23 Ocak 2014

Eşitlik


                                                   

KADINLAR BURADA, ERKEKLER NEREDE !
İbrahim Akyürek

  Geçtiğimiz günlerde 11.İstanbul Bienali çalışmalarını izlemek için Tophane’deki eski tütün deposu  ve Karaköy Rıhtımı devamındaki eski antrepo binasındaki sergilere kapandım.
  Durup dururken izleyiciler arasında kadınların fazlalığı dikkatimi çekti. Her 10 kişiden 8’i gibi…
  Dönüşte otobüste yan ve ön koltuklarda aynı anda 4 kişiyi kitap okurken bulduım: 1 erkek, 3 kadın…
  Kendi çapımdaki anketin sağlamasını da yapmış oldum böylece.
  Aslında sonuç benim için yabancı değildi. Özellikle son beş yıldır kadınların sanata ilgisinde bir artış var. Kitap satıcılarına sorun müşterileri arasında kadınların sayıca üstünlüğünü söyleyebilir.
  Yakından biliyorum; ZOKEV fotoğraf kurslarına kayıt olanların ezici çoğunluğu son yıllarda artık kadın. TED Zonguldak Koleji’nde, Çelikel Lisesi’nde, Filyos Sanat Buluşmaları’nda gerçekleştirdiğimiz fotoğraf etkinliklerine katılan öğrencilerin, gençlerin %70’i kızlardan oluşuyordu.
  Filyos’da yaşlıca birisine bunun nedenini sorduğumda; erkeklerin ya sporda (futbolda), ya balıkta ya televizyon (internet) başında olduğunu söylemişti.
  Bunu bizim kentin yetişkinlerine uygularsanız ya kahvehanelerde, ya lokallerde alkol, kumar, at yarışı ya da parti binalarında politik gevezelik peşinde olarak açıklayabilirsiniz.
  Gözlediklerimden çıkardığım yorum şu; önemsiz, değersiz görülenin bir ayaklanması bence bu. 
  Uğradığı haksızlığa karşı çıkan toplum kesimlerinin (cins, ırk, ulus, sınıf, göçmen) en azından bir arayışa, yenilenmeye, değişime, sokağa, sanata gereksinimi oluyor. Kölelikten bu yana yeryüzü dersleri arasında bu var.
  Kadınlar doğrudan iletişime, sorun çözmeye önem verdikleri için toplumsallaşma sürecini artık ev dışına taşırmak isteyebilirler. Sanatı da içine alan sosyalleşme çalışmalarına katılma arzuları eşitlikten yana erkekler için bu yanıyla bir fırsat.
 60’lı, 70’li yıllarda, gençliğimizde dünyada ve ülkemizde kitap okuma ve fikir tartışması yaygınlığı sisteme isyan duygularının enerjisi içinde yer bulmadı mı?
  Ülkemize bakarsak o yıllardan günümüze, Ankara’nın asker ve sivillerden oluşan gerçek sahipleri  baktılar ve dediler ki; toplum aldı başını gidiyor. Gördüler ki, haber verildi ki; toplum kendilerinden ileri, uyanık ve bilinçli…
  Darbelerle balyozlaya balyozlaya şimdiki uygun düzeye getirdiler ki; yönetmesi, kandırması, sanattan, bilimden uzak tutması kolay olsun.
  Kadınlara yönelik bugüne özgü artan şiddetin nedenleri arasında; kadınların bugüne özgü değişim istekleri arasında ilişki var bence… 
  2010

Özelleştirme!


Yatağan işçisi sokaklara döküldü:
Hedef Ankara!

Özelleştirmelere karşı, Muğla ve Zonguldak'dan yola çıkan enerji ve maden işçileri yarın başkentte olacak. Yatağan'da yapılan yürüyüş ve basın açıklamasında işçiler, “Hükümet istifa” sloganlarıyla Ankara'ya seslendi. Eyleme Yatağan halkı büyük destek verdi, balkonlardan bile sloganlar yükseldi.

