06 Şubat 2026

ve ‘‘olası kast’’

 

Deprem ve ‘‘olası kast’’

Oysa ki, devletin vatandaşların yaşam hakkını korumayla ilgili pozitif bir yükümlülüğü olduğu Anayasa’nın ilgili maddesiyle düzenlenmiştir. 

Bu konuda hep şu örneği veririm: Örneğin otomobilinizle yola çıkmadan önce emniyet kemerini bağlamak, hatta aracınızdaki herkesin (arka koltukta bile) bağlamasını sağlamak, kanunla zorunlu hale getirilmiş ve bu hususun ihlâli cezaya tabidir. Bu, "devletin, vatandaşının yaşamını korumak ve gözetmesiyle" ilgili en tipik yaptırımıdır.

Ne devlet "Bana ne ya? Takmayan olası bir kazada ölümü göze alır" deme hakkına sahiptir, ne de vatandaş "Devlet ne karışır ya? İstersem takarım istemezsem takmam." deme lüksüne.

İşte tam da bu yüzden, yukarıda sözünü ettiğim "...neticenin gerçekleşmesini göze alarak ‘olursa olsun’ şeklinde düşünerek bir fiilin gerçekleşmesi..." durumuna yani "olası kasta" dikkat çekmek gerekir.

6 Şubat depremleri de 1999’da yaşadığımız büyük Marmara Depremi de, Soma katliamı da, Sakarya havai fişek fabrikası patlaması da, Rize - Kastamonu gibi yerlerde yaşadığımız büyük sel felaketleri de, Kartalkaya yangını da, devasa orman yangınları da, Suruç ve Ankara Garı katliamları da, Çorlu toplu tren katliamı da, hepsi "devletin önleme sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu yüzden göz göre göre insanların yaşamının hiçe sayıldığı" cinayetlerdir.    

 Zafer Arapkirli   Birgün  

05 Şubat 2026

Hasan Kaçan

Yıl 2018
      
2018'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi çıkarılan imar barışı reklamı sosyal medyada yeniden gündem oldu.

 

Dayanışma

Sergi Odası'na DVD desteği 

Sergi Odası'nın Salı Sineması topluluğundan Hasibe Özgümüş çok sayıda DVD film bağışladı. 27'inci yılına giren Oda, bağışlanan kitap ve DVD'leri kültürel çalışmalarında değerlendiriyor. 

Edebiyat Günleri

 


04 Şubat 2026

Turizmciler…

 

Turizmciler… Ekmekleriyle Oynanıyor, Ses Yok!

Bir esnafın, bir işçinin ekmek parası kazandığı yere kötülük yapılsa anında tepki beklersiniz. Turizm şirketlerinin (büyük, çok büyük boy olanlarını saymıyorum) tanıtımlarına bakıyorum, tura/sefere çıkacakları ülkeler kan revan içinde ses yok. Seferden döndükleri, kaynaştıkları, ekmek parası kazandıkları topraklar, insanlar perişan. Yine ses yok.

Müşteri avına çıktıkları tanıtımlarının, duyurularının bir yerinde barış özlemlerini neden belirtmezler. Önceden gezdikleri ülkelerin insanları acılı günler yaşamışlarsa bir satırlık üzüntülerini, anılarını paylaşsalar…O da yok!

Ancak şunlar var:: İsrail İran'ı tepeliyor başlık: "Turizmde savaş gölgesi", otel yanmış, sektör temsilcisi kaygılı: "Yangın haberi hedef pazarlara kadar yayıldı, dünyada bize güven kaybı var". Bir gazete hadi araştıralım demiş (haftalık Oksijen): "16 kayak merkezinden sadece 3'ünde itfaiye var."

Kimi liberal, kimi çağdaş, kimi devrimci, kimi sadece tüccar her kimsen turizmci arkadaş Küba seferini şimdiden açıkladın... Takvimini 1 Mayıs’a da ayarladın. İran için hazırlıkların da tamam. Bugünlerde her iki ekmek yolun da sıkıntılı. Ya “Coğrafya kaderim/kısmetim”, elimden ne gelir de bilelim; ya da ekmeğimle oynamayın de. Barış/kardeşlik, en azından ekmek paran adına çok değil iki satır ses çıkar. Tur aracına bir füzenin isabet etme yüzdesi şimdilik çok düşük de olsa yine ses ver.

Bu arada memleketin dağını taşını, havasını suyunu, tarihini gezdirerek ekmeğini kazanıyorsun. Milli ve dini günlerde kes-yapıştır görsellerle sevgini, fikrini de gösteriyorsun. 
Ama ekmeğine, memleketine kötülük ederek devleşen şirketlere tanıtımlarında iki çift sözün yok.

Yarısı çocuk Kartalkaya'da otelde insan kıyımı yaşandı. Turizm piyasasında, sektöründe üzüntü, kaygı paylaşımı, denetim istemi, acılı ailelerle dayanışma sesi çıktı mı?

Çok gezen Sabit Kalfagil hocamızın biz fotoğrafçılara ayak üstü tavsiyesi vardı bir zamanlar, yalvarırcasına: “Ne olur tarihi yapıların dibindeki telleri, direkleri, çöp kutularını da çerçevenize alın.” 

Hocamız gezip tozarken çevrenize eleştiren, sorgulayan gözle bakın demek istiyor. Güzel ile çirkini, barış ile savaşı birlikte görün demek istiyor.

Bir zamanlar liselerdeki tartışmalardan biri, "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" başlığı altında yapılırdı. Çok okuyandan umudumu kesmedim ama; bizim fotoğrafçılara, çok gezenlere bakınca durum berbat.

Bu yazının taslağı üzerinde son kez düşünürken Postseyyah Kooperatifinin ‘İran’da Savaş’a Hayır!’ ortak sesine denk geldim. Çağrı seyyahlara, seyahat yazarlarına ve fotoğrafçılara yapılmış. 

 İbrahim Akyürek,   Şubat 2026


03 Şubat 2026

6 Şubat Akdeniz Limanları

Akdeniz limanlarında eş zamanlı grev: Liman işçileri Gazze için iş bırakıyor

Akdeniz havzasında 20’den fazla limanda çalışan işçiler, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik sürdürdüğü soykırıma karşı 6 Şubat’ta eş zamanlı greve gitmeye hazırlanıyor. Liman işçileri, hükümetleri ve liman otoritelerini İsrail’e yönelik silah sevkiyatlarına ortak olmakla suçluyor.

İtalya merkezli Temel İşçi Sendikası’nın (USB) de aralarında bulunduğu liman işçileri sendikalarının çağrısıyla örgütlenen eylem; İtalya, Yunanistan, Bask Bölgesi, Fas ve Türkiye’deki limanlarda eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Grevin temel hedefleri arasında silah sevkiyatlarının aksatılması, yeniden silahlanma politikalarına karşı çıkılması ve sivil ulaşım altyapısının savaş lojistiğine dönüştürülmesine itiraz yer alıyor.

USB, seferberliğin yalnızca Gazze’deki soykırıma karşı değil, aynı zamanda liman altyapısının ve savaş ekonomisinin hızlanan militarizasyonuna karşı bir yanıt olduğunu vurguladı. Sendika, bu sürecin işçi haklarını aşındırdığını ve sosyal koