26 Şubat 2023

2021

                                                       

Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.

 Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
 Taner Timur   Birgün Pazar, 2021                                    

Ağustos 2021


 

2010'dan Güncelleşen: Suç duyuruları zamanı...

 

Suç duyuruları nereye gider ?
Savcılar, yargıçlar nerede yaşar?

İbrahim Akyürek, 2010

Haberi şimdi okuyup bitirdim.
Gelin kendi başımıza gelmiş gibi yapalım.
Ankara'da BES Sendikası üyesi, İcra Mahkemesi’nde Müdür olan Anne, kızının eski sevgilisi tarafından durakta bıçaklanıp öldürülüyor, 17 yaşındaki oğlu yaralı kurtuluyor.
Daha önce “öldürüleceğiz” diye devlete başvuruda bulunan aileyi, yani memur olan Anneyi, yine devletin memuru, savcısı, polisi koruyamamış.
Koruyamayan savcıyı, polisi ne yaparlar bilemem.
Gazete haberlerinde sıkca okuruz. “…..savcılığa suç duyurusunda bulundular”.
Güven duyarsınız, harekete geçecek bir kamu gücü vardır en azından…
Öte yandan kuşku duyarsınız benim gibi. Suç duyurularını alıp harekete geçmeyen savcılar, yargıçlar kimdir, nerede yaşarlar sorusunu içinizden yinelersiniz.
Bu yaşımda, sosyal hayatın içinde bugüne kadar ancak bir savcı, iki yargıç (ADALET) ile karşılaştım.
Hayatımda üç doktor (SAĞLIK), üç öğretmen (EĞİTİM) tanıdım dersem garip karşılarsınız.
O zaman soru kendiliğinden geliyor: Savcılar ve Yargıçlar nerede yaşıyor? 
Haberlerde okudum. Zonguldak Barosu’nun son genel kuruluna savcı ve yargıçların katılmaması tepki çekti, diye.
Yukarıdaki sorumla ilgisi var mı bilemem.
Ey Baro; güncel hukuk uygulamaları, hak-adalet kavramları, bu kavramların para-pul, güç ilişkileri içindeki yeri, bu ilişkiler içinde avukatların, savcıların, yargıçların yeri konusunda bir söyleşi ortamı yaratsan ne iyi olur.
Ey kadınlar; evinde eş, çocuk, torun yetiştiren; evi, erkekleri, çocukları çekip çeviren, kontrol altında tutan kadınlar…
Evde, yani sınırlarınızda yetiştirdiklerinizin eşik dışındaki yaşamlarından da sorumlusunuz.
Gelin; sokağı, dernekleri, sendikaları, partileri de çekip çevirin, masum gördüğünüz erkekleri yalnız bırakmayın.
2010

> > Cinayet, adım adım geldi
Birahane ruhsatı nedeniyle 3 kardeş tarafından öldürülen MHP'li Belediye Başkanı Nail Sancak'ın iki kez ölüm tehditi aldığı için suç duyurusunda bulunduğu ancak kendisine koruma verilmediği ortaya çıktı.
 http://www.yeniasir.com.tr/UcuncuSayfa/2010/10/26/cinayet_adim_adim_geldi


                                      


Çaycuma


22 Şubat 2023

 


Karaelmas Ressamlar Topluluğu çalışmalarını artık Sergi Odası'nda sürdürüyor. 
Daha önce bulundukları Zonguldak Belediye Kültür Merkezi (BKM) deprem bölgesiyle ilgili yapılan destek çalışmalarına ayrıldı. Topluluğun eğitmenliğini Mete Arif Tokmak yapıyor.
          


    
"BELEDİYE PARTİLERİ"

 Türkiye’de belediye partisi diye bir parti var. Orada hem iktidar hem de muhalefet ortaktır. Orada işler farklı yürür. Kaçak yapılaşmada hemfikirdirler. Öyle olmasa yürümez bu işler. "Belediye partileri" uygulaması kalkmalı. Kanunları uygulamalılar. Muhalefet samimi ise ‘Kaçak yapılaşmaya göz yumanları bir daha aday göstermeyeceğim’ desin.   
Ceza hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer, Cumhuriyet

 

21 Şubat 2023

Dayanışma

Sergi Odası'nın kitap dayanışması sürüyor

Zonguldak Sergi Odası, deprem bölgesi ile dayanışma amacıyla Çaycuma Kent Konseyi ve Zonguldak Belediyesi'nin kampanyalarına katıldı. 

Sergi Odası'na konuklarının bıraktığı çocuk ve gençlik kitapları deprem bölgesi için düzenlenen kampanya çağrılarında değerlendirilecek.