Karadon


Grizu Davasında 6. Bilirkişi Talebi Kabul Görmedi 
Zonguldak’ta 30 kişinin öldüğü, 11 kişinin yaralandığı 17 Mayıs 2010 tarihinde meydana gelen grizu faciasıyla ilgili dava ileri bir tarihe ertelendi. Bugüne kadar 5 bilirkişi raporu hazırlanan grizu davasında 6. bilirkişi raporu hazırlanması talebi kabul görmedi.http://www.haberler.com/grizu-davasinda-6-bilirkisi-talebi-kabul-gormedi-5575509-haberi/

Taşeronlaştırma!

Madencinin Taşeron Tepkisi
GMİS Şube Başkanı İsa Mutlu, Armutçuk Müessesesi Müdürlüğü'nde galeri tamir ve tarama işlerinin taşerona verilmesi için 17 Şubat'ta ihale yapılacağını söyledi. TTK'da taşeron çalıştırılmasına karşı olduklarını ifade eden Mutlu, "Ocaklarımıza taşeron sokmamak için eylemlerimiz artarak devam edecektir. Kurum yöneticilerini, ocaklara taşeron sokmak için değil işçi açıklarının giderilmesi için mücadele etmeye çağırıyoruz" dedi.http://www.haberler.com/madencinin-taseron-tepkisi-2-5577074-haberi/

21 Ocak 2014

Suçlu bulundu:

                                                                                                         

Tüm zamanların suçlusu: İnsan
  İbrahim Akyürek 
Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi.

Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem kolleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.
Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.

Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.


iakyurek1@hotmail.com
  Haziran 2007: Sendika.Org 


Unutmamak İçin...


Zonguldak'tan Ali İsmail Korkmaz Kütüphanesi'ne...
Zonguldak SergiOdası, Hatay'da kurulacak olan Kütüphane için açılan kampanyaya kitap göndererek destek oldu.
Aralarında, Zonguldak'ı yazan yazarların (Murat Kara, İrfan Yalçın, Muzaffer Tayyip Uslu, Salah Birsel, Leyla Şahin ve İbrahim Tığ) kitaplarının da  bulunduğu kitap paketi, geçen aylarda başlatılan "Ali İsmail Korkmaz Kütüphanesi'ne Kitap ve Ailesi'ne Mektup" Kampanyası'na katkı çerçevesinde gönderildi.

Şairlerin Filmi'ne Ödül

Kelebeğin Rüyası'na  5 ayrı dalda ödül
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) geleneksel ödüllerini açıkladı.
En iyi yönetmen ödülü Jin filmiyle Reha Erdem’in olurken Zerre en iyi film, en iyi kadın oyuncu ve en iyi kurgu ödüllerini aldı. Film sekiz ayrı dalda aday olmuştu.
Kelebeğin Rüyası erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, en iyi görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni ve müzik dallarında beş ödül kazandı. Filmin dokuz ayrı dalda adaylığı bulunuyordu.
http://www.bianet.org/bianet/sanat/152941-siyad-odulleri-en-iyi-film-zerre

20 Ocak 2014

Şimdi Sıra albümde...


      
Bülent Ecevit Üniversitesi Devlet Konservaturı
Opera Anasanat Dalı
2010-11 dönemi mezunu  
Hasan Doğru
O Ses Oldu

18 Ocak 2014

Safranbolu'dan çok güncel...


Karabük’ün Safranbolu Belediye Başkanı AKP’li Necdet Aksoy, parti içinde kendisi de dahil bakanlara kadar pek çok kişinin cemaatle iç içe olduklarını söyleyerek, "İşler iyi giderken bu iç içe yapıdan hiç kimse rahatsız değildi" dedi.

