06 Mart 2020

Kömürün fatihleri…

İslamın fatihleri değil, kömürün fatihleri…

1971 darbesi bizi sürgüne zorlayınca kaçak kaldığımız Avrupa ülkelerinde Cunta’ya karşı Demokratik Direniş Hareketi’nin örgütlenmesinde bu ilerici örgütlerden büyük destek gördük.
Almanya’dan sonra ayak bastığımız ikinci ülke olan Belçika’da Türkiye’den gelmiş göçmen işçilerin çoğunluğu yeni bir “fütuhat”ın ön saflarında canlarını tehlikeye atarak savaş vermekteydi. Ama bu fütuhat, “küffara karşı” bir Türk-İslam fütuhatı değil, Belçika kapitalizminin tezgahladığı “kömür fütuhatı”ydı.
İkinci Dünya Savaşı’nda yıllarca Nazi işgali altında kalmış, ekonomisi çökmüş, özgürlüklerden ve insanca yaşam olanaklarından yoksun kalmış olan Belçika, savaş bittikten sonra ekonomiyi yeniden canlandırmak, başta demir çelik endüstrisi olmak üzere ağır sanayiin enerji gereksinimi sağlamak amacıyla Valon ve Flaman bölgelerindeki zengin kömür yataklarını tam kapasite değerlendirmek için “Conquête du charbon” (Kömürün Fethi) adı altında son derece iddialı bir programı uygulamaya koymuştu.
Ancak sık sık grizu facialarının yaşandığı kömür ocaklarına inmeyi göze alan yerli işçi bulmakta büyük sıkıntı çeken Belçika sermayesi çareyi işsizlik oranının yüksek olduğu başka ülkelerden işçi getirtmekte bulmuştu… İlk büyük işçi kafileleri İtalya’dan, Yunanistan’dan getirtilmişti...
8 Ağustos 1956’da arzın merkezine doğru bir kilometreyi aşkın derinlikteki ünlü Bois du Cazier kömür ocağında grizu patlaması sonucu 136’sı İtalyan olmak üzere 12 farklı milliyete mensup 262 maden işçisinin can vermesi üzerine, Belçika kapitalizmi kömürün fethini sürdürebilmek için başka ülkelerin emek gücü kaynaklarına başvurmuştu.
Çoğunluğu Emirdağlı olmak üzere Türkiye’den getirtilen işçi grupları derhal Flaman ve Valon bölgesindeki, galerileri yüzlerce metre derinlere inen kömür madeni ocaklarına indirilmişler ya da yerli işçilerin pek rağbet etmedikleri ağır sanayi ve inşaat ya da orman işletmelerinde görevlendirilmişlerdi.
Belçika işçi sınıfı tarihinin en ibretlik sayfalarından birini oluşturan Türkiye’den “kömür fatihleri” devşirme operasyonunu daha 1964 yılında Belçikalı gazeteciler Jacques Cogniqux ve Pierre Manuel, Fransızca televizyon kanalı RTB’nin ekranlarında 1 Nisan 1964 günü yayınlanan “20 bin kağıda Türkler” adlı bir belgeselde tüm dramatik yanlarıyla ortaya koymuşlardı.
Evet Belçikalı patronlar, madene inmeyi artık reddeden Belçikalı, İtalyan ve Yunan işçilerinin yerine, adam başına tüm masraflar dahil 6 bin Belçika Frangı’nı, yani 300 Alman Markı’nı gözden çıkartarak Türkiye’den güçlü kuvvetli işçiler angaje edip bu ülkeye getiriyorlar, bunları son derece kötü yaşam koşullarında düşük ücretlerle çalıştırarak madene indiriyorlardı.
Madenlerde ve inşaat işlerinde çalışan emekçilerin çilesi ve buna karşı verdikleri mücadeleler daha Türkiye’deyken basında ve sol örgütlerdeki çalışmalarımızda hep öncelikli konularımızdan biri olmuştu.
Efsanevi sendikacı Fukara Tahir’in önderliğinde Ereğli Demir Çelik fabrikalarının inşaatında kötü koşullarda çalıştırılan göçmen işçilerin dramını 13 Ağustos 1962 tarihli Öncü gazetesinin manşetinden yansıtmıştım.
Üç yıl sonra 13 Mart 1965’te de Kozlu maden işçilerinin iki kayıp verdikleri tarihi direnişini İnci Akşam gazetesinin birinci sayfasını tamamen kaplayacak şekilde “İşçilere ateş açıldı” manşetiyle vermişti.
                
https://artigercek.com/yazarlar/doganozguden/islamin-fatihleri-degil-komurun-fatihleri