Daha önce İstanbul'da Ginko Kitap'ın açtığı kampanyaya katılan Sergi Odası, Çaycuma Belediyesi Kent Konseyi'ne ve Zonguldak Belediyesi Kültür Merkezi'ndeki (BKM) dayanışma odalarına kitap gönderme çağrısında bulundu.

Oyuncak da kabul edilen Çaycuma Kent Konseyi'ne gönderilerin 28 Şubat'a kadar ulaşması gerekiyor. 

PTT Kargo kitap gönderilerinde indirim uyguluyor.

                                 

20 Şubat 2023

 

Murat Boz'dan Diyanet'in 'evlatlık' fetvasına tepki: İnsanın boğazı düğümleniyor
Diyanet'in fetvasına ünlü şarkıcı ve oyuncu Murat Boz da tepki gösterdi. Instagram bir mesaj paylaşan Boz, şunları söyledi: "Çocuklarımızı korumamız, kollamamız gerekirken, akılalmaz açıklamalarla sinir uçlarımızla oynanıyor. İnsanın boğazı düğümleniyor. Diyanetin bu açıklamalarını kabul edebilmemiz mümkün değil. Depremzede çocuklarımız hepimize, Türk halkına emanettir ve emanete ihanet ettirmeyeceğiz. Sonuna kadar takipçisiyiz! Diyanet işlerinin yaptığı 'Evlenme engeli olmadığı' şeklindeki akıl, mantık, vicdan dışı açıklamayı reddediyorum. Her bir çocuğumuzun takipçisi olacağız.

       

Neden istifa etmiyorlar? 
2013-16’ya kadar iktidarı paylaştıkları Fethullahçıların kariyerlerinin görece daha parlak olduğu, onların tasfiyesiyle, bürokraside liyakatin artık hiç kalmadığı da söyleniyor. Dahası 2018 sonrası istifa, yerini görevden affa da bırakmış durumda. ‘Reis’leri affederse makamı bırakıyorlar.
  Siyasal İslamcıların fantastik gerçekliğindeki arzu dünyalarında ise devlet, toprak, kurum ve insanlar “fethedilip, sahiplenilen” ve kendi mülküne geçirilen bir ganimetten öte anlamlı değil. O yüzden ulus devlet sınırı da onun için bir anlam ifade etmez, ulus devlet vatandaşı da. Bu özelliği ile emperyalizmle zihinsel benzerliği olduğu bile söylenebilir.

Siyasal İslamcı için vatandaştan toplanan vergi, haraç. Devlet kurumları da Reislerinin ulufe gibi bahşettiği arazi. Hani padişah fethedilen yerde mülk edindiği arazinin yönetim ve işletilmesini kendisine verilecek bir pay karşılığı reayaya lütfeder ya, onun gibi.
  Bir rektör, dekanken kendi oğlunu torpille ve üniversitenin yazılı kuralların aykırı olarak işe aldı, usulsüzlük o kadar aleniydi ki, dava açıldı. Kamu denetçisi torpil ve usulsüzlüğü belirtmesine karşın rektör göreve yeniden atandı. Şimdi bu rektör istifa eder mi, mümkün mü? Ona bir mülk verilmiş, mülk geri alınana kadar bildiği gibi kullanır. Siz hiç istifa eden padişah, vezir gördünüz mü?

  Siyasal İslamcıların fantastik gerçekliğindeki arzu dünyalarında ise devlet, toprak, kurum ve insanlar “fethedilip, sahiplenilen” ve kendi mülküne geçirilen bir ganimetten öte anlamlı değil. O yüzden ulus devlet sınırı da onun için bir anlam ifade etmez, ulus devlet vatandaşı da. Bu özelliği ile emperyalizmle zihinsel benzerliği olduğu bile söylenebilir.

Siyasal İslamcı için vatandaştan toplanan vergi, haraç. Devlet kurumları da Reislerinin ulufe gibi bahşettiği arazi. Hani padişah fethedilen yerde mülk edindiği arazinin yönetim ve işletilmesini kendisine verilecek bir pay karşılığı reayaya lütfeder ya, onun gibi.
  
Selçuk Candansayar  Birgün

"Belediye Partisi" ile iş tutanlar için azap günü!

 

    Ceza hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer, “Hükümet, ‘Ben kusurluyum’ demeli ve tazminatlar bakımından sorumluluğu üzerine almalı. Aksi takdirde davaların ardı arkası kesilmez” diyor.
"HÜKÜMETLER GÖZ YUMDU"

- Tüm sorumluların cezalandırılması mümkün değilse ne yapılmalı?