Unutma Bahçesi

‘Reyhanlı’yı bilip susanlar suç ortağıdır’
Belgeleri sonradan okuduğumda “Demek ki Reyhanlı katliamının olacağından haberleri varmış” dedim. Adamlar biliyorlarmış ve önlememişler. İstihbaratın ardından hiçbir şey olmasa “tamam” dersin. Bunları bilmelerine rağmen 52 kişinin, bence sayı daha fazla, insanın ölmesine sebep olan bir saldırıyı önlemediysen burada ciddi bir sıkıntı vardır. Bilip de susuyorsan, suç ortağısın demektir.http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/reyhanliyi-bilip-susanlar-suc-ortagidir-haberi-86160
 (Not: Utku Kalı, Kdz.Ereğli doğumlu)

17 Ocak 2014

Doğa Gezisi


Dağcılık ve Doğa Sporları Topluluğu Harmankaya Şelalelerindeydi 
Bülent Ecevit Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Topluluğu (KARADOST) tarafından, 11 Ocak 2014 Cumartesi günü Harmankaya Şelaleleri’ne gezi düzenlendi. 30 kişilik öğrenci ekibine Hindistan’dan yola çıkıp dünyayı dolaşan ünlü kaşif Ganesh Ganesan eşlik etti. Birçok şelale ve engelin olduğu parkuru tamamlayan ekip hatıra fotoğrafı çektirerek etkinliği tamamladı.

14 Ocak 2014

Yeter!

Devrek'te 'Devrek'e Cezaevi İstemiyoruz' Eylemi
"Sevgili Devrek halkı, Devrek çok zengin bir kasaba iken yanımızdaki ilçeler daha doğru dürüst gelişmemişken bizim fabrikalarımız ve birçok işyerlerimiz vardı ne oldu bunlara? Devrektaş kapandı, orman ürünleri fabrikası Orüs kapandı, süt fabrikamız kapandı, kireç fabrikamız kapandı ve bunlar gibi unuttuğumuz iri ufaklı bir sürü işletmeler kapandı. ya Devrek için önemli olan projeler ve elimizden alınan değerlerimiz. Onlar da gitti elimizden sessizce Yedigöller Milli Parkı'nı aldılar Bolu'ya verdiler. Köprübaşı Barajı'nı bile elimizden aldılar. Dorukan tüneli ve civarındaki ormanlarımız Karabük'e dahil edildi, bu ormanlarımız daha sonra Bolu'ya peşkeş çekildi, Eğerci civarındaki ormanlarımız Düzce'ye verildi ve bizi muhatap bile almadılar Eğerci ve Özbağı Beldeleri kapatıldı ve köy oldu. İçme suyu ve akarsularımız gitti, karayollarına kapatılma kararı verildi sıra orman işletmesinde, artık yeter diyoruz Devrekten aldıkları yeter."








http://www.haberler.com/devrek-te-devrek-e-cezaevi-istemiyoruz-eylemi-5543004-haberi/

13 Ocak 2014

Fatih Akın

Üçlemenin son halkası 
Ünlü yönetmen Fatih Akın, “Aşk, Ölüm ve Şeytan” üçlemesinin son filmi “The Cut”ın çekimlerini tamamladı. Başrolünü Fransız aktör Tahar Rahim’in üstlendiği filmin çekimleri, New York ve Küba’da yapıldı. Yapımda Rahim’e İngiliz oyuncu Akin Gazi eşlik etti. Fatih Akın, filmi 18 Eylül 2014’te vizyona çıkarmayı planlıyor. Üçlemenin ilk filmi “Duvara Karşı” 2004’te, ikinci filmi “Yaşamın Kıyısında” ise 2007’de seyirciyle buluşmuştu.
(Not: Fatih Akın'ın anne ve babası Zonguldak Filyos'lu...)
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/haber/25275900.asp
    
http://www.hollywoodreporter.com/news/a-prophet-tahar-rahim-fatih-akin-289521

06 Ocak 2014

8 Madencinin Öldüğü Kazanın Yıldönümünde Dava Açılmamasına TepkiÖlen 42 yaşındaki Yüksel Koca'nın eşi 40 yaşındaki Arife Koca ise, kazanın birinci yıldönümünde henüz dava açılmamasının kendisini rahatsız ettiğini söyledi. Eşinin babası Hasan Koca'nın da 1983'te aynı ocakta öldüğünü belirten Arife Koca, "Kimse arkamızda durmuyor. Bir yere gidiyoruz, 'Size aylık bağlandı' diyorlar. Bir an önce ceza davası açılmalı. 8 can gitti orada, adalet bir an önce yerini bulsun. Biz son nefesimize kadar bu işin peşini bırakmayacağız" diye konuştu. http://www.haberler.com/8-madencinin-oldugu-kazanin-yildonumunde-dava-5511607-haberi/