02 Mart 2020

3 Mart 1991 Kozlu

BASIN AÇIKLAMASI
03 Mart 2020 Salı günü saat 12:00'de maden şehitleri anıtında (Maden Müzesi yanı) TMMOB İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü Kapsamında Basın Açıklaması yapılacaktır.
SÖYLEŞİ
3 Mart 1992 tarihinde TTK Kozlu Müessesinde meydana gelen, 263 kişinin ölümü ile sonuçlanan faciayı yaşayanların katılımı ile 3 Mart 2020 salı saat 18.00'de şube lokalimizde söyleşi gerçekleştirilecektir.
Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi 
                     

Fotoğraf Sergisi


"Madenciler" Fotoğraf Sergisi Başladı
Belgesel Fotoğrafçı İbrahim Akyürek'in "Madenciler" başlıklı fotoğraf sergisi Zonguldak Sergi Odası'nda açıldı.
Zonguldak Kömür Üretim Havzası'ndaki maden işçilerinin üretim, dayanışma, mücadele tarihlerinden kesitler sunan sergi 24 Mart 2020 tarihine kadar izlenebilecek.




Sergilenen görsel belgeler, kapatılan maden ocaklarından, büyük madenci grevine; ocakların kapatılmasına karşı sürdürülen eylemlerden, ocaklarda can güvenliğinin sağlanması için verilen mücadelelere kadar bir dizi fotoğrafı kapsıyor.
Çekimleri 70'li yıllardan başlayan ve birinci bölümü 70 fotoğraftan oluşan sergi; 3 Mart 1992 Kozlu grizu faciasının 28. yılı olan 3 Mart 2020'de başladı.
İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyesi olan İbrahim Akyürek'in "Gazhane'de Şenlik Var!", "Artistik Hareketler", "Balkayası", "Bir İnsan Nasıl Kaybolur?", "70'li Yıllar/Bir Kesit", "Hayatımız Trafik", "Liman Arkası", "Yüz Karası", "Hayat" başlığı altında açılmış sergileri var.
www.67sergi.blogspot.com 
Sergi Odası
Atatürk Kültür Merkezi 
Yokuşu, Zafer Eczanesi Üstü 
Pazar dışında 
Hergün 11.00-18.30 arası 







26 Şubat 2020

Fotoğraf Sergisi

Pazar dışında
Saat 11.00 - 18.00 arası
(Japon Pazarı'na 20 m. Zafer Eczanesi Üstü)
(Zonguldak - Merkez)

13 Şubat 2020

Mükellefiyet Dönemi

                             
 Erol Çakır Söyleşisi  Halkın Sesi 
Adı Hacı Mehmet Dikmen. Devrek Müfettişler köyünden. Lakabı “Koreli”…Birkaç ay evvel 96 yaşında 2019 Kasımında ruhunu teslim etti. Ruhu şad, mekanı cennet olsun! Bu söyleşide oğlu Maden Mühendisi eski müdürlerden Şenol Dikmen, torunu eczacı Ümit Dikmen ve alınan ses kayıtları bana çok yardımcı oldu .Kah acılı ,kah düşündürücü bezende güldüren bir hikayeye dönüştü yazdıklarım.
Koreli Mehmet Dikmen amcanın yer altı madenleri ile tanışması Cumhuriyet sonrası 2. Mükellefiyet dönemi ile başlar. Bu dönemde maden ocağına girme zorunluluğu 18-50 yaş arasındadır.
 Halkın Sesi 
http://www.halkinsesi.com.tr/zonguldak/mukellefiyetten-koreye-h52223.html

ZOKEV Ödülleri


ZOKEV tarafından geleneksel olarak veridiği eğitim, kültür, bilim ödüllerinin sahipleri açıklandı. 2019 Bilim Ödülü Prof. Dr. Mustafa Sözen ve BEÜ Grizu 263 Uzay Takımı’na, Kültür Ödülü Doç. Dr. Şahin Yıldırım, İbrahim Akyürek ve Nilgün Çelik’e, Eğitim Ödülü ise, Esma Filizdal Hamzaçebi, Bahar Aslan ve Murat Durmuş’a verildi. Ödül töreni 18 Şubat Salı günü 18.00’de Maden Mühendisleri Odası lokalinde yapılacak.