Her sorun salt ceza sorumluluğu ile çözümlenemez. Siyasi sorumluluk var. İdari sorumluluk var. Bu işin sorumlusu öncelikle hükümetlerdir. Onlar göz yumdu. Tüm bu yapılaşma siyasi yetkililerin bilgisi dışında olabilir mi? Bunun en büyük göstergesi şu; deprem olmasaydı yeni imar affı çıkacaktı. Kanun teklifi verilmişti. Bu nedenle devleti yönetenler, hükümet ‘Ben kusurluyum’ demeli. İşte bu dönüm noktası olur. Özellikle tazminatlar bakımından devlet sorumluluğu üzerine almalı. Bir daha vatandaş gidip dava açmak zorunda kalmamalı. Aksi taktirde davaların ardı arkası kesilmez. En net ve kestirme yol, idarenin sorumluluğu üstlenmesi ve vatandaşa tazminat ödemesi. Ama başta hükümet kimse gerçek bir öz eleştiri yapmıyor. Tek suçlu deprem ilan ediliyor. Onun da istifa gibi niyeti yok. 
"BELEDİYE PARTİLERİ"

Birçok kişi ifade ediyor: Türkiye’de belediye partisi diye bir parti var. Orada hem iktidar hem de muhalefet ortaktır. Orada işler farklı yürür. Kaçak yapılaşmada hemfikirdirler. Öyle olmasa yürümez bu işler. "Belediye partileri" uygulaması kalkmalı. Kanunları uygulamalılar. Muhalefet samimi ise ‘Kaçak yapılaşmaya göz yumanları bir daha aday göstermeyeceğim’ desin. Ama Depremden sonra dahi kaçak yapılaşma devam ediyor.

 

                              

Tüketim azgınlığının Hasan'ı, Kaçan'ı, tetikleyicisi: Dünyevi reklam yüzü


 

18 Şubat 2023

Ankara

Kanser hastaları Umut Evi'nde yardım bekliyor
Deprem sonrası Ankara’ya gelen ve Hacettepe Onkoloji Enstitüsü Vakfı’nın “Umut Evi”ne yerleştirilen kanserli hastaların bakım ve donanımı için yurttaşlardan yardım isteminde bulunuldu. 

Hacettepe Onkoloji Enstitüsü Vakfı yöneticileri Aslı Özdemir ve Prof. Dr. Emin Kansu, başta erişkin ve çocuk kanser hastalarının tedavi süreçlerinde aileleriyle birlikte ücretsiz konaklayabilmesi için vakfın desteğe gereksinimi olduğunu belirterek “Biz ‘Geleceğe Dokunan Anneler’ ekibiyle birlikte Umut Evi’nin depremzede kanser hastalarının hizmetine sunulması için gayret içindeyiz” dediler.

Vakıf, bağışlar için Hacettepe Onkoloji Enstitüsü Vakfı Müdürü Serap Sümer ile 0535 712 25 83 numaralı telefondan iletişime geçebileceğini; Yapı Kredi Bankası Hacettepe Şubesi’nin 71092424 hesap ya da TR40 0006 7010 0000 0071 092424 IBAN numarasına bağış yapılabileceğini duyurdu.

15 Şubat 2023

Şubat 2023 / Yeni


 


Gazetecilik neden yetmiyor, neden yetmez?   
Ümit Alan    Birgün 
 Peki günümüzün yeni medya ortamında, felaket harici bir zamanda yapı denetimlerindeki ihmaller ve depreme karşı tedbirsizlikle ilgili haberler ne kadar dikkat çekebilir? Müteahhitlerin finanse ettiği medyayı zaten saymıyorum, sosyal medyada ya da bağımsız medyada, eğer yakınlarda bir deprem felaketi olmasa, deprem tehlikesiyle ilgili haberleri ne kadar gündemde tutabiliriz? Bu algoritmik rekabette, böyle bir haber sosyal medyada kaç dakika konuşulabilir? Örneğin; olası İstanbul depremiyle ilgili birçok haber, birçok program yapılıyor ama bunların hangisi, ne kadar gündemde kalabiliyor? Yine bu köşede değinmiştikDon’t Look Up filmi bu açmazı iklim değişikliği sorununa alegori yaparak işlemişti. Giderek kısalan dikkat süremiz içinde biz buna ne kadar önem verebiliriz? Johann Hari’nin Çalınan Dikkat (Metis Yayınları, 2022) isimli kitabında referans verilen araştırmalar, ABD’de üniversite öğrencilerinin ortalama 65 saniyede bir meşgul oldukları şeyden başka bir şeye geçtiklerini gösteriyor. Tek bir şeye odaklanarak geçirdikleri sürenin ortalaması ise 19 saniye. Hadi onların başında kavak yelleri esiyor deseniz, ofiste çalışan yetişkinlerin tek bir işle ortalama ne kadar meşgul oldukları gözlendiğinde süre 3 dakika çıkmış. Bunun için kendimizi suçlayıp geçemeyiz, çünkü kullandığımız teknolojiler ve etrafımızdaki çeldiricilerin artışı buna neden oldu ve bireysel olarak mücadele etmek çok zor.

 Yani yeni medya koşullarında gazeteci artık sadece sorunları işaret edip geri çekilmekle yetinemez. Bu sorunu çözüme kavuşturana kadar, çözüm yolları sunacak uzmanlara erişmek ve çözüm yollarını ayrıca haberleştirmek dahil pek çok şey artık gazeteciliğe dahil olmak zorunda. Bir haberin yolculuğunun artık sorunu işaret etmekle değil, sorunun çözüme kavuşmasıyla son bulduğunu düşünmeliyiz. Kuşkusuz bu da yetmeyecek, bu haberi yeterince dikkat çekici bir şekilde sunmak için yepyeni enstrümanlara ihtiyaç olacak. Yani öyle stüdyoda ya da sahada bir spiker ya da sunucunun “bildirildi, kaydedildi” tarzı sıkıcı haber metinleri okuyarak dikkat çekmesinin mümkün olmadığı bir dönemdeyiz.
       
Deprem bölgesine Kitap desteği

Zonguldak Sergi Odası, deprem bölgesindeki çocuk ve gençlere kitap desteği için Kadiköy'de Ginko Kitap'ın başlattığı kampanyaya katıldı. 

Ulaştırılan kitaplara Zonguldak Kömür Havzası Yazarları'nın (Metin İlkin, İrfan Yalçın, Levent Ağralı, Muharrem Akman, Muzaffer Tayyip Uslu, Alaaddin Kara, Ahmet Naim, Selma Aydın, Can Kartoğlu) kitapları da eklendi.

Ginko Kitap, dün dayanışma için kitap ve kırtasiye kampanyası başlatmıştı. Sosyal medya hesaplarından açıklama yapan Ginko Kitap; okurlarına her yaş grubu için çocuk ve gençlik kitapları, boyama kitapları, her çeşit kırtasiye malzemeleri ve oyuncak bağışı için çağrı yaptı.
 
İhtiyaç listesindeki malzemeler 20 Şubat saat 19.30'a kadar yayınevinin “Osmanağa Mahallesi Ali Suavi Sokak Şirin Apartmanı 10/3 Kadıköy, İstanbul” adresine gönderilecek. 
PTT Kargo'nun kitap gönderiminde devam eden indirimi var.

                                 

‘Madenci kardeşlerimiz bölgede destan yazmaya devam ediyor’


2014
Soma'da Madenciye Tekmesiyle 
Hafızalarda Yer Edinen Yusuf...
Yerkel, Frankfurt Başkonsolosluğu'na
Ticari Ataşe olarak atandı.
             

 

17 ve 20 Şubat son

    
Yayınevlerinden depremzede çocuklar için kitap kampanyası 
İthaki Yayınları’ndan yapılan açıklamada şunlar dile getirildi: “Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü gezici kütüphanelerine katkı sağlamak amacıyla Penguen Kitabevleri ve İthaki Yayın Grubu olarak yardım kampanyasına destek oluyoruz. 6 Şubat'ta meydana gelen deprem felaketinden etkilenen bölgedeki çocuklar için Milli Kütüphane'ye göndermek üzere Penguen Kitabevi mağazalarında toplama alanları oluşturduk. Bu kampanyaya siz de destek olmak isterseniz 17 Şubat Cuma gününe kadar yakınınızdaki bir Penguen Kitabevi mağazasına aşağıdaki ihtiyaç malzemelerinden dilediğinizi bırakabilirsiniz. Bu şekilde kendi kargolarımıza sizin desteklerinizi de ekleyip Milli Kütüphane'ye gönderebiliriz.”
PTT Kargoda kitap gönderiminde 
indirim var!

  

13 Şubat 2023

ZBEÜ

   

Yıl 2004 / Şebekenin toplu cinayetler serisinin başlangıcı

"Hızlandırılmış Cinayete Doğru"
22 Temmuz 2004  Pamukova
Kibir ve Büyüklenme
 Haydarpaşa, 2004  (F: İbrahim Akyürek)

  

Yıl 2004, Şebekenin İlk Toplu Cinayeti

  

Pamukova tren kazasını ve nedenini iyi tahlil etmiş bir müzik grubunun yaptığı bir şarkı. Sözleriyle kazaya ve arka planındaki sisteme eleştiri getiren Sakin grubu, şarkıya verdiği isimle aslında hırs ve iktidar çatışmalarında yok olup giden hayatlara vurgu yapıyor:  
Denek Hayatım. 
Ben sana söyledim hepten  ölürüm ben/
İnan dönüşü yok bu hız seferi/
Bak bu tren devrilir, bağırır bu raylar/
 O sahte o kart  düzene 
Bu sözlerle anlatıyor insan hayatını değersiz görerek, onu bir denek olarak kullanan düzeni. İlk albümleri olan Hayat’ın çıkış şarkısı da yine Denek Hayatım. Son yıllarda Türkçe’de yapılmış en iyi protest şarkının söz yazarıysa Onur Özdemir. 




 

Hızlandırılmış tren faciasında 18 yıl sonra karar Ocak 2022

11 Şubat 2023

Geçmişi Silin!


     

"Yeraltında fay kırıklarından önce bağışlayın söylemek zorundayım, kırılan ar damarlarıdır. Malzemeden çalmanın arkasında ahlak hırsızlığı, demokrasiden çalmak, hukuk kapkaççılığı, siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır.

 Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkanlarını nasıl kullandığını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Olay kader diye geçiştirilemez."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Erdoğan'ın, iktidara gelmesinden 7 ay sonra gerçekleşen Mayıs 2003 Bingöl depreminde yaptığı açıklamanın görüntüleri ortaya çıktı.

Yeniçağ  

Yıl 2018: Veren razı, alan razı, aracı razı...

2018
Borsada çimento ve
inşaat hisselerinde yükseliş sürüyor

08 Şubat 2023

 

 TGS:  
Bazı bölgelerde gazeteciler enkazlardan uzaklaştırılıyor
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), “OHÂL ilânıyla birlikte bazı bölgelerde gazeteciler enkazlardan uzaklaştırılıyor. TV yorumcuları ve sosyal medya kullanıcıları hakkında soruşturmalar açılıyor. İhmâllerden, yardım gelmeyen yerlerden bahsedenler sansürlenmek isteniyor. Halkın haber alma hakkını engelleyemezsiniz” açıklamasını yaptı.

Güncelleşen / 2019'dan:

                   

Belediye başkanlarımızı hapishanede görmek istiyoruz

İbrahim Akyürek, 2019
Belediye başkanı seçimlerinde oy verirken yetki de vermiş oluyorsunuz.  Ancak, sonrası yani yetki vermenin ayrılmaz parçası olan sorumluluk kimsenin aklına gelmiyor. Zaten oy verirken de gelmiyor. Çünkü sorumlu tutmak için, sorumluluk duyan bir yurttaş kimliği de edinmeniz gerekiyor. Bu kimliğe sahip olup hevesle sandığa koşanların sorumluluk takibine girmemesi ise en hazin olanı.
Bizim şehirde yaşanan bu. Kocaman şehirlerde yaşayanların bizden farkı var. Onlar, oy verdikleri partinin ilişkilerini, avanta dağıtımını, paylaşan avantacıları çok yakından görmek şansına sahip değiller. Yaşadıkları mekanın büyüklüğü buna fırsat vermez. Bildikleri, genel medya aracılığı ile sınırlıdır. Bizim gibi kent merkezi orta boydaki taşrada, hele tek caddeli, yarım tas benzeri bizim şehirde çağdaş kılıklı olanlar da dahil avantacılara el-kol mesafesinde yakınsınız. Birinci elden tecrübelisiniz yani. Bu yüzden, “pişkin bir susmacı laik” değilseniz büyük şehirlerde yaşayan düşünsel oydaşlarınızı uyarmanız bile gerekebilir: Senin orada iyi, çağdaş insana benziyor diye oy verdiklerini, gel de bizim burada gör, mesajı vermek gibi… Aracısız, doğrudan gördükleriniz kendinizi sorumlu hissetmenizi ve öfkenizi de artırıyor çünkü…
Savcısınız, Belediye başkanısınız, sorumluluk alanınızda olan pazaryerinin çatısı çökmüş ölmüşsün. Belediye binasının hemen yakınındaki sahipsiz tren geçidinde ölmüşsün. Belediye bağlantılı kazı çalışmalarında kazdığın toprak yığını altında ölmüşsün. Yıkılan endüstri binasının kalan kuleleri arasındaki çukurlarda ölmüşsün. Ölen ve öldüren ilişkisi iç içe aslında: kurban-kurban… öldüren başkan-ölen başkan… öldüren savcı-ölen savcı…
Felsefesi böyle ikircikli, ama yaşam pratiği somut. Bizimkiler elini kolunu sallayarak canlı canlı geziyor. Biriktirdikleri avantaları, mafyatik ilişkileri sorup sorgulayan sosyalist, en azından yurttaş tanımını hedeflemiş bir akıl da yok. Sonuç, seçim günlerinde avantacılardan seçmece yap: “Bu sefer buna, ötekinde ona,” bir de küsmece oyunu var:  “Tencereme, fileme, manzarama, yoluma dokunanı bu defa tanımam küserim…”

"Suç senin levhası", Filyos sahili, bir genç boğulduktan sonra, 2022 

“sorumlu tutma, hesap sorma”

Şimdi, zaten dert edilmeyen “sorumlu tutma, hesap sorma” farkındalığında da sorun var. Küreselleşmenin tüm ülkelere verdiği emirlerden biri olan taşeronlaşma, sorumluluk hukukunu da parçaladı. Şehrin merkezinde yenilenen küçük bir köprü çalışmasının ayak altında önlem alınmadan, gece ise ortam aydınlatılmadan yapılmasına karşı verdiğim dilekçeye CHP’li belediye zabıtasının bana yanıtı "önlemi taşeron alacak," oldu. Neyse ki, grizu ve göçük olaylarından biliyoruz hukuk, taşeronun sorumluluğunu da Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) olduğunu söylüyor. Sorumluluğu üzerinden atan uyanık zabıta elemanının sülalesi de bu arada kamu avantasını yiye yiye genişliyor. Kocaman şehirlerde yaşayan sizler, seçim sonuçları sonrası renkli haritalara bakıp Karadeniz'de bir CHP rengi gitti, diye üzülüyorsunuz. Neden kaybetti acaba sorusu, yurttaş merakına dönüşmediği gibi genelde araştırmacı gazetecilik konusu bile olmuyor.
Sorumluluk, şirket gibi yönetilen devlet ekonomisinin azgınlığı içinde artık devletten yurttaşa atılıyor. Atılmakla kalmıyor, bunun günlük dili oluşuyor. Özellikle, trafik kazaları ve doğanın katli haberlerine dikkat edin suçlu, günah keçisi hep seçimlerin de av, oy malzemesi olan, yurttaş-insan oluyor. “İnsan eliyle, insan kaynaklı, insan yüzünden...” özellikle çevreci örgütlerden peydahlanan çevre haberlerinin giriş vurguları oluyor. Yol kusurları, araç kusurları, denetim yokluğu, yerel şirketlerin bürokrasi içinden ayarttığı adamlarla ormanları, kıyıları talan etmesi arada kaynayıp gidiyor. Sonunda olan oluyor, günah keçileri birbirine saldırıyor, "cumhuriyet kadınlarının", “eğitim, kültür şart” nutukları havada uçuşuyor, kadınlar avantacı "cumhuriyet erkeklerini" yok saymayı marifet sanıyor.
Sorumluluğu görünmez kılan bir neden son yılların modası, tek taraflı anlaşılması huzur veren “yandaş” sözcüğü. Bu sözcükle anlatılmak istenen iktidarda olmak, iktidarı dost tutmak ise her CHP’li belediye başkanı da kazandığı kentinde iktidar. Onun da ihalesi, şirketi, alımı, satımı, yerel medyası, mafyası, kayırdığı sülalesi var.
Sorumluluğu görünmez kılan bir başka neden siyasi mağdurluk kaynaklı, yani HDP’li belediyelerin eleştiriden muaflığı. Ayıptır söylemesi her kenti kontrol eden en az on azgın aile vardır. Bunların kasaları, silahları, ilişkileri de büyüktür. Yerel televizyon, gazete, yerel güvenlik, adalet bu azgınların denetimindedir. Eskişehir’de de, Diyarbakır’da da, Adana’da da, Ahmet Türk’lü Mardin’de de durum değişmez. Bizde belediye başkanları hapishanede ancak “büyük siyasi iç mesele” hesaplaşmaları yüzünden yatar.  Görevleri ile bağlantılı “para meselesi” yüzünden yatmama kuralı her kafadan siyasilerin aralarında anlaştığı ortak paydadır.
Eskişehir olsun, Diyarbakır olsun bir kenar mahallede kanalizasyon çukurunda  bir çocuk ölsün sonuç değişmez. Belediye tarafından bakımı yapılmamış bir yaşlı ağaç kafanıza devrilsin durum değişmez. Sadece bir oyluk canı olan tüketici-yurttaş ölüp gitmiş, telef olmuştur o kadar.
Gazete haberlerinde okuduğumuz “Görevi ihmal, hizmet kusuru, kasıtlı taksir, taksirli suç” gibi hukuk terimlerinin en fazla karşılığı bol ertelemeli maddi ceza olur.
Seçim anketlerine, sonuç yüzdelerine, renkli seçim haritalarına ayırdığımız merakı “hapishanede yatan belediye başkanı görmek istiyoruz” talebi ile birleştirirsek, sandığa küsenlerin oranı da azalmış olur. Dün başkasının başına ihmalden kaynaklanan gelen bir acı olay, yarın bizim başımıza geldiği zaman en azından kendimizi suçlamaktan kurtulur, yaşayacağımız travmayı sistemi de huzursuz eden öfkeyle aşabiliriz.
"Suç senin olacak levhasî", Zonguldak limanı, bir genç boğulduktan sonra, 2022 
 
