçelerinde denizin içerisine kurulmak istenen kafes balıkçılığına karşı açıklama yayımladı.

Açıklamada Zonguldak Merkez, Alaplı ve Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odaları’nın (TSO) deniz, hava, toplum sağlığını hiçe sayan girişimlerde bulunduğu ve bu girişimlerin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Karadeniz Ereğli TSO başkanının AKP’li milletvekili Saffet Bozkurt ile birlikte Ankara’da Tarım ve Orman Bakanlığı ile “kafes balıkçılığı” üzerine yaptığı görüşmeleri TSO’nun yaptığı resmi açıklamasından öğrenildiği belirtildi. Ereğli ve Alaplı arasındaki plajlar bölgesinde kurulması planlanan bu proje için teşvik ve izinler konusunda onay alındığı belirtilerek “Ereğli ve Alaplı  arsındaki plajlar bölgesi halkın denize erişim için  faydalandığı alanlarıdır. Denizi kafes balıkçılığı rant projesine vermeyeceğiz. Anayasadan ve yasalardan doğan her türlü meşru haklarımızı kullancağız” denildi.

Kafes balıkçılığı Karadeniz’i tehdit ediyor

                                                  

‘Kime yollasak?’

 

Radyoloji tetkikleri: İhtiyaç mı dayatma mı?

Hasta çok, ayrılan zaman az, çare: MR, tomografi

Yüksek sayıdaki başvuruları karşılayabilmek için muayene süreleri kısa tutuluyor. Bu durum da hekimleri daha fazla görüntüleme ve başka tetkiklere itebiliyor. Çorbacıoğlu hasta başına ayrılan zamanın çok kısalmasının önemli bir faktör olduğunu söylüyor:

“Hızlı hareket edebilmek için gerekli görmeseler bile bunları isteyebiliyorlar. Hatta artık normalleşmiş durumda.

‘Neyiniz var?’ sorusundan sonra çoğu hekimin ilk düşündüğü şey ‘Hangi tetkiki yapsak?’ Hatta bazen fiziksel muayene etabını tümüyle atlayıp, ‘Kime yollasak?’, ‘Hangi cihaza yollasak?’, ‘Hangi testi istesek?’ diye düşünebiliyorlar.” 

‘Hastalar muayeneyi yeterli görmüyor, MR, BT istiyor’

13 Mart 2026

Aklımızda bulunsun:

 

Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

 

07 Mart 2026

“Yurt Gezileri”

Basın-Yayın Sektöründe Bir Kadın İllüstratör

Hatice Sabiha Rüştü Bozcalı; köklü, varlıklı, kültürlü bir ailenin ferdi olarak 1903’te doğdu. 95 yıl süren yaşamının neredeyse yarısını resim eğitimiyle geçirdi. 5-6 yaşlarındayken yeteneği keşfedildi, 8-9 yaşlarındayken ressam ve müze müdürü Ali Sami Boyar’ın özel öğrencisi oldu, 15 yaşındayken yurtdışına sanat eğitimi için gönderildi. Fransızca, Almanca, İtalyanca öğrenen Bozcalı, eğitimini 40’lı yaşlarının sonlarına kadar aralıklarla sanat tarihinin önemli isimlerinin atölyelerinde sürdürdü. 

 Bozcalı, Anadolu kentlerini resmetmek üzere Cumhuriyet Halk Fırkası ve Halkevleri tarafından 1939’da ikincisi düzenlenen “Yurt Gezileri”ne davet edilen on sanatçının arasına girdi. Geziye seçilen ilk kadındı. Cumhuriyet ile şekillenmeye başlayan yeni kültürel kimlik ve modernleşme sürecini belgelemek üzere Zonguldak’a gönderildiğinde fabrikalara yoğunlaştı ve kentin endüstriyel gelişiminden ayrıntıları tuvaline yansıtarak farklı bir bakış açısı sergiledi.  

 EMİN NEDRET İŞLİ, ÖMER DURMAZ    SALT

                                               

04 Mart 2026

Destek olma, masa zaten devrilecek.

  

Önce Payandalar!
"İyiler bugün, kötülerin fantezisi olarak yaşamdadır. Kötülerin yalnız kaldığında bir iyiye sarılması boşuna değildir." Tahir M. Ceylan, Aylak Düşünceler
Bilirsiniz yangında ilk kurtarılacaklar listesi vardı bir zamanlar. Tehlike öncesi uyarı hedefi belirlenmiş, güvenlik duygusu pekiştirilmiş olurdu.  Bu tip listeler memleketin/yeryüzünün zor durumlarında da önceliklerimiz için kafa yormamız gerektiğini anımsatır.