12 Şubat 2020

Mithatpaşa İlkokulu

'Sözler tutulmazsa oturma eylemi başlatacağız'
Zonguldak’ta, fiziki şartları uygun olmadığı gerekçesiyle yıkıldığı için Mithatpaşa İlkokulu’na geçici olarak nakledilen ancak okul binasının yapılmasıyla tekrar Gazi Ortaokulu’na eğitim görmek isteyen öğrenci ve aileleri eylemlerine devam ediyor.
Madenci Anıtı’nda toplanan öğrenci ve aileleri seslerini duyurmaya çalıştı. Öğrenciler, ‘Eğitimde bölgesel eşitlik istiyoruz’, ‘Bu okul bize söz verildi, sözünüzü tutun’ şeklinde sloganlar attı.
Gazi Ortaokulu Okul Aile Birliği Başkanı Dilek Sümer Demirel, yaptığı açıklamasında, Zonguldak Belediye Başkanı Ömer Selim Alan’ın Ankara’da görüşmeler yapacağını ve bu görüşmeler sonrasında eğer olumlu sonuç olmazsa cuma günü Madenci Anıtı’nda oturma eylemi düzenleyeceklerini söyledi.
http://www.pusulagazetesi.com.tr/sozler-tutulmazsa-oturma-eylemi-baslatacagiz-138943-haberler.html 
                   

11 Şubat 2020

BEÜ < Kitap

Bülent Ecevit Üniversitesi, Zonguldak’ın değerlerine ilişkin bir projeyi daha başarıyla tamamladı. 2014 yılında kurularak faaliyetlerine başlayan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Yayınevinin yeni çalışması Zonguldak Yöresinde Yaşayan İnsan Hazineleri başlıklı çalışma oldu. Çalışma, 10 Şubat 2020 tarihinde Rektörlük Senato Salonunda gerçekleştirilen basın toplantısı ile tanıtıldı.
         

08 Şubat 2020

İkinci Mükellefiyeti anlattı

         
Tuna Aratoğlu İkinci Mükellefiyeti anlattı
ZOKEV’in Kent Söyleşileri başlığı altında gerçekleştirdiği etkinliğin konuğu, uzun yıllar TTK’da harita mühendisi olarak görev yapan, son dönemde ise havza tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Tuna Aratoğlu idi.
13 -14 yaşında köylerden toplanan çocukların maden ocaklarına gönderildikleri savı tamamen kurgudan ibaret olduğunu İlk Turgut Etüngü, İrfan Yalçın gibi yazarların ve Sabire-Hulusi Dosğoğru’nun anlatımlarının tamamen kurguya dayalı olduğunu vurguladı. Araatoğlu, “Bazı kitaplarda, o yıllarda karpit lambası kullanıldığı, oysa sadece madencilerin değil, madenci olmayanların da, karpit lambası açık alevli olduğu için bizim madenlerimizde bunun kullanılamayacağını bilir” dedi. Bu tür yazıların amacının o dönemin yöneticilerini karalamak olduğunu düşündüğünü belirten Tuna Aratoğlu, “O zaman cumhurbaşkanı İnönü ve dönemi. Şimdi o dönemi karalamak çok kolay çünkü. Ölümün Ağzı 43. sayfadan bir örnek vereyim: ‘… ama paşa bir onlar, bir de kendi üstünlüklerine bakarak utanmıyordu ki hiç. Utanmasını bilmezdi çünkü. Utanmak güçsüzlük demekti onlara göre.’ Burada anlatılan paşa Tosun Paşa değil tabii. Bunu böyle yazarsan okuyanı tahrik edersiniz. Çünkü böyle bir anlatım doğru değil.” dedi.
Belgesiz, kayıtsız o zamanlar hiçbir iş yapılamayacağını, her şeyin belge altında olduğunu söyleyen Aratoğlu, “Şubat 1941’de bakanlar kurulu bir kararname yayınlar.3780 numaralı kanuna göre 16 yaşından yukarıda yaşta olan erkek çocuklar maden işlerinde çalışmalarına izin verilmiştir diyor. Velisinin iznine bağlı. Babasının ayakları kırılıp çalışamayacak duruma gelen bir köylünün gönüllü olarak ocakta çalıştığını biliyorum.” dedi.
Aratoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “O dönemlerde burada çalışan işçiler öğretmenlerden fazla maaş alıyordu diyebiliriz. Etüv çalışması ile elbiseler kızgın buhardan geçirilerek bit ve haşere mücadelesi tapılırdı. Bu olay bazı yazarlar tarafından suistimal edildi. Havzada sefalet ve sefahat o kadar içiçeymiş ki, birisi, havzayı yönetenlerin köylerden süt toplayarak karılarına süt banyosu yaptırdıklarını bile yazabilmiş. Başka birisi de kendi romanda bunu kaynak gösterilmiş. Mükellef ocaktan kaçınca jandarma köyüne kadar, anasına, babasına şiddet uyguluyormuş. Kadri Yersel adındaki bir mühendis 1941 yılında, mükellefiyet kurulduğunda ilk mükellefin kendisi olduğunu söyler. O anılarında başka şeyler söylüyor. Askerlik çağına gelen erkekleri askere gitme, ocaklarda çalış deniliyor. Bir nevi askerliklerini erteleyebiliyorlar. Askerlikten kaçmak için madeni tercih edenler oldu. Kadri Yersel, mükellef olarak çalışmadıkları halde, askerlik yaşı gelince, asker amele olarak çalışmak için her bölgeye başvuru yapıldığını söylüyor. 1943 yılına gelince, Alman orduları geri çekilmeye başlayınca, harbin sonucu da görülmeye başlandı. Askerlikten kaçmak için kendilerini amele olarak yazdıranlar, bu kez kendilerini mükellefiyet mağduru olarak gösterip yaygaraya başladılar.”
http://zokev.org.tr/?p=1513
               

