09 Aralık 2013

      
Bunlar ocak değil ölüm kuyusu!..

Tunca Bengin (Milliyet)

Evet ortada bir kader var ama, bu ölümlerden ziyade, insanların o ölüm kuyularına inmek zorunda bırakılmalarıyla ilgili.. Çünkü; madencilik bölgede yaşayanların en önemli ekmek kapısı. Ancak, bu konuda, yeterli ve güvenli iş olanağı yok. Genel Maden işçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın verdiği bilgiye göre, bölgedeki en büyük işveren halen 9 bin 700 kişinin çalıştığı TTK yani devlet. O’nun işletmediği sahaları kiralayarak madencilik faaliyetleri yürüten ve yaklaşık 5 bin kişiyi istihdam eden özel sektör de ikinci sırada.
http://www.sendika.org/2013/12/bunlar-ocak-degil-olum-kuyusu-tunca-bengin-milliyet/

Kırnapçı’dan tanıtım ve imza etkinliği
11 Aralık 2013 Çarşamba akşamı saat 19.00’da Çaycuma Kültür ve Sanat Merkezi Tiyatro Salonunda gerçekleşecek olan kitabın tanıtım ve imza etkinliğinde, Hüseyin Çakır türküleri eşliğinde Çaycuma fotoğraflarından oluşan slayt gösterimi de yapılacak.

http://www.caycuma.org/haberoku.asp?id=10553 


05 Aralık 2013


      
Zonguldak'ta Maden Ocaklarında Acı Gün: 
4 Ölü, 1 Yaralı 
Kırat Mahallesi'nde ruhsatsız olan ve daha önce mühürlenerek kapatılan kömür ocağında dün gece metan gazından 3 işçi zehirlendi. TTK tahlisiye ekipleri tarafından yapılan çalışmalar sonucu sabaha karşı 53 yaşındaki Yaşar Özerdoğan, 24 yaşındaki İsmail Altun ve 54 yaşındaki Mustafa Özalpuğan'ın cansız bedenleri çıkarıldı. 3 işçinin cenazeleri Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Günlüğü 60 lira ücretle çalışan işçilerin can verdiği ruhsatsız kömür ocağının sahibi İsmail K.'nın, kamu malına zarar vermekten halen cezaevinde bulunduğu ve 3 gün önce ocağın yeniden faaliyete geçmesi talimatını gönderdiği ileri sürüldü.
http://www.haberler.com/zonguldak-ta-maden-ocaklarinda-aci-gun-4-olu-1-5392338-haberi/


04 Aralık 2013

  Maden Galerisi Açılışında Acılar Tazelendi   
Zonguldak'ta, 4 Aralık 'Dünya Madenciler Günü' kapsamında, Valilik önündeki Şehitler Anıtı'nda yapımı tamamlanan ve yer altında maden ocağında kullanılan araç ve gereçlerin bulunduğu maden galerisi açıldı.            http://www.haberler.com/maden-galerisi-acilisinda-acilar-tazelendi-5386514-haberi/

28 Kasım 2013

Rakıya Sorgu





                                                                                                            
Ha gayret, rakının solculuğun bayrak simgesi olmasına az kaldı
 İbrahim Akyürek 
Körlemesine AKP karşıtlığından gözü dönmüş, benim palavracı, kolaycı, sözde örgütlü tembel solcularım neredeyse rakı ortak paydasında ulusal cephe kuracak. 

Ve neredeyse rakı içmek ilericiliğin simgesi olacak. Daha kalabalık görünmek için kolayına yüceltilen futbol taraftarlığında ve odasına tünemişlerin "sosyal medya"sında gezi parkı protestolarına sorgusuz-sualsiz nasıl yaklaşılıyorsa, içki taraftarlığı da sorgu-sualle karşılaşmıyor. İçki tanıtımına sınırlar getirilince dev firmaların verdiği romantik, isyankar, "çağdaş" ilanlara sempati duyma sınırına ben bile çok yaklaştım, anımsatayım bu arada.

Bizim Zonguldak, alkol tüketiminde istatistiklerde ön sıralarda yer alır. Şehre dışarıdan gelen misafirlere Ramazan'da lokantaların, içkili mekanların sonuna kadar açık olduğu övünülerek anlatılır. Az ilerdeki, neredeyse yasak bölge olan Kastamonu kötü örnek olarak araya sıkıştırılır. Konuşma öyle duruma gelir ki, bilmeyen de bizim şehri özgürlükler, kültürler şehri sanır. Cumhuriyetin yükünü, eziyetini çekmiş bu kent dizi dizi alkol mekanlarıyla çürümüşlüğünü teşhir eder aslında. Eski Yeşilçamdaki emekçi mekanlarının sınıflanması gibi mühendisine, doktoruna, işadamına, işçisine, memuruna, garibanına göre teşhir mekanları ayrılmıştır. Kimisi meslek odası, evi veya derneği lokali olarak kamu hizmeti verir. Anımsayın, düşük yoğunluğa ayarlanmış iç savaşta gencecik insanlar bir günde beşer-onbeşer ölüp giderken askeri gazino dahil şıkıdım şıkıdım oyunlar sürüp gitti bu mekanlarda. 