***
Psikiyatri uzmanı, yazar Cemal Dindar, Soma’da gördüğü madencilere seslenen uyarıcı iş levhaları serisini “Bir şey olursa senin suçun levhaları” başğıyla kavramlaştırır.

Ağustos 2019

06 Şubat 2023

2022 / Ereğli



2019


2021 / Ereğli



    


 




 

 Aydınlar ve özellikle yazarlar, bir anlama, gelecek depremi önceden sezen cins atlara benzer ve bunlar kendi dillerince gelecek deprem felaketini çevrelerine duyurmaya çalışırlar. 
Aziz Nesin  
                                  

02 Şubat 2023

ZOKEV

Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) tarafından her yıl bilim, kültür ve eğitim dalında verilen ödüller belli oldu. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, 2022 yılı ödülleri, bilim dalında Prof. Dr. Baki Hazer’e, eğitim alanında Ferda Balkaya Çetin’e, kültür alanındaysa Fahri Bozbaş’a verildi. Ödül töreni 4 Şubat Cumartesi günü, 16.00’da Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesinde yapılacak. ZOKEV Başkanı Kürşat Coşgun’un bir açılış konuşması yapacağı törende Yüksel Kocasoy kemanıyla bir dinleti de sunacak. Açıklamada ödül gerekçeleri şöyle açıklandı:
      

 

01 Şubat 2023

ZOKEV

       

“Milli” burjuvazi

  Gençlik yıllarımda bu ifadeyi oluşturan sözcüklerin ikisi de pek sevimli gelmezdi. Zira “milli” olan sınıfsal çelişkileri örtüyor; bu çelişkilerin iki ucunu uzlaştırarak sınıf mücadelesini adeta olanaksız hale getiriyordu. “Burjuvazi” ise neredeyse tüm kötülüklerin kaynağı olan sınıftı. O zamanki dergilerde yer aldığı gibi “gün geçmiyordu ki burjuvazi, işçi ve emekçilerin aleyhine bir saldırı gerçekleştirmesin” idi. Bu yüzden muhalif politik gelenekler, hem “milli” hem de “burjuvazi” sözcüklerinin ikisine de eleştirel bakıyorlardı.

Fakat bu iki sözcüğün birleşmesinden oluşan “milli burjuvazi” neredeyse tam tersi bir algının konusuydu.
Bu algıda milli burjuvazi, emperyalizmin desteklediği ve hatta ittifak kurduğu komprador-tekelci burjuvaziden farklıydı ve hatta emperyalizme karşı yürütülen mücadelede devrimin müttefiklerinden biriydi.  
Özellikle Çin Komünist Partisi’nin deneyimlerine gönderme yapan sosyalist literatür böyle söylüyordu. Ayrıca sosyalist geleneklerin “baş çelişki” ve “baş düşman” belirlemeyi esas alan siyaseti de milli burjuvazi için bir tür kurtarıcı işlev görüyordu. Zira daha beterleri dururken, kimse milli burjuvaziyi “baş düşman” kategorisine koymak istemiyordu. Bu yüzden sosyalist geleneklerin çok büyük kısmı, zaman zaman şikâyet etseler de milli burjuvazi hakkında fazla da kötü konuşmamayı tercih ederdi.

  Bugün artık daha açık ve somut örneklerde görüleceği gibi Türkiye’de milli burjuvazi ifadesi büyük ölçüde devlet politikalarının sonucu olarak, mülkiyetin el değiştirmesiyle inşa edilen bir temelsiz sınıfa işaret ediyordu. Şimdilerde başına bir de “yerli” sözcüğü eklenmiş olan “milli” burjuvazi gerçekte büyük “toplumsal günahları” olan bir sınıftı ve sosyalist hareket için hiçbir zaman ciddi bir müttefik olmadı, olamazdı da. Fakat sosyalist geleneklerin büyük bir kısmı bu durumu ne yazık ki yıllarca idrak edemediler. Hatta bugün bile aynı algının izleri devam ediyor.
 