05 Şubat 2020

Kaçak ocaklar

HDP MİLLETVEKİLİ ZÜLEYHA GÜLÜM:"Maden Sahipleri Ruhsatsız İşletme Cesaretini Nereden Alıyor"
Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş’ın Kilimli’deki ocağın ruhsatlıyken kapatıldığını, daha sonra ruhsatsız olarak çalıştığının tespit edilip mühürlendiğini ancak yeniden kaçak olarak faaliyet gösterdiği yönündeki açıklamalarına da önergesinde yer veren Gülüm’ün soruları şöyle:Soruşturma açıldı mı?
Maden ocağında meydana gelen göçüğün nedeni nedir? İki işçinin hayatını kaybettiği göçükle ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?
Maden ocağı işletmesinin sahibi olduğu belirtilen O.A. hakkında başlatılan soruşturma hangi aşamadadır? O.A.’nın Türkiye’de işlettiği başka maden ocağı var mıdır?
Maden ocağı ilk olarak ne zaman faaliyete girmiştir? İş sağlığı ve güvenliği bakımından gerekli denetimler ne sıklıkta ve en son ne zaman yapılmıştır? Denetimlere ait teftiş raporlarının sonuçları nelerdir?
İşletme sahipleri, mühürlü veya ruhsatsız işletme faaliyetlerine devam etme cesaretini nereden alıyor? Buna, sermaye odaklı yaklaşım ile sorumluluğu bulunan firma ve kişilere yönelik denetimsizlik ve cezasızlık politikalarının neden olduğu yönünde tespitler bulunmaktadır. Bu tespitler dikkate alınmakta mıdır?   
Bir ayda üç iş cinayeti
25 Aralık’ta ise Zonguldak’ta mühürlenmesine rağmen kaçak olarak işlemeye devam eden madendeki göçükte Erdem Korkmaz ve Uğur Korkmaz yaşamını yitirdi.
26 Aralık’ta Şırnak’ta Hasan İnal isimli madenci ruhsatsız işletilen maden ocağındaki göçüklerde yaşamını yitirdi.
30 Ocak’ta da Zonguldak Kilimli’de mühürlenmesine rağmen kaçak olarak çalışmaya devam eden madende meydana gelen göçükte Sebahattin Kalaycıoğlu ve Murat Ovaz’ın hayatını kaybetti.
https://bianet.org/bianet/yasam/219634-maden-sahipleri-ruhsatsiz-isletme-cesaretini-nereden-aliyor 

04 Şubat 2020

Zonguldakspor

 Acılı kömür! 
Adnan Dinçer   Cumhuriyet
Bugün size son zamanlarda değişime uğrayıp bulunduğu şehri temsil eden ve anlam taşıyan kulüpler yerine şirket olmak sonucu uğradığı değişimi hatırlatmak istiyorum. Bugün örneğim Zonguldakspor! Aslında 1945 yılında Kömürspor olarak kuruldu. 1966 yılında O.Şeref Apak zamanında ikinci lige alınınca adını değiştirip Zonguldakspor oldu. 1973-74 yılında Trabzonspor’la birinci lige çıktı. 1979-80’de bu ligde üçüncü oldu. 1987-89 arasında geçirdiği iniş sonucu üçüncü lige düştü. Çeşitli değişimler sonucu bugünkü adıyla bir şirket takımı oldu! Şehri temsil etmesi isim olarak kullanılsa da Kömürspor’la başlayan yolculuk şimdi farklı bir şekilde ve yerde devam etmektedir!
2010-11 sezonunda BAL Ligi’ne düşerek borçları nedeniyle yaşadığı mali olumsuzluklar sonucu adı Fenerspor olarak değişti. Halen baraj maçını kazanan ve bölgesel amatör lige yükselen Demir Madencilik Dilaverspor Zonguldakspor olarak adını değiştirip lige devam etmektedir.
Bu açıklamayı yapma nedenim bugünkü Zonguldakspor’un bir şirket takımı olup şehri ve geçmişteki Zonguldakspor’u temsil etmeyeceğini bana ulaştıran Zonguldaksporlulardır! Hatta bir spor programında ünlü bir eski futbolcularının bu kulübü alabileceğini söylemesine tepki vermişlerdir. Yani onlar bugünkü Zonguldakspor’da geçmişin Zonguldakspor’unu aramaktadırlar!
Bu ve buna benzer kulüplerimiz vardır. Borçları nedeniyle değişim yaparak geçmişte anılarla dolu kulüplerinin temsilini isteyenleri mutlu etmeyen süreçler ve kulüpler var ama kulüplerin batık ekonomileri yeni arayışlara yönelmeye neden olmakta hatta eski futbolcularının talip olmasına işaret ermektedir! O zaman da şehrin anlamlı takımı olmak boşluğu ortaya çıkmaktadır! Değişen dünya ve şartlar böyle!
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1718617/acili-komur.html
                   