30 Aralık 2013

Bülent Ecevit Üniversitesi : Zonguldak
       
Bu filmler Yıldız Tutal'ı Unutmamak İçin...
Zonguldak SergiOdası, dört yıl önce genç yaşta kömür ocağında yaşamını yitiren Yıldız Tutal'ı unutturmamak için maden konulu filmlerden ikisini programına aldı. 

31 Aralık 2013 salı günü saat 17.45'de gösterilecek olan, gerçek bir öyküden filme aktarılan 'Ekim Düşü' tüm erkek çocukların babaları gibi madenci olmalarının beklendiği bir kasabada, ailesinin onun için hazırladığı geleceğin dışına çıkmaya çalışan, büyük hayalleri olan bir gencin hikayesini anlatıyor.
1 Ocak çarşamba günü saat 17.45'de izlenecek olan "The Molly Maguires", yine gerçek olaylara dayanıyor, İrlanda kökenli Amerikan maden işçilerinin mücadelelerini sıcak, samimi, titiz bir dille anlatıyor.
AA muhabirinin yaptığı araştırmaya göre, Zonguldak Kırat Mahallesi Güntepe mevkisinde 28 Temmuz 2009'da 17 yaşındaki Yıldız Tutal, çalıştığı kaçak maden ocağında üzerine kaya parçası düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Ruhsatsız kömür ocağının henüz 'çocuk' denilebilecek yaştaki Tutal'a ait olduğu ileri sürülmesine karşın gencin ailesi ve polis ekipleri işin peşini bırakmadı.
Film gösterileri; SergiOdası'nın başlattığı "Şiddet Kitaplığı" Etkinliklerinin devamı olarak  düzenleniyor.  
http://www.haberler.com/kacak-ocaklarda-olenlerin-yakinlari-ilginc-5411419-haberi/

28 Aralık 2013

2013 "Karaelmas İbni Sina Ödülü"  
Mustafa Yüce ve Yücel Namal'ın 
Zonguldak'ta 14 yıldır kültür-sanat ortamı sunan SergiOdası'nın 2013 yılı "Karaelmas İbni Sina Ödülü' Bülent Ecevit Üniversitesi öğretim üyeleri Mustafa Yüce ve Yücel Namal'a verildi.
Yrd.Doç.Dr.Mustafa Yüce ve Dr.Yücel Namal  2013 yılında  "Cumhuriyet'in İlk Bağış Okulu Mehmet Çelikel Lisesi” ve 'Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Belgelerle Zonguldak' isimli iki kent tarihi çalışmasını ortaklaşa soıuçlandırdı.
Ödül; kent sınırları içinde bulunduğu ortamda (okulunda, mahallesinde, işyerinde, yöresinde) kültür, bilim ve sanatın yaygınlaşması için emek veren, sanatın insanlarla buluşması için gönüllü ortam yaratan kişilere verilmek üzere  konmuş, İbni Sina'ya ait "Bilim ve Sanat takdir edilmediği yerden göç eder" sözü, Ödül isminin seçilme gerekçesi olmuştu. İlk kez 2012'de açıklanan Ödülü emekli öğretmen, mask sanatçısı Mehmet Türkçelik almıştı.
Araştırmalarıyla Doğuda ve Batıda derin izler bırakan Filozof İbni Sina, hekim ve eğitim felsefecisi olarak günümüze ulaşan yüzü aşkın eser bıraktı.