Payanda; yani destek, dayanak iyiyi de kötüyü de zor zamanlarda ayakta tutar. Bir kötülük masası düşünün, sadece bir ayağı aksasa masa sahipleri huzursuz olur. Sağa sola koşuşturur paniğe kapılır. Yüz ifadeleri, bakışları tuhaflaşır. Şiddeti seçer.
Kötülerle ilişkili sanatçı tayfasını da bir masa ayağı gibi düşünürüm. Daha doğrusu bu tayfayı sallanan, tökezleyen bir mekanizmayı ayakta tutan payanda olarak kabul ederim. Ancak, bizim tayfanın işlevi öteki payandacılardan taksiciden, marangozdan farklıdır. Kaba değil, incedir. Kötülerin manevi ihtiyaçlarını karşılar. Şimdilerde buna şirket kafasıyla “duygu yönetimi” derler. Reklam dünyasında kalem oynatan, yüzünü markalara kiralayan tayfa duygu pazarlama işinin ustalarıdır.
Ortada yönetim, yönetilecek varsa ilişki, irtibat, iltisak da vardır. Kötülerin kanunu bunu “yardım ve yataklık” olarak etiketleyip iyilerin iyilere payandalık yapmasını, destek çıkmasını cezalandırmışdır.
Ancak, iyilerin defterinde kötülere yardım ve yataklık yapmanın ayıplanması nedense yoktur. Bu yüzden, farklı ulustan ve dinden liman işçilerinin İsrail’e gidecek gemilere yükleme yapmayı kabul etmeme eylemi göklere çıkarılmamış, örnek alınacak insancıl bir davranış olarak yaygınlaşmamıştır. 

 Peki iyilerin tarafında neler olur?

Yine de kötümser olmayalım. İsrail'e karşı yapılan kültürel boykot  çağrıları, üniversitelerde gerçekleşen (Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ Mimarlık) sırt dönme eylemleri, "Migros'tan alma, emeğimi çalma" boykotları, Çağdaş Hukukçular Derneği'nin Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı -kralın savcısıyla ilgili- muhatap alma/yok say çağrısı az şey değil. 
Sanatçı tayfasını kötülerden uzak tutmak, irtibatlarını kesmek için yine de kavramlara ihtiyaç var. Bir akademisyen maden şirketlerinin ruhsat oyunlarında muhtarları ayartma eylemlerini (camiyi tamir edelim, okulu  boyayalım gibi) "sosyal rüşvet" olarak tanımlamıştı. Bizim tayfanın ayıplı ilişki ve eylemlerini şöyle tanımlasak: "manevi rüşvet", "boykot kırıcılar", "kiralık ruhlar", "duygu avcıları"... Ya da son büyük deprem sonrası şirketlerin sanatın iyileştirici gücü palavrasıyla  sanatçıları kullanmalarından yola çıkarak "iyilik taşeronları" desek.
Devletler arasındaki oyunlara dikkat edin: kriz zamanlarında silahlar konuşmadan önce, 
önceki bazı ilişkiler gözden geçirilir, payanda olarak değerlendirmeye alınır. Son Ukrayna savaşında ABD ve AB örneklerinde gördüğümüz gibi ilişkili/irtibatlı şirketler, iş adamları, diplomatlar, sanatçılar hedef listesine alınır. Bu arada Rus ve Filistin kültürü de payını alır, ayılıp bayıldıkları ifade özgürlüğü bile rafa kaldırılır. 
 
Peki iyilerin, bizim tayfanın tarafında neler olur? Bir avuç insan dışında bunaltıcı bir yılgınlık sürer gider. Sevdiğimiz yazar, oyuncu iyilerle kötüler arasında dolanır durur. Yalama olmuş musluğun kafamızda bıraktığı tedirginliği yaşarız. 
Yüzümüzü onlara dönüp arkamızı, 16 yaşında Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabını yazan Etienne de La Boétie''nin şu sözlerine dayasak ve "Artık hizmet etmemeye kararlı olun; göreceksiniz ki anında özgürleşeceksiniz," desek...
Ve yaklaşık 500 yıl önce yazılan bu kitabın bir kaç satırından esinlenerek çaresizce eklesek; elinize pankart alıp sokağa çıkmanızı istemiyoruz, bildiriye imza atmanızı da beklemiyoruz. Masaya tekme atmanızı hiç istemiyoruz. Destek olma, masa zaten devrilecek. 
 İbrahim Akyürek    Mart 2026    67sergi@gmail.com

02 Mart 2026

Çaycuma

Çaycuma Çevre Gönüllüleri’nden Hakan Tosun Cinayeti Açıklaması: “Katiller ve Azmettiriciler Cezasız Kalmayacak”

Çevre Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada, Hakan Tosun’un 10 Ekim 2025 gecesi İstanbul Esenkent’te bir elektrik direğinin dibinde otururken motosikletli bir grubun saldırısına uğradığı hatırlatıldı.