02 Şubat 2020

Bu ‘Kaçak ocak’ işi

SAHİPSİZ OCAKLAR MI BOMBALANDI?..
Adnan Küçükvar   İnanış
Şimdi… 18 günde yapılan 51 bombalama operasyonu, redevanslı alanlarda mı, mücavir alanda mı yapıldı?
Bildiğimiz kadarıyla, hem kurum(TTK) hem de emniyet yıllardır kaçak ocak ile havadan ve kardan inceleme yapıyor. Redevanslı sahalarda bombalama yapılmışsa, saha sahibi hakkında işlem yapılmadı mı? Zaten işlem yapılmayacaksa, Redevanslı saha içindeki kaçak ocak, göstermelik bombalanır. Kaçak ocak girişine iki fünye koyar, patlatır, ‘Adet’ yerini bulur.
F: İbrahim Akyürek
Allah’ın dağında, yani ormanlık alanda adı ‘Kaçak’ olsa bile ‘Sahipsiz’ olması mümkün müdür?
Eskidendi o, göçükte ölen ocağın sahibi gösterilip, cezadan kurtulurdu ‘Sahip’
Tamam. 18 günde 51 kaçak ocak müdahalesi yapılmış. Eyvallah, ancak, bu suçun cezası sadece bombalamak mı?
Derdim, neden bombalandığını öğrenmek. ‘Kaçak/yasal olmadığı için’ ise, yasa sadece ‘Bombalayın’ mı diyor acaba? Benim yukarıda bahsettiğim yasa gereği mi(3213 sayılı Maden Kanunu) yapıldı bu müdahale? Belki de ben yanlış bir ‘Madde’ aktarmış olabilirim.
Dedim ya! Bu ‘Kaçak ocak’ işi ‘Zongalık’tan bu yana yani ‘Kömürün icadından’ bu yana var.
Önlenemeyişinin nedeni de; ‘Siyaset baskısı’ dolayısıyla, kaçak-köçeğe gösterilen iltimastır.
https://www.inanisgazetesi.com/haber-sahipsiz-ocaklar-mI-bombalandI-36258.html 
                 

"Kaçak ocakta..."

REDEVANSLI SAHALARDA KAÇ OCAK PATLATILDI?..
Adnan Küçükvar   İnanış
Bu arada ‘Köstebek’ usulü kömür çıkartan kaçak ocaklarda çalışan insanımız ‘Neden özel sektör işletmelerinde çalışmıyor?’ Bu konu ‘Resmi’ olarak incelenmelidir. Özel sektör iki asgari ücret, iki gün hafta tatili ve 6 saat mesai yasasını uygulasa; neden çalışmasınlar özel sektörde!..
Özel sektör sahalarında(Redevanslı sahalarda) çalışan/çalışmasına izin verilen kaçakların sebeb-i hikmeti de budur. Devletin istediği şartlarda işçi çalıştırmayan özel sektör, sahasında kaçağa göz yumup, çok daha ucuza çıkartılan kömürü alıp hem santrallere satıyor hem de kuruma verdiği sözleri yerine getirmiş oluyor.
Onun için yazının başı, ‘Redevanslı sahalarda kaç ocak patlatıldı?’ oldu.
Demek ki, devletin maaş ve işçi sağlığı, iş güvenliği açısından getirdiği yasal yaptırımlara uyulmuyor ki, insanımız özel sektörden kaçıyor. İŞKUR’un yaptığı araştırmada, ortaya çıkan ‘Özel sektörde istihdam açığı’ bundan ibarettir bana göre.
 
Verilecek cevap ‘Redevanslı sahalarda kaçak ocak çalışmıyor’ olabilir. Bunun piyasa denetimi basitti. Piyasada ‘Torbalanmış tüvenan (Yıkanmamış kömür) satışı yapılmıyorsa, kaçak yok’ demektir. Bir ikincisi, ‘Kaçak ocakta göçük’ haberi olmazsa…
https://www.inanisgazetesi.com/haber-redevanslI-sahalarda-kac-ocak-patlatIldI-36227.html 
               

Sergi Odası

KültürSanatOrtamı
 SergiOdası 
C: 0552 331 38 47
 T: 0372 252 17 59
E: 67sergi@gmail.com
www.67sergi.blogspot.com
 SergiOdası:Çarşı Merkez
Mithatpaşa mah. Zübeyde Hanım Cad. 19 
Arı İşhanı Kat 1 Zonguldak
(Japon Pazarı’na 20 m. Zafer Eczanesi Üstü)
SergiOdası:Sahaf ve AtölyeSoğuksu
Terakki Mah. Mehmet Akif Sok. No:12  Zonguldak
(Yazıcılar Yurdu Karşısı)

31 Ocak 2020

Göçükte iki işçi

F: İbrahim Akyürek
Sağlam bir popo, kocaman bir yürek!
Ali Rıza Tığ   Pusula
Gördünüz değil mi? Kilimli Bölüm’de rödövanslı saha içindeki kaçak kömür ocağında meydana gelen göçükte iki işçi yaşamını yitirdi.
Sahasında kaçak olan rödövanslı saha sahibinin ruhsatını iptal edin. Bakın bakalım o sahada bir daha kaçak kömür ocağı açılıyor mu? Ama rödövanslı sahanın ruhsatını iptal etmek için vücudun bazı yerlerinin normalinden büyük olması gerekiyor.  
Mesela sağlam bir popo, kocaman bir yürek!
            
Siz sesinizi çıkarmadıkça.
Gözünüzü yumdukça.
Rödövansçılara sesiniz çıkmadıkça.
Kaçak ocaklar daha da yaygınlaşacak.
Kapattın, açtılar. Bombaladın, açtılar.
Bu insanlar çıkardıkları kömürü satamasalar bu işi yaparlar mı?
Kaçak ocakların kömürünü rödövansçı alır, gider termik santrale satar.
Rödövansçı bu kömürü almasa kimse çıkartmaz.
Zonguldak’ta küçük tefeciler yakalanır, büyük tefecilere kimse dokunmaz. Çünkü onlar artık iş adamıdır.
Kaçak ocakçılar da öyle! Herkes onların peşindedir. Rödövansçılara kimse dokunmaz.
Rödövançılar Bakan, Milletvekili, Vali, Emniyet Müdürü, Alay Komutanı, Orman Müdürü, TTK Genel Müdürü ile oturup kalkarlar.
Kaçak ocakçılar da en fazla rödövansçılarla oturur.
Sistem budur.
Anlamayan var mı?
            
        
Göçükte kalan 2 madencinin cansız bedenlerine ulaşıldı
Zonguldak'ın Kilimli ilçesinde, daha önce mühürlenmesine rağmen kaçak olarak işletilen kömür ocağında meydana gelen göçükte mahsur kalan işçiler Sebahattin Kalaycıoğlu ve Murat Ovaz'ın cansız bedenlerine kurtarma çalışmalarının 20'nci saattide ulaşıldı. Sebahattin Kalaycıoğlu'nun cansız bedeni ocak ağzına gelen ambulansla Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

28 Ocak 2020

Almanya



14 Ağustos - 20 Eylül tarihleri ​​arasında Ruhr bölgesinin olağanüstü endüstriyel anıtları müzikal tiyatro, drama, dans, performans ve görsel sanatlar için mekânlar olacak.
    
https://www.ruhrtriennale.de/de/

23 Ocak 2020

ABD

Duygu Hoca’ya ABD’de büyük ödül
ABD’de 22 yıldır kanser araştırmalarına destek veren OCRA Vakfı’nın her yıl sadece 10 bilim insanına verdiği ödülü, bu yıl Dr. Duygu Özmadenci aldı. Özmadenci yumurtalık kanser hücrelerini çoğaltan FAK adlı protein ile ilaçlı mücadele yöntemini keşfetti.
İlkokulu Zonguldak Ereğli’de okuyan Duygu Özmadenci, ortaokul ve liseyi İstanbul Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi aldı. Fransa’da kanser araştırmaları üzerine master ve doktora yaptı. Doktora sonrası çalışmalar için ABD’nin San Diego Üniversitesi’ne gitti. Dr. Özmadenci, buradaki kanser araştırma merkezinde yumurtalık kanser hücrelerini çoğaltan Fokal Adezyon Kinaz (FAK) adlı protein ile ilaçlı mücadele yöntemini keşfetti. (hürriyet.com)

21 Ocak 2020

ÇETE

                     
Hastanede doktora yumruklu saldırı: Sekreter yere yığıldı
Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’nde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Emine Gencer, Cüneyt E. adlı hastanın yumruklu saldırısına uğradı.
İddiaya göre, poliklinik sırası gelen Cüneyt E., 3-4 kez anons edildi. Ortalıkta görünmeyen hasta, doktorun odasında hasta varken içeri girdi.
Doktor Emine Gencer, Cüneyt E. Adlı hastayı uyardı. Cüneyt E., bu uyarı sonrası doktor Emine Gencer’e yumruk salladı. Araya giren sekreter Selahattin Çolak, yediği yumduğun etkisiyle yere yığıldı.
 Yorumlar:
 http://www.pusulagazetesi.com.tr/hastanede-doktora-yumruklu-saldiri-sekreter-yere-yigildi-137311-haberler.html