"Emeğin Başkenti" vurgusu ise çoktan palavraya dönüşmüştür. Bankaları da içinde her türden yıllanmış tefecileri, kimi sağdan, kimi CHP tipi soldan ortaya saçılan işadamı-mafya kırması tipleri ile "emek en yüce değer" olmaktan çoktan çıkmış, işçi çalıştırmak "ekmek yedirtmek" böbürlenmesine dönüşmüş, "sömürü" ve "patron" sözcüklerinin edebiyatı bile kalmamıştır.

Yumuşak saatler... 
Bu sıra sıra mekanlar erkek ihtiyaçlarına göre, erkekler tarafından kurgulanmıştır. Gecenin ilerleyen saatlerinde masalardan acı ceken çeken erkeklerin inleyişleri, takıntıları, kavgaları öteki masaları sarmaya başlar. Erkeklerimizin, geçici kadın olma, duygulanma saatleri gelmiştir. Sıvılar her yerlerinden akar. Yumuşacık olurlar. Gündüz asık suratlı, az konuşkan erkeğimiz bülbül gibi olur, duygusal pelte haline gelir gecenin ilerleyen saatlerinde.

Çoğu deniz gören bu mekanlardaki erkekler için bulutlar, rüzgar, ay, müzik ayrıntı bile değildir. Asıl dert bundan sonra başlar. İçkiyle şişinen erkek solcular, solcu sarhoş adamları evde karşılayacak olan kadınların, çocukların ruh durumlarını, katlandıkları eziyeti hesaba katmazlar. Masada çekilmez hale gelen erkeğin, evini, iktidar alanını keyfince neye dönüştürebileceğini düşünmezler. 


Leyla Navaro, "Tapınağın Öbür Yüzü" kitabında "Tersi gibi görünse de, yetişkin erkeklerin ruh sağlığı kadınlarınkine oranla daha bozuktur." diyor. Normal hayatta ise bu satırlar geçersiz görünür. Sinirli, saldırgan, panik ataklı erkek, iş yaşamında bu davranışlarını başarılı "normal" erkek özellikleri olarak gezdirir, sınırlara vuran depresyonunu çalışma ortamında fırsata dönüştürür. Tersine, cinsiyeti kadın olsaydı, ilaçlarını yanına alıp evinde oturan başarısız suskun kadın olacaktı.

Geçenlerde Birgün Gazetesi'nde keyfin ustası, rakının hastası olarak tanıtılan Feridun Nadir'in biri tam sayfa iki ayrı yazısı çıktı. Yazar; rakıyı yüceltiyor. Rakıdan kültürü çıkar uyuşturucu kalır, rakının öncelik mezesi muhabbettir, diyor. Uygulamadan, "reel rakı dünyası"ndan, erkeklerin iç sıkıntısıyla daldıkları mekanlardan haberler vermiyor. Biranın bile yaygın halde uyku ilacı, uyuşturucu yerine tüketildiğini bilmezmiş gibi yapıyor. Sorgulamıyor.

23 Ağustos 2013     iakyurek1@hotmail.com
                                                                                                                                                                     
'Kelebeğin Rüyası'na Amerika Basınından Büyük İlgi
86. Oscar Academy Ödülleri' için "En İyi Yabancı Film" dalında ülkemizi temsil etmek üzere seçilen "Kelebeğin Rüyası", Oscar yolunda Los Angeles'ta adım adım başarıya koşuyor.
Yılmaz Erdoğan;
"Çok yakın arkadaşım olan aktör Erdal Tosun bana Zonguldak şairlerinden bahsetti. 'Zonguldak şairleri' diye araştırdığımda, karşıma 3 isim çıktı. Bunlar Muzaffer, Kemal ve Rüştü oldu. Erdal, bana bu 3 şairin hikayelerini araştırmamı söyledi ve çok enteresan, üzücü bir hayat hikayesi bulacağımdan bahsetti. Açıkçası bu konuda fazla bir bilgim yoktu ve şairlere ait 2-3 şiirden başka, onları tanımıyordum. Onları araştırmaya başladığımda, çok eski bir kitapçıda Rüştü Onur'a ait eski bir kitap buldum. O kitabı araştırmak için Zonguldak'a gittiğimde Muzaffer'e ait başka bir kitap daha buldum ve bu bulduğum iki kitapla bu insanların karakterlerini anlamaya, onları tanımaya çalıştım. Bu süreç o kadar kolay olmadı, yaklaşık 5 senemi aldı."
http://www.haberler.com/kelebegin-ruyasi-na-amerika-basinindan-buyuk-5364272-haberi/

26 Kasım 2013


2013 "Karaelmas İbni Sina Ödülü"
 
Zonguldak'ta 14 yıldır kültür-sanat ortamı sunan SergiOdası'nın geçen yıl verdiği İbni Sina Ödülü bu yıl Aralık ayı sonunda açıklanacak.
İbni Sina Ödülü; kent sınırları içinde bulunduğu ortamda (okulunda, mahallesinde, işyerinde, yöresinde) kültür ve sanatın yaygınlaşması için emek veren, sanatın insanlarla buluşması için gönüllü ortam yaratan kişilere verilmek üzere ilk kez konmuş, İbni Sina'ya ait "Bilim ve Sanat takdir edilmediği yerden göç eder" sözü ise, ödül isminin seçilme gerekçesi olmuştu. 
Emekli öğretmen, yontu ve mask sanatçısı Mehmet Türkçelik ödülün ilk sahibi olmuştu.

25 Kasım 2013

 “Evren’in Zonguldak ziyaretine anlam verilemedi”
Kenan Evren 11 Kasım 1997 Salı günü kentimize ziyarete gelince yerel gazetelerimizden SUSMA habere yukarıdaki başlığı atmış.
Alt başlık olarak şunlar yazılı: Deniz Kulübü’nde onuruna verilen yemeğe demokrasi platformuna üye bazı kuruluş yöneticilerinin katılması tepkiyle karşılandı.”
Dönemin ÖDP İl Başkanı Mustafa Akgün, SİP İl Başkanı Recep Adıgüzel ve Emek Partisi İl Örgütü yaptıkları açıklamalarda yemeğe katılan düzenbazları bir güzel kınamışlar.
Anadolu Folklor Vakfı’nın gariban elemanları ise “milli giysilerle” darbeciyi ve yemekçileri gösterileriyle heyecanlandırmışlar.
Yemeğe 120 kişi davet edilmiş ancak sayı 300’ü bulmuş.
Vali Sami Seçkin tarafından durup dururken “emeğin başkenti”ne davet edilen “7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren”, camlı köşkte basın toplantısı yapmış. Şeriata veryansın etmiş, kendisinden de “Atatürkçü Genç” olarak söz etmiş.
Öteki partileri sorarsanız CHP, DSP falan hepsi yemeğe koşmuşlar. Haber küpürünün yanına aldığım nota göre önceki dönem CHP Zonguldak Milletvekili Harun Akın da (O dönem CHP Zonguldak İl Başkanı olmalı) yemekçiymiş.
Çoğu erkek ve çoluk cocuk sahibi olan bu kalabalık (işadamı–bürokrat) için “hepimizin devleti”; “güç, iktidar, para”ya giden en kestirme yol demek...
Bu tür yemekli toplantılar ise devletle ilişkiye girmenin en somut, en haz alıcı-verici gösterisi olur çoğunlukla…
Darbe sonrası yaptığı konuşmalarda bir şef garson kadar maaş alamamasından, işçi ücretlerinin yüksekliğinden yakınan bir asker cumhurbaşkanı’nın yemeğine katılmak bir teşekkür yerine neden geçmesin.
Devletin malı, mülkü, kıyısı, ihaleleri, memuru, bürokratı, milletvekili, taşı-kömürü ile "saygın-hayırsever" işadamı olmanın açık saçık, şeffaf örneklerini sergileyen “zonguldak sevdalıları” bu yemekle geçmişine ve geleceğine sahip çıktı bence…
Haberleri izlerseniz bilirsiniz, şimdi moda; Evren’in isminin verildiği okul, cadde, meydan gibi yerlerden isminin silinmesi. Son olarak, İstanbul İl Genel Meclisi’nin CHP’li üyeleri silme işlemleri için toplu önerge vermişler; levhalardaki demokrasi ayıbı olan isim kalksın, demişler.
Bu eylemin gösteriş olarak kalmaması için darbe hükümetlerinde bakan olarak yer alan sosyal demokratların, darbecilerle yüzgöz olanların arşivlerden bulunup ayıplanması ne iyi olur?
10 Eylül 2009    İbrahim Akyürek
                                                                             

23 Kasım 2013

  
  Zonguldak Programı 
Kadına yönelik şiddete karşı sokağa!
Bülent Ecevit Üniversitesi Üniversiteli Kadın Kolektifi, 22 Kasım Cuma günü üniversite yemekhanesinin karşısında ”Kadına Yönelik Şiddet” ile ilgili resim sergisi açacak. Kadınlar aynı gün saat 17:00′de Tahir Karauğuz Konferans Salonu’nda erkeklerin kadınların üzerinde ki egemenliğini anlatan ”Tersine Dünya” filmini izleyecek. 23 Kasım Cumartesi günü saat 16:30′da üniversiteli kadınlar, huzur evindeki kadınları ziyaret edecek. Kadınlar, 24 Kasım Pazar günü saat 15:00′te TMMOB Makine Mühendisleri Odasın’da ”Kadına Şiddet” konulu panel düzenleyecek. 25 Kasım’da ise üniversiteli kadınlar, üniversiteden zincir oluşturarak Madenci Anıtı’na halk ile beraber yürüyüp orada sokak tiyatrosu ve basın açıklamasını gerçekleştirecek.
http://www.sendika.org/2013/11/il-il-25-kasim-programlari-kadina-yonelik-siddete-karsi-sokaga/

22 Kasım 2013

     
Zonguldak Maden İşçileri Eylemde

Türkiye Taş Kömürü ( TTK ) Üzülmez bünyesinde çalışan maden işçileri olumsuz çalışma şartları ve can güvenlinin olmaması gerekçesiyle işbaşı yapmama kararı aldı.
Gece vardiyasında çalışan işçiler ocaktan çıkmama, sabah vardiyasında çalışan işçiler de ocağa inmeme kararı aldıklarını açıkladılar. 300 kadar işçi ocağa kendilerini kilitledi, gündüz vardiyası işçileri de kapıda nöbet tutuyor.
http://www.bianet.org/bianet/emek/151510-zonguldak-maden-iscileri-eylemde
   
http://www.pusulagazetesi.com.tr/ 

18 Kasım 2013

Emek hareketi tarihinin kaynakları tartışıldı
Emek tarihi alanında önemli çalışmalara imza atan konuşmacılar TÜSTAV ve Tarih Vakfı’ndaki malzemelerin yanı sıra Başbakanlık arşivleri, sendikal arşivler, baro arşivleri, emniyet arşivlerinden de yararlandıklarının altını çizdi. Ancak söz konusu resmi belgelerin sınırlılığına dikkat çeken emek tarihçileri bu nedenle ilgili dönemde yayınlanan gazeteler, edebi eserler, filmler gibi çeşitli alternatif kaynaklara da başvurduklarını dile getirdi.
 
