İslamın fatihleri değil, kömürün fatihleri…
1971 darbesi bizi sürgüne zorlayınca kaçak kaldığımız Avrupa ülkelerinde Cunta’ya karşı Demokratik Direniş Hareketi’nin örgütlenmesinde bu ilerici örgütlerden büyük destek gördük.Almanya’dan sonra ayak bastığımız ikinci ülke olan Belçika’da Türkiye’den gelmiş göçmen işçilerin çoğunluğu yeni bir “fütuhat”ın ön saflarında canlarını tehlikeye atarak savaş vermekteydi. Ama bu fütuhat, “küffara karşı” bir Türk-İslam fütuhatı değil, Belçika kapitalizminin tezgahladığı “kömür fütuhatı”ydı.
İkinci Dünya Savaşı’nda yıllarca Nazi işgali altında kalmış, ekonomisi çökmüş, özgürlüklerden ve insanca yaşam olanaklarından yoksun kalmış olan Belçika, savaş bittikten sonra ekonomiyi yeniden canlandırmak, başta demir çelik endüstrisi olmak üzere ağır sanayiin enerji gereksinimi sağlamak amacıyla Valon ve Flaman bölgelerindeki zengin kömür yataklarını tam kapasite değerlendirmek için “Conquête du charbon” (Kömürün Fethi) adı altında son derece iddialı bir programı uygulamaya koymuştu.
Ancak sık sık grizu facialarının yaşandığı kömür ocaklarına inmeyi göze alan yerli işçi bulmakta büyük sıkıntı çeken Belçika sermayesi çareyi işsizlik oranının yüksek olduğu başka ülkelerden işçi getirtmekte bulmuştu… İlk büyük işçi kafileleri İtalya’dan, Yunanistan’dan getirtilmişti...
8 Ağustos 1956’da arzın merkezine doğru bir kilometreyi aşkın derinlikteki ünlü Bois du Cazier kömür ocağında grizu patlaması sonucu 136’sı İtalyan olmak üzere 12 farklı milliyete mensup 262 maden işçisinin can vermesi üzerine, Belçika kapitalizmi kömürün fethini sürdürebilmek için başka ülkelerin emek gücü kaynaklarına başvurmuştu.
Çoğunluğu Emirdağlı olmak üzere Türkiye’den getirtilen işçi grupları derhal Flaman ve Valon bölgesindeki, galerileri yüzlerce metre derinlere inen kömür madeni ocaklarına indirilmişler ya da yerli işçilerin pek rağbet etmedikleri ağır sanayi ve inşaat ya da orman işletmelerinde görevlendirilmişlerdi.
Belçika işçi sınıfı tarihinin en ibretlik sayfalarından birini oluşturan Türkiye’den “kömür fatihleri” devşirme operasyonunu daha 1964 yılında Belçikalı gazeteciler Jacques Cogniqux ve Pierre Manuel, Fransızca televizyon kanalı RTB’nin ekranlarında 1 Nisan 1964 günü yayınlanan “20 bin kağıda Türkler” adlı bir belgeselde tüm dramatik yanlarıyla ortaya koymuşlardı.
Evet Belçikalı patronlar, madene inmeyi artık reddeden Belçikalı, İtalyan ve Yunan işçilerinin yerine, adam başına tüm masraflar dahil 6 bin Belçika Frangı’nı, yani 300 Alman Markı’nı gözden çıkartarak Türkiye’den güçlü kuvvetli işçiler angaje edip bu ülkeye getiriyorlar, bunları son derece kötü yaşam koşullarında düşük ücretlerle çalıştırarak madene indiriyorlardı.
Madenlerde ve inşaat işlerinde çalışan emekçilerin çilesi ve buna karşı verdikleri mücadeleler daha Türkiye’deyken basında ve sol örgütlerdeki çalışmalarımızda hep öncelikli konularımızdan biri olmuştu.
Efsanevi sendikacı Fukara Tahir’in önderliğinde Ereğli Demir Çelik fabrikalarının inşaatında kötü koşullarda çalıştırılan göçmen işçilerin dramını 13 Ağustos 1962 tarihli Öncü gazetesinin manşetinden yansıtmıştım.Üç yıl sonra 13 Mart 1965’te de Kozlu maden işçilerinin iki kayıp verdikleri tarihi direnişini İnci Akşam gazetesinin birinci sayfasını tamamen kaplayacak şekilde “İşçilere ateş açıldı” manşetiyle vermişti.
https://artigercek.com/yazarlar/doganozguden/islamin-fatihleri-degil-komurun-fatihleri





