18 Ocak 2020

1999-2019 < Zonguldak


Kopenhag işçi müzesi

Kopenhag işçi müzesi 
Ali Çarman Yeni Hayat
Nereden başlayalım derken, Danimarka işçi sınıfı mücadelesi ve tarihi hakkında fikrimizi daha arttırmak için Kopenhag’ın tam kalbinde yer alan ‘Arbejdermuseet - İşçi Müzesi’ni gezmeye karar verdik. Müze işçi sınıfı hareketi tarihi açısından oldukça zengin. Bildiğimiz kadarıyla işçi müzesinin çok fazla benzeri bulunmuyor.
İMECE USULÜ YAPILAN BİNA
İşçi müzesi binası 1879’da Danimarka işçi hareketinin ilk binası olarak işçiler tarafından inşa edilmiş. Çok sayıda sendika burada çalışmalarını sürdürmüş. Tarih boyunca işçiler için doğal bir buluşma ve tartışma yeri olmuş.
İşçi mücadelesi tarihinde en zorlu dönemler diye tarif edilen, çalışma koşullarının köleliği arattığı, sendikasız, sigortasız ve 12 saat gibi çalışma günlerinin olduğu yıllar aynı şekilde sınıfa karşı sınıf tutumuyla çetin mücadelelerin yaşandığı dönemler olmuş.
 
   
1879’da yapılmış sendikaların oda ve katlarını gezdiğinizde tarihin yeniden hayat bulduğu duygusuna kendinizi kaptırmadan edemiyorsunuz. Zira, tarihi salon sınıf hareketine önemli ev sahipliği yapmış.
Büyük toplantı salonu tavanına asılmış meslek dalları bayrakları ile sanki kızıl bayraklar geçidinde olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Koca duvara resmedilmiş tablonun üzerindeki ‘Eşitlik-Özgürlük-Kardeşlik’ yazısı, o dönem hakkında ipucu vermekte. Salonun iki yakası ise ağaç kabartmadan yapılmış meslek dallarını gösteren süslemelerle kaplı.
Denebilir ki Danimarka işçi sınıfı mücadelesinin en önemli toplantıları bu salonda yapılmış. Sadece bununla sınırlı kalınmamış, zaman zaman uluslararası toplantılar da bu salonda gerçekleşmiş. 1890’dan sonra 1 Mayıs da defalarca burada kutlanmış.
8 Mart 1910’da değişik ülkelerden sosyalist ve ilerici kadınlar bu salonda toplantı gerçekleştirmişler. Savaşsız ve sömürüsüz bir dünyanın mücadelesini veren kadınlar, Clara Zetkin’nin önerisiyle 8 Mart emekçi kadınlar günü kararını burada almışlar.
https://yenihayat.de/2020/01/17/kopenhag-isci-muezesi/ 
   
https://www.arbejdermuseet.dk/

Almanya / Göç Müzesi

"Almanya'da göçmenlerin toplumu nasıl birlikte inşa ettiklerini göstermek istiyoruz"
Türkiye’den Almanya’ya Göç Müzesi ve Dokümantasyon Merkezi 2023’te açılacak. Müdür Robert Fuchs: Müzenin ana hedeflerinden biri, göçmenlerin bu toplumu nasıl birlikte inşa ettiklerini göstermek olacak
Evet. Şu anda elimizde göç tarihine ait 150 bin obje, doküman ve fotoğraf var. Başta ağırlıklı olarak Türkiye’den göçe dair materyaller toplandı. Şu anda ise 1945’ten bugüne kadar olan Almanya genelindeki göç tarihine ait malzemeler var. Bunlar hem Doğu hem de Batı Almanya’dan getirildi. Burada öne önemli olansa müzenin aşağıdan, göçmenler tarafından oluşturulması. Önce göçmenler kendi tarihine ait dokümanları toplamaya başladılar. Bir devlet kurumu bu materyalleri toplamadı.
     