        
Kent araştırmacısı, emekli maden işçisi Erol Çatma da, 16 Kasım 2013 Cumartesi günü  "Emek Hareketi Tarihi Kaynakları ve Zonguldak" başlıklı bildirisini sundu.
http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/emek-hareketi-tarihinin-kaynaklari-tartisildi-haberi-82778 

16 Kasım 2013

 
Erbil pastası 
İbrahim Akyürek
    Irak’ın kuzeyinde iş yapan Türk şirketleriyle ilgili haberlere yıllar önce Milliyet Gazetesi’nde rastlamış, şaşırmıştım. O yıllar sayıları 200'ü aşıyordu, şimdi çoğu inşaat alanında 1200 şirket varmış. Sonra İbrahim Tatlıses’in piyango işlerini alması, inşaat işlerine girmesi haberleri yer aldı. Sonra Kuzey Irak’a giren bankalar, inşaatçılar, oteller, mobilyacılar, enerji şirketleri haberleri. Bu arada Ahmet Özal çoktan Irak'a girmiş "Özal City" kurmuş, dahası batmış haberimiz olmamış.
     Bizim sol, sosyalist, muhalif basın sermaye hareketliliği ile şiddet arasında pek bağlantı kurmaz. Herkes amatör strateji uzmanıdır. Harita üzerinde toprak, petrol, halk, güç  paylaştırır. Peşine hak, hukuk, halklar, barış, özerklik, emperyal güçler, kendi geleceğini tayin hakkı genellemelerini ekledin mi, tamam.
     Gerçekten tamam mı? Neyse ki, yakınlarda bir çıt çıktı haber.sol.org'da. Barzani İmparatorluğu ve enerji şirketleri konusunda araştırma yazısı yer aldı.
.  
İnternet aramasında “Erbil” ve “Türk şirketleri” yazın karşıınıza çıkan şehvet dolu haberleri görmek bedava size. Ortalıkta, benzetmek gibi olmasın ekonomi- politik ve üstelik ideolojik sömürü pornosu dolaşıyor. Arzular ve çeşit çeşit yatırımlar ortalığa saçılmış. El değmemiş doğası, el atılmayı bekleyen son büyük petrol yatakları, sömürülmeyi bekleyen her milletten el/düşün emeği ile kapitalist terörün yeni arzu nesnesi karşınızda; burası Erbil coğrafyası...

     Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu sayfasına giriş yapın. Karşınıza çılgın bir devlet memuru çıkacak. Bir başka haberde aynı memur, “adeta ihale takipçisi gibi çalışıyoruz” sözleriyle tavanlara sıçrayacak. 
     Öteki yatırım haberlerine bakıyorsunuz... Antepten 30 kişilik işadamı “tarihi, kültürel bağlar” eşliğinde Erbil’e çıkarma yapıyor. Türkiye’nin batısından güzel İzmir, "vatansever" İzmir boş durur mu, Egeli ve İzmirli yaşlı-genç işadamlarından 25 adamlık iş kuvveti ile Erbil pastasını yakından incelemek üzere Irak’a “giriyor”. Irak’ın “coğrafi ve lojistik avantajları” gözlerini fıldır fıldır döndürüyor. Yutulacak pastanın mezhebi, ırkı, milliyeti, vatanı olmaz deyip incelemelerini şu sözlerle tamamlıyorlar: “Küresel kriz nedeniyle zor günler yaşayan Türk işletmeleri için can simidi oldu".
      Pentagon’un, silah şirketlerinin, Bush ekibinin işgal edip "özgürleştirdiği" Irak burası. İnşa halindeki milli duygularla gaz verilen, BDP'nin uzaktan hayranlıkla izlediği gıcır gıcır ulus-devletin valileri Erbil pastasını gelin paylaşalım diye neredeyse yalvarıyor küresel çetelere. 
      Küresel şirketler, çok sayıdaki MHP'li, karadenizden inşaatçılar "kazan-kazan" oyunu oynarken o tarafta; kışladaki, dağdaki gençler "kaybet-kaybet" oyunu ile mezarı boyluyor bizim bu tarafta.
      Arama sırasında BBC’nin "Öteki Irak" başlıklı 8 bölümlük dizisine rastladım. Irak’a giren her milletten işadamı için “ekmek” aslanın ağzında gerçekten. Şu izlenime bakın:  “Bütün önemli binalar gibi, çevresi iki insan boyunda kalın taş bloklarla örülü ve üç titiz aramadan geçerek girilebilen Erbil Sheraton otelinin lobisi, adeta bir ticari ve diplomatik arı kovanı”.
     Yoksulluktan gelme, çok çekmiş Leyla Zana yakın gelecekte bir diplomat ya da iş kadını olarak arı kovanının içine düşer mi?  Erbil tarafına baktıkça “vatan, millet, Diyarbakır” heyecanıyla çenesi düşen Osman Baydemir gelecekte kuracağı şirketler grubunun bayraklarıyla Erbil pastasına dalar mı?
      Okuyoruz ki, Erbil pastası %3'lük vergi cennetiymiş. Tek eksiği maaşa bağlanmış nüfüs, sanayi ve tarım sektörünün gelişememesiymiş. Yarı liberalizme geçiş süreci yaşanıyormuş. Şerafettin Elçi’nin oğlu Renas Elçi bir yandan partisini kurmuş, bir yandan beş yıllık şirketiyle altyapı işlerine dalmış. Elçi; Türkiye’den gelen işadamlarına çok sıcak davranıldığını sözlerine eklemiş.
      Bütün bunlar olurken, kapitalizm inşa edilirken, pasta yağmalanırken gerekli olacak zam, zulüm, işkence, yolsuzluk, yozlaşmaya karşı birikecek tepki isyanlarını dönüştürmek için bazı islamcı partilerin kenarda yalancı baharı beklediğini anımsatayım.