Açıklamaya göre Tosun, sekiz dakika süren ilk saldırıda ağır darbelere maruz kaldı. Ayağa kalktığını gören saldırganların dört–beş dakika sonra yeniden olay yerine dönerek Tosun’a ölümcül darbeler vurduğu belirtildi. İkinci saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Tosun’un beyin ölümünün gerçekleştiği ve entübe edildiği ifade edildi.

Çevre Gönüllüleri, “Buraya kadar yaşananlar bir insan cinayetidir. Ancak sonrasında yaşananlar bir hukuk cinayetidir” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Deliller Toplandı, Tutuklama Yok” 
                                     

28 Şubat 2026

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük?

Daha kaç cenaze gerekiyor?

Daha çarpıcı olan ise kazalara ilişkin veriler.

TTK genelinde kaçak ocaklarda 2023 yılında 3, 2024 yılında 5 işçi hayatını kaybetmiş. 1992-2024 yılları arasında kaçak ocaklarda meydana gelen kazalarda (kayıtlara giren) 146 işçi; rödovanslı sahalarda ise 155 işçi yaşamını yitirmiş. Üstelik kaçak ocaklardaki yaralanmaların tam sayısı bile tespit edilemiyor.

Bu ne demek?

Bu, devletin kayıtlarına bile tam olarak girmeyen ölümler olduğu anlamına geliyor. Açık açık görmezden geliniyor. Bu, yerin altında yaşananların bir kısmının istatistiklere dahi yansımadığı anlamına geliyor. Bu, görünmeyen bir ölüm ekonomisi olduğu anlamına geliyor.

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? Utanmazsanız çocukları da madene sokalım! 

Üstelik burada özellikle rödovans uygulamasını hatırlatmak gerekiyor.

Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden işletmesinde de rödovans sistemi vardı. Yani kamuya ait bir sahada üretim hakkı özel bir şirkete devrediliyor; şirket belirli bir bedel karşılığında kömür çıkarıyor. Kârlılık baskısı arttıkça maliyetler kısılmaya, maliyetler kısıldıkça iş güvenliği önlemleri “esnetilmeye” başlanıyor. Üretim hedefleri, insan hayatının önüne geçiyor.

Rödovans modeli teorik olarak bir işletme yöntemi olabilir. Ancak denetimin zayıf, yaptırımın caydırıcı olmadığı, kamu otoritesinin etkin olmadığı bir ortamda bu model; iş güvenliğini tali, üretimi asli unsur haline getiriyor. Soma bunun en acı örneğiydi. 301 can bunun bedelini ödedi. Cezasızlığın cezasını işçiler hayatlarıyla ödedi, ödüyor. 

Bugün hâlâ rödovanslı sahalarda yüzlerce ölüm kayda geçmiş durumda. Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun sadece kaçak ocaklar değil. Sorun sadece bireysel ihmal değil. Sorun; denetim zafiyeti, yaptırım eksikliği, siyasi irade yetersizliği ve insan hayatını üretim maliyeti olarak gören anlayıştır.

İncelediği TTK raporunda açıkça ifade ediliyor: Kaçak ocaklarda arama kurtarma çalışmaları TTK tahlisiye ekiplerince zor şartlar altında, güçlükle yürütülüyor. İlkel koşullar, asgari iş güvenliği önlemlerinden yoksun çalışma ortamı... Yani ölümler gerçekleşmeden önce bilinen, görülen, raporlanan bir tablo var.

Bu durumda artık “kaza” kelimesi gerçeği karşılamıyor.

Kaza; öngörülemeyen, engellenemeyen olaydır. Oysa burada sayılar var, raporlar var, tekrar eden müdahaleler var, yıllara yayılan ölümler var. Aynı ocaklara defalarca mühür vuruluyor, aynı sahalarda defalarca cenaze çıkıyor. Bu bir tesadüf zinciri değil; sistematik bir ihmaller zinciridir.

 Murat Ağırıel    Cumhuriyet

        

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? 

24 Şubat 2026

"Yeşil Kuşak"

 

CIA’nın karanlık şefi Graham Fuller’in sessiz ölümü! 

Görevde bulunduğu süre boyunca, ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu politikalarının belirlenmesi ve uygulamasında rol oynayan isimlerden biri olan Fuller, bu dönemde “Ilımlı İslam” terimini siyasal literatüre katan isimler arasında yer aldı.

Fuller, yazdığı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitap dolayısıyla da AKP’nin bir dönem sıklıkla tekrarladığı ‘Yeni Türkiye’ ifadesinin isim babası olarak biliniyor.