Asıl olarak “Siz bu toplumun parçasısınız” mesajı önemli. Bu toplumu birlikte kurdukları, bunun bir müzeyle onurlandırılarak gösterilmesi, tarih kayıtlarına geçilmesi oldukça önemli. Bu çok güçlü bir mesaj. Bana göre, bir toplumun tarihinin parçası olanlar bir bağlantı kurarak bundan sonra birlikte inşayı sürdürebilirler.
Bugüne kadar “entegrasyon” denildiğinde daha çok iş ve güvenlik bağlamında konuştuk. Bundan geride kalan şey genellikle kültürel fenomenlerdir ve bence çok önemli. Eğer “Biz” ve “Onlar” demeyi bırakırsak, bu toplumda olanlar konusunda bir adım daha ileriye atmış oluruz diye düşünüyorum. Diğer göç ülkeleri çoktan bunu yapmaya başladılar.
      
Sürekli yeni materyallere ihtiyacımız var. Eldeki malzemeler arasında sürekli bir boşluk çıkabiliyor.  Taşındığımızda belli bir plan çerçevesinde müzeyi düzenlediğimizde ihtiyaçlar çok daha net belli olacak. Bu nedenle her hayat hikayesi değerli. Her bireysel geçmiş önemli aktarımlara yol açabilir. Bu nedenle her zaman arayışımız devam edecek.
https://www.evrensel.net/ 

12 Ocak 2020

Ankara

İSİG Meclisi üyesi 6 kişi gözaltına alındı
Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi üyelerinin hazırladığı “Türkiye ve Ankara 2019 İş Cinayeti” raporunu açıklamasına polis izin vermedi.
Raporu açıklamak üzere Madenci Anıtı önünde açıklamak üzere bir araya gelenlere müdahale eden polis 6 kişiyi gözaltına alındı.
Açıklama, İSİG'in sosyal medya hesabından "Ankara'da polis saldırarak arkadaşlarımızı gözaltına aldı, afişlerimizi yırtarak çöpe attı. Gözaltı aracından açıklamayı yaptık. 2019 yılında 1736 işçi yaşamını yitirdi... Çalışırken ölmek istemiyoruz..." notuyla yayımlandı.
https://haber.sol.org.tr/turkiye/isig-meclisi-uyesi-6-kisi-gozaltina-alindi-278211
              

08 Ocak 2020

“Mevlüt Hoca haklı ama yanlış yapıyor!”

           

           
PUZZLE (PAZIL) ŞEKİLLENDİKÇE...
Mevlüt Kırnapçı    Halkın Sesi
Benzer olayı “Yeniköy Ören Tarlası Doğa Katliamı”nda da yaşamıştım. O dönemde, sürece ilişkin muhatap olan resmi ve özel kuruluşlarla ilgili öylesine “bilgi” akımına uğramıştım ki; örneğin, Ankara’dan gelen bir rapor, daha ilgili kişinin masasına düşmeden benim masama gelebiliyordu.
O dönem bunun nedenini araştırdığımda, verili sistem eliyle ötekileştirilip ezilen, emeği gasp edilip bir kıyıya atılan insanların, yaşanan haksızlıkları gördüklerinde içgüdüsel olarak kendilerini doğrunun yanında konumlandırıp göze ırak bir şekilde belge akışı sağladığını gördümSistemin içinde yer alıp da sistemin kirine buluşmamak olanaksızdır. Bu kiri herkes silkeleyip atamıyor. Kimilerine yapışıp kalıyor ve o kişiler o kirle kişisel tarihlerini yazıp bitiriyor.
Gördüm ki kamusal alandan alınan resmi gücü, bireysel husumetleri de içine katarak kullanmak sıradan bir durummuş! Gördüm ki bizim değer biçtiğimiz kişilik ve dostluklar birer figürden öteye değillermiş. Gördüm ki politik bilinç dediğimiz şey, çıkarlar söz konusu olunca, ateşin cürümü kadar yer yakıyormuş. Gördüm ki yaşamın en etkili hapishanesi mülkiyetmiş. Gördüm ki insanlar selamlarını bile bu karşılıklılık esasına göre veriyormuş.
Bu “Katkı Payı” garabeti benim yaşadığım ikinci toplumsal deneyim oldu. Bir kez daha anladım ve gördüm ki verili puzzl’ın içinde yer almayan halk bizim yanımızda! Gördüm ki o puzzle’ın doğrudan ya da dolaylı bir parçası olanlar sizin karşınızda! Gördüm ki mülkiyet, halk için yalnızca yaşama tutunma; ayakta kalma aracısı olurken, kamusal alanda yer tutanların önemli bir kısmı için halkın sırtından yol alma aracıymış!
     
Sözü uzatmayacağım ama bir vakıayı sizinle ortaklaşayım istiyorum. Bir ortamda söylenen; “Mevlüt Hoca haklı ama yanlış yapıyor!” cümlesini sizin iç sesinizin ‘şaşmaz yargı’sına havale ediyorum. Hem “haklı” hem “yanlış” nitelemesi aynı cümlede nasıl olur; sorgulamanızı istiyorum.
http://www.halkinsesi.com.tr/puzzle-pazil-sekillendikce-makale,5063.html