      Bu yazıyı bitirmek üzereyken Ortadoğu’yu içinden bilen gazeteci Mete Çubukçu’nun “Kürtlerle -sıfır- sorun mu?” başlıklı Radikal’de okuduğum yazısının bitişine bakın: “Türkiye’nin son dönemde, her şeye rağmen en olumlu, tutarlı politikası Irak Kürdistan’ına yönelik. Erbil; Şam, Bağdat, Tahran ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin komşularına göre en az sorun yaşadığı bölge. Bu ileriye Suriye Kürtlerine yönelik de bir ipucu olabilir mi?“
      Çubukçu'nun yazısının üst tarafı “o onu yapmış, bu bunu demiş, o da belki şöyle yaparmış" strateji gevezeliğiyle dolu. Çubukçu; memleketi Türkiye sanki o kadar huzurlu ki, komşularıyla sorunlarına gelecek biçiyor. Çok gezen, savaş gören gazetecimiz Irak huzurunun geçici olduğunu, serbest piyasa ile süslenen ulus devlet pastasının büyüklüğünün şimdilik geçici huzur verdiğini anlamakta zorluk çekiyor, tarihe ezen - ezilen çarpışmasından bakmadığı için huzursuz olmuyor.
Fotoğraflar:
http://t24.com.tr/ 
http://www.gercekgundem.com/siyaset/5247/baydemirle-sicak-kucaklasma 
12 Ağustos 2012
        
“Kürdistan Dünya Kapitalizmine Entegre Edileceği Döneme Giriyor” 
http://www.bianet.org/bianet/siyaset/151426-kurdistan-dunya-kapitalizmine-entegre-edilecegi-doneme-giriyor 
       
Doğal bir stratejik ortak 
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/seyfettin_gursel/dogal_bir_stratejik_ortak-1161830

                                                             


Karadeniz Sahil Yolu planı 8 yıl sonra iptal
Davacılardan Hasan Sıtkı Özkazanç ise yapılan deniz dolgusu ile yolun yanlışlığının bu kararla bir kez daha teyit edildiğini belirterek şöyle konuştu: “Trajikomik olan, davalar esnasında bilirkişilerin ve davacıların önerdikleri güney yolu geçişleri Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa’nın güneyinden geçecek şekilde Artvin , Rize, Trabzon ve Giresun illerini kapsayan 1/100 binlik çevre düzeni planına konmasıdır. Akla ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ deyişi geliyor. Tek tesellimiz bu davalar ve verilen mücadele sonucunda Karadeniz Sahil Yolu’nun yanlışlığının herkes tarafından anlaşılmış olmasıdır.”

 http://t24.com.tr/haber/karadeniz-sahil-yolu-plani-8-yil-sonra-iptal/244121

11 Kasım 2013

Unutma Bahçesi

Er Utku Kalı tahliye edildi!
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 günü meydana gelen ve 52 kişinin ölümüne 130 kişinin yaralanmasına sebep olan bombalı saldırıyı El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan El Nusra Cephesi’nin yapmış olabileceğine işaret eden Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait gizli yazışmaları Redhack'e sızdırmakla suçlanan er Utku Kalı, Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı.
 Not : 26 yaşındaki Utku Kalı Zonguldak, Ereğli doğumlu. Balıkesir Üniversitesi Elektronik Haberleşme Teknolojisi Programı Bölümü'ünden mezun oldu. SergiOdası, Utku'ya Zonguldaklı yazarların kitaplarını gönderdi. Utku, İbrahim Akyürek'e üç gün önce ulaşan mektubunda teşekkür ederken, Ereğlili olmaktan gurur duyduğunu ayrıca belirtti)
http://t24.com.tr/haber/er-utku-kali-hakim-karsisinda/243762 

05 Kasım 2013


Karadeniz Karadeniz, Fırtınalar İçindeyiz 
Yıl 1977. Önce Zonguldak, sonra Samsun ve Artvin. Tüm Öğretmenler Birleşme Dayanışma Derneği’nden (TÖB DER) tanıdığı bölgedeki arkadaşlarıyla irtibata geçer. Zonguldak’ta maden işçileri, Giresun’da Fiskobirlik işçileri ve tarımın yoğun olduğu bölgelerde ürün bazında örgütlenmelerin yolu açılır. Arada yaşanan Fatsa’daki sosyalist yerel yönetim deneyimi… Mitingler, kampanyalar, toplantılar…

02 Kasım 2013

Öteki Dünya:


26 Eylül 1999

  Minderden morga...