Şükrü Aslan   Birgün

                                                   

28 Ocak 2023

OCAK 2022 / Güncelleşen Film


Sinemayı Kurtarın
 Gerçek olaylardan uyarlanan bu yapımda, kasabasında bulunan yerel sinemanın kapatılacağını öğrenen Liz Evans isimli bu kadın, sinemanın kapatılmaması için elinden geleni yapacak ve bir süre sonra adeta bir çığ gibi büyüyecek olan bir kampanya başlatacaktır.
            

27 Ocak 2023

Filyos


  Evrensel Gazetesi Ukrayna'da 

 

DOSYA | Savaşın 1. Yılında Ukrayna 
Savaşlar yalan söyler, ya gazeteler?

 

Özelleştirilen savaş

Ukrayna savaşında Rusya adına kilit rol oynayan Wagner ile beraber paramiliter örgütler tekrar gündem oldu. Doç. Dr. Egeli, “Savaşın özelleştirildiği düzende hükümetler ellerini yıkayıp işin içinden kolaylıkla çıkıyor” dedi.
 Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Wagner üzerinden tekrar gündem olan paralı asker meselesi aslında yeni olmadığı gibi, örneğin Blackwater isimli şirket 2003’te Irak’ın işgalinde ABD makamlarınca taşeron olarak kullanıldı. O dönemde yaşanan ciddi insan hakları ihlallerinden ‘sözleşmelerini bilgimiz dışında ihlal etmişler’ diyerek sıyrılmaya çalışan ABD makamları, tüm suçu Blackwater güvenlik şirketine yıktı. George W. Bush yönetimi bu yolla kendini aklamaya çalıştı. Blackwater şirketi ise sonrasında isim ve tüzel kişilik değiştirerek 

 Asker komutanına, komutan hükümetine ve hükümetler de uluslararası camiaya karşı işlenen suçlar ve ihlallerden dolayı hesap vermek durumundadır. Buna karşılık savaşın özelleştirildiği bu düzende işler ters gittiğinde, hükümetler “Yapan bizim personelimiz değildi, bizim haberimiz de olmadı zaten” diyerek ellerini yıkayıp işin içinden kolaylıkla çıkmayı deniyorlar. ‘Sözleşmeyi ihlal etti yapabileceğim bir şey yok. Benim ordumun insanı değil, gidin o şirketten sorun hesabı’ diyebiliyorlar.

 

 Rusya’nın cephede savaşan askerlerinin önemli bir yüzdesinin ulusal ordu değil, paralı askerlerden oluştuğuna işaret ediyor. Ve burada son dönemde ilginç ve yeni bir olgu daha ortaya çıktı. Ukrayna’daki 40 bin Wagner personelinin 30 bininin af vadiyle salıverilmiş mahkûmlardan oluştuğu iddia ediliyor. Genelde uzun yıllar cezaevinde kalması beklenebilecek yaralama gibi, cinayet gibi, organize suç örgütü üyeliği gibi ağır suçlardan hüküm giymiş tutukluların, 6 ay savaştıkları takdirde salıverilecekleri sözüyle Wagner bünyesinde cepheye sürüldükleri bir durum söz konusu.

 Ukrayna’dan bu kaygıları haklı çıkaran dehşet verici raporlar ve kanıtlar geliyor zaten. İkincisi bu insanlar altı ayın sonunda salıverildiklerinde ellerini kollarını sallayarak topluma geri dönüyor olacaklar. Hem de savaşta çok farklı bir ölçek ve yoğunlukta şiddete maruz kaldıktan ve muhtemelen yeni ve ciddi suçlar işledikten sonra. Bir de Rus basınından takip ettiğimiz, resmi makamlara “ülkeleri için” savaştıktan sonra geri dönen bu hükümlüleri ‘el üstünde tutun’ deniyor. Bu durum, mesela yeni organize suç yapılarının ortaya çıkmasına vesile teşkil edecektir.

 

 “Diyelim ki, ülkeniz savaşta, askerleriniz şehit oluyor; halk doğal olarak tepki gösterir. Hassasiyet ve tepki oluşur. Bu da hükümetler üzerinde baskı oluşturur. Ancak paralı askerin cepheye sürüldüğü çatışmalarda, hele hele o ülkenin vatandaşı bile olmayan yabancı uyruklu paralı askerlerin ölümü karşısında, dolayısıyla çatışma ve şiddet karşısında kamuoyu duyarsızlaşıyor. ‘Birileri ölmüş, ama zaten bu işi para karşılığı yapan insanlar; tehlikeli bir meslek seçmişler’ deniliyor. Bu da devletlerin ve karar vericilerinin karşılarına çıkan sorunları askeri güce, kaba kuvvete başvurarak çözüm bulmaya özendiren, ya da en azından bu seçeneği kolaylaştıran bir durum. 
Yaren Çolak   Birgün