Bir dönem Müslüman Kardeşler’i bir dönem de kendi tanımlamasıyla “Gülen hareketini” Ilımlı İslam modeli çerçevesinde desteklenmesi gereken akımlar arasında saydı. Fethullah Gülen’in ABD’ye yerleşmesi sürecinde oturma izni alması için tavsiye mektubu yazan eski devlet görevlilerinden olan Fuller’in 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki isimlerden biri olduğu da öne sürülmüş ve bir dönem CIA’ya danışmanlık yapan Henri Barkey ile birlikte hakkında yakalama kararı çıkartılmıştı.


Fuller'in "Yeni Türkiye Cumhuriyeti", "İslamsız Dünya", "Siyasal İslamın Geleceği", "Türkiye ve Arap Baharı" gibi eserlerinin yanı sıra, Henri Barkey ile birlikte kaleme aldığı "Türkiye’nin Kürt Meselesi" başta olmak üzere pek çok kitabı bulunuyor.

  

22 Şubat 2026

Roman

 

Karakolda ayna var, insanda ahlak...

Bu üslupla yazdığı eserlerden biri olan Fosforlu Cevriye’de bu zıt kutuplu iki sözde suçlunun arkadaşlığını yazmış Suat Derviş. Şarkısından dolayı da çok yayılan bu popüler isim, üç ayrı filme de başlık olmuş. 1959 ve 1969’da çekilen iki filmin romanla hiçbir ilgisi yok! Ne var ki birçok kaynakta (hatta meşhur sinema eleştirmeni Atilla Dorsay’ın kitaba yazdığı önsözde) “romanın uyarlaması” olarak söz ediliyor!

2000’de çekilen ve diğerlerinin aksine “Suat Derviş’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır” yazısı akan filmde ise evet bir fahişe var ve karakolda başlıyor film ve yine ne var ki gerisi tepetaklak edilmiş bir felsefe, absürtleştirilmiş karakterler, ahlaksızca değiştirilmiş olay örgüsü ve final! Romanda karakterler varken burada sadece şablonlar var!

Romana gelirsek... 

 Özlem Yücesan   haber.sol

Teknoloji

 

 İki film ve Hitler’in arkasındaki dev şirket: IBM  Hitler için IBM’in ölüm hesaplayan makineleri

Büyük patronlar

 

Hitler’i ayakta tutanlar

Peşine yüzbinleri takan Adolf Hitler’in 30 Ocak 1933’te şansölye olarak atanmasıyla başlayan Üçüncü Reich, Nürnberg Mahkemesi’nin aldığı kararlarla 1946’da sona ermişti. Hitler’in Nazi diktatörlüğüne destek vermiş olan 42 “endüstri babası” da Nürnberg’de yargılanmıştı.

ONLARSIZ HİTLER BİR HİÇTİ 

Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya şansölyesi olarak atandı. Almanya’ya el koyan Hitler ile yardakçılarının palazlanması ve 13 yıl ayakta kalması, Alman endüstrisinin “babaları” olmasaydı başarılamazdı ve Hitler bir hiçti. Nazi Almanyası’nın orduları, Flick, Krupp, Thyssen ve şürekâsı olmadan komşu ülkeleri istila edemez, savaşamazdı. Onlar sayesinde Nazi Almanyası 1942- 1944 arasında silah gücünü üçe katlamıştı. Adolf Hitler’e verilen büyük parasal destek daha 1920’li yıllarda Bavyera’da başlar. Oradan diğer Alman kentlerine, Avusturya’ya ve İsviçre’ye de sıçrar. Avrupa’ya kaçmış bazı varlıklı Rus asilleri “Bolşevik düşmanı” Hitler’e destek verirken Henry Ford da Hitler’in partisi NSDAP’ye bağışta bulunur! Aynı dönemde Mussolini yönetimindeki İtalyan faşistlerinin bile İsviçre bankaları kanalıyla milyonlarca markı Führer’e yollamış olduğu biliniyor.

ÇIKARLAR KARŞILIĞINDA DESTEK

Evet, o dönemlerde herkes çıkarları karşılığında Nazileri desteklemişti! İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yanında oldukları için Nürnberg mahkemesinin suçlu gördüğü endüstri patronları günlerini bir zamanlar Hitler’in kaldığı Landsberg hapishanesinde geçirirler. Yeni Almanya için ortak planlarını orada yaparlar. 60 milyona yakın insanın ölümünden Hitler’e hizmet etmiş olan bu endüstri patronları da sorumludur! İngilizlerle Amerikalılar kurdurdukları Batı Almanya’ya, Sovyetler’e karşı “kale” görevini verirler. Ancak ülkenin bir an önce güçlenmesi gerekmektedir. Hitler’e hizmet vermiş olan endüstri patronları hâlâ hayattadır. Solcuları sevmeyen, politik görüşleri en sağda bu insanlar ülkeye yine gerekli oldukları için aklanırlar. Dizginler yine Flick, Krupp, Abs, Sohl ve Zangen’in elindedir... 

 Burhan Arpad     Cumhuriyet Pazar