Üzerinde her yerde satılan bir dergi çıktı. Örgütten tutuklandı. Ulucanlar'daki kanlı isyanda öldü. Adı Ahmet Savran. Grokement dalında Türkiye şampiyonu madalyalı güreşçi Zonguldak'da beden eğitimi öğretmenliği yaparken 5 ay önce üzerinde bulunan dergi yüzenden yasadışı örgüte yataklık suçlamasıyla tutuklandı. DGM'de dava açıldı. Cezaevi cezaevi gezdirildi. Ankara Ulucanlar'da terör suçlularının arasına konuldu. İddianamede dergi için "legal yayın" deniliyordu. Daha memuriyeten bile alınmamıştı. Talihye bekliyordu. Cezaevindeki olaylarda kurşunlarla can verdi.
https://tr-tr.facebook.com/media/set/?set=a.198014523601228.48010.105696576166357&type=3 
          
Aradan geçen 14 yıla rağmen Ulucanlar katliamı unutulmadı

http://www.kirmizihaber.com/aradan-gecen-14-yila-ragmen-ulucanlar-katliami-unutulmadi/ 

 

                                                                                                                                                 


ALAYI “YAZAR” OLDU,
F TİPİ KİMİN
UMURUNDA ?


  İbrahim Akyürek  
Gençliğinde politik örgütlenmelerde hareket halinde olan kent insanlarımızın, arkadaşlarımızın bir bölümü 12 Eylül darbesinden sonra içeri düştüler. Eziyet gördüler, bağımsız yaşamlarından üç-beş yıl alındı.
Sonra; kimi emekli, kimi işçi-memur olarak kaldı, kiminin sıfırdan biriktirdiği işçileri oldu. Kimi yardımseverliğe verdi kendini. Kimi de emekçi-yazar oldu Zonguldak tarihi araştırmalarına yöneldi, yeni kitaplar doğdu. Kimi başından geçenleri yazdı. Roman, şiir, öykü, belgesel, karikatür oldu. Kiminin yerel gazetelerde köşeleri oldu.
Kim dediyse, “alayı yazar oldu”, iyi de oldu.
Keşke, darbeden önce de yazıp, çizme, araştırma çabaları olsaydı. Zonguldak tarihi neleri kaçırmazdı neleri…
Şimdi başka bir keşke yaşanıyor ve şu soruyu sorduruyor: Bugünün cezaevlerinde eziyet görenlerle kim dayanışmaya koşacak?
F Tipi haberleri yeniden çoğaldı çünkü. Son haberinde fotoğrafın üzerine şu başlığı atmış Birgün Gazetesi: “Cezaevleri 12 Eylül’ü Yaşatıyor”.
Anlaşılıyor ki, içerdekilerin dış sese, bize gereksinmesi var
En çok merak ettiğim, içeriyi gören, tanıyan adamlar içerdekine neden yardım etmez, ya da içeriyi neden unutur?
Yine benzer merakım şu; eli kalem tutan yazarlarımız darbecilerin peşine neden düşmez. Bizim kentten 12 Eylül darbesini bugünlerden bakarak değerlendiren, sorgulayan üç-beş yazı, kitap neden çıkmadı, çıkmayacak?
Bizim kentin kimi yazarları SergiOdası’na uğradıkları zaman heyecanla doğru Zonguldak kitapları bölümüne koşuyor. Sahaflardan düşen yeni (eski) kitap var mı diye…
Anlaşılıyor ki, "uzmanlık" ilgi görüyor. Bir çeşit kendi ölçeğinde, taşra çapında “kariyer” havaları esiyor. Bu arada F Tipi kodesler kimin umurunda...
90’lı yılların başından sonra ülkenin o dönem koşullarının itmesiyle sanat olarak fotoğraftan isteyerek uzak kaldım. Üyesi olduğum dernek içinde (İFSAK) kendimi İsviçre sınırları içindeymiş gibi hissettim çünkü. Hemen çok yakınlardaki İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’ne üye oldum. Kültürel Haklar Komisyonu’nda dört beş yıl koşturdum. Hak arama eylemlerinde fotoğraf çektim. Komisyon olarak sanat alanındaki sansür, yasak ve baskıları dile getirdik, derleyip aylık raporlara dönüştürdük. Basın açıklamalarında bu raporlardaki bilgiler yer aldı.
O zamanlar birden şunu fark ettim. Bu iş, yani kültür-sanat-medya alanındaki haksızlıkların çetelesini tutmak, bağırmak koskoca memlekette İnsan Hakları Derneği’ne ve bir avuç sosyalist insana kalmıştı. Kocaman kocaman kültür, sanat, gazeteci örgütleri, irili ufaklı yazarlar, sanatçılar susmuştu. Sanki, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne düşmemek, baskı görmemek için güvenceleri vardı.
Mesleki ve gönüllü çabalarındaki kimi hırslar; erkeğin ilgi görme, sosyalleşme kaygısını uğraşlarından giderme arzusu, başkalarını düşünme hislerini köreltir çoğunlukla. Ek olarak; benim cinsimin kültüründe süreklilik ve sorumluluk endişesi yoktur. Bugün kurar, yarın küser ve yıkar...
Bugün de benzer farkındalık içindeyim.
Bizim kentin içeriyi görmüş adamları içerdekileri neden unuttu, biri Ereğli'de olmak üzere bu kentte kurulan iki İnsan Hakları Derneği neden yürümedi, kapandı?

 26.Şubat.2010
                

30 Ekim 2013

İspanya'da Maden Ocağı Kazasına 48 Saatlik Protesto
İspanya'da maden ocaklarında son 18 yılın en büyük kazası olarak gösterilen olayda 6 kişi hayatını kaybederken, 4'ü ağır 5 maden işçisinin de hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Yetkililerden tarafından yapılan açıklamada, kömür madeninde 15 kadar işçinin kazı yaptığı bir ocağın yakınlarında kokusuz, gürültüsüz ve büyük çapta bir metan gazı kaçağı olduğu, işçilerin koruyucu maske takmaya ve kaçmaya fırsat bulamadıkları ifade edildi.

http://www.haberler.com/ispanya-da-maden-ocagindaki-kaza-5229971-haberi/

28 Ekim 2013

    
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu

Çalışma yükümlülüğü de sert şekilde uygulanıyordu. Edirne, Safranbolu, Van, Diyarbakır, Bitlis ve Siirt’te özel nakil araçlarına ücretli iş yükümlülüğü getirildi. İstanbul dışındaki illerde oturan çalışabilir durumdaki işsizler ve yaptığı iş oturduğu yerden ayrılmasına izin veren kişiler yılda en fazla 5 ay olmak üzere, hükümet için çalışmak zorundaydılar. Bu zorunlu çalışma ağırlıklı olarak Garp Linyitleri Ocakları’nda, Soma, Değirmisaz ve Tavşanlı Linyit Havzaları’nda uygulandı. Vakit Gazetesi’nden Asım Us, 1938’de ziyaret ettiği Zonguldak bölgesindeki çalışma koşullarını şöyle anlatmıştı: “Çatalağzı’nı gördükten sonra trene dönerken köylüler arasında bir konuşma yaptık. Birisi, her gün dört saat yürüdükten sonra maden kuyusuna geliyor, sekiz saat çalışıyormuş... Havzada kim bilir bunun gibi daha neler var?” 
 Ayşe Hür    Radikal  
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/chpnin_yol_vergisi_ve_milli_koruma_kanunu-1157547


26 Ekim 2013

Trafik Üzerine Düşünenlerin Düşüncesi Sergisi  
28 Ekim'de açıldı
Zonguldak'ta SergiOdası'nın hazırladığı "Hayatımız Trafik" Etkinliklerinin Dördüncüsü 28 Ekim-28 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleşecek. Etkinlikler arasında yer alan "Trafik Üzerine Düşünenlerin Düşüncesi Sergisi"nde 29 yazarın metinleri yardımıyla trafik kazalarının; tüketim, ölüm, hız, doğa, suç-suçluluk ve iktidar ilişkisi içindeki yeri tartışmaya açılıyor. Sergi, 28 Ekim-28 Kasım 2013'de, Saat 14.00-18.00 arası SergiOdası'nda açık kalacak.
Sergide; Jean Baudrillard, Giovanni Arrighi, Claude Adrien Helvétius, Ünsal Oskay, Zygmunt Bauman,  Russel Jacoby, Eduardo Galeano, Milan Kundera, Gündüz Vassaf, Yaşar Çubuklu, John Fowles, David Harvey, Deborah Lupton, Mehmet Ali Kılıçbay, Serol Teber, Max Horkheimer, Birol Güven, Ali Akay, Theodor W.Adorno, John McKnight, Erich Fromm, Marya Mannes, Charles-Edouard Jeanneret,  Nurdan Gürbilek,  Alfred Adler, Barry Sanders, Raoul Vaneigem ve Güven Savaş Kızıltan'ın kitaplarından seçilen 40 metin büyültülmüş olarak sergilenecek. Metinlerin seçimini ve sunumunu İbrahim Akyürek hazırladı.
"Hayatımız Trafik" Etkinliği, ülkemizde otoyol güvenliğini tartışmaya açan tek muhalif kültür etkinliği. Soğuksu Şehir Kitaplığı ise içinde Türkiye'nin ilk Trafik Güvenliği Kitaplığı'nı barındıryor.
     


20 Ekim 2013

    
Hepsi tamamlanırsa Karadeniz'de 406 HES olacak!

Yaprak Koçer'in Doğan Haber Ajansı'nda yer alan habere göre, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın verilerine göre Karadeniz Bölgesi’nde işletmede 95, inşa aşamasında ise 58 hidroelektrik santrali var. Proje, fizibilite, ön inceleme ve Su Kullanım Hakkı Anlaşması kapsamında da 253 Hidroelektrik Santrali (HES) projesi bulunuyor. Toplam 406 projenin maliyeti yaklaşık 16 milyar dolar. Karadeniz'de bulunan HES’lere çevreciler karşı çıkmaya devam ederken, bir yandan da hukuk mücadelesi veriliyor.
http://t24.com.tr/haber/hepsi-tamamlanirsa-karadenizde-406-hes-olacak/242072

     
 KONUYLA İLGİLİ İKİ  BELGESEL

17 Ekim 2013


                                                                                                                      
"Trafik Terörü"
  İbrahim Akyürek   

Kurban bayramındaki trafik kazalarında iki genç fotoğrafçı arkadaşımızı Gökhan Yalta ve eşi Evren Yalta’yı yitirdik. Araçlarına bir tankerin vurması sonucu yanarak öldüler. Daha önce fotoğrafçı Sami Güner’i, Nermi Erdur’u, Önder Afşarkoca’yı yollarda yitirmiştik. Fotoğraf çevremizden Candeğer’in annesi İstanbul trafiğinde öldü. Selim’in annesine , son seçimlerde Demirel’in arabasına eşlik eden trafik polisi araçlarindan biri çarptı. Çarpmakla kalmadılar kaza tutanağı üzerinde kendi lehlerine olacak şekilde oynadılar.
Temmuz 1993  :  Fotoğraflar: Gökhan Yalta http://67kentimiz1.blogspot.com/
       

Maden işçileri kenti terk ediyor

Velioğlu, "Madencilik sektöründeki kayıp diğer sektörleri de etkiledi. Esnaf, çarşı, bakkal, sanayi ile beraber 8 bin kişilik kayıp. Bunların da 5-6 bininin başka şehirlere göç ettiğini görüyoruz. Sadece Kilimli bölgesinden 20-25 civarında otobüs madencileri Soma bölgesine götürdü. 2 bin 500 civarında madenci Soma ve Balıkesir bölgesine gitti" dedi.
http://www.gercekgundem.com/?p=572599 

16 Ekim 2013



Kaçak ocakta ölümü beklemek
4 saat göçükte kaldım. Toprak gömdü beni. Ama arkadaşlar kurtardı. 13 gün hastanede yattım. Diğer kazada yüzüm parçalandı, kollarım, bacaklarım yandı. Bugüne kadar belki 15 ameliyat oldum. Bacağımdan yüzüme parça aldılar. Şimdi yine çalışıyorum. Korkuyorum ama yapacak başka bir iş yok. Korksan ne olacak? Gideceksin sonuçta. Garsonluk yapsan, alacağımız günlük 20 lira. Hiç olmazsa burada asgari ücretin biraz üzerinde alıyoruz da ev kiramızı ödeyip, çocuklarımızı okutabiliyoruz.”
http://www.evrensel.net/haber/70207/kacak-ocakta-olumu-beklemek.html#.Ul7eAG3zTBI 

Kelebeğin Rüyası ve Bir Zonguldak

E.Attila Aytekin

Zonguldak’a gidip Zonguldaklılarla konuştuğunuzda çoğunda güçlü bir nostaljinin var olduğunu gözlemleyebilirsiniz. 1970’lerin sonundan beri gerileyen madenciliğin, Özal’lı yıllarda yaşanan saldırıların, süren özelleştirmelerin, işsizliğin, artan iş kazalarının, sermayenin kente vurmaya başladığı damganın yarattığı belirsizlik ve umutsuzluk ortamının ürünü olan bu nostalji, Zonguldak’ın geçmişinden iyi sahneleri hatırlatıyor. Devletin üstlendiği sosyal hizmetler, ‘Cumhuriyet’in ilk vilayeti’, işçi yatakhaneleri (‘pavyonlar’), Ankara ve İstanbul’la eş zamanlı yapılan tenis kortları, kulüpler, sinemalar, balolar, ‘Ekonoma’ marketleri, meslek okulları…
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/e-attila-aytekin/kelebegin-ruyasi-ve-bir-zonguldak-69127

'Kayıp şiir'e Oscar kurgusu 
Filmin açılış ve kapanışı orijinal versiyondan farklı, bunun da yapıma ‘yeni bir film’ havası verdiği aşikâr. İlk versiyonda finalden hemen önce gördüğümüz bir sahne de son yazıların peşine eklemlenmiş ‘yeni film’de. Beş ana karakter hakkındaki bilgileri de bu yeni versiyonun finalinde bulmak mümkün. Bu tür değişiklikler, ‘formül’e uygunsa da büyük bir katkı sağlamıyor filme.
Oscar versiyonuna pek ısınamasak da, Yılmaz Erdoğan’ın ‘Kelebeğin Rüyası’nda anlattığı hikâyeyi ve barındırdığı şiiri sevdiğimizden, filmi bir kez daha ‘heyecanla’ izlediğimiz gerçeğini gizleyemeyiz. Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur’un ‘ kayıp şiiri’ni yeniden okumaktan keyif aldığımızı da belirtelim.

 Murat Özer     Radikal  
http://www.radikal.com.tr/hayat/kayip_siire_oscar_kurgusu-1155805
     
Mevlüt Tezel Yazdı:  
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/sb-mevlut_tezel/2013/10/14/kelebegin-ruyasini-asil-simdi-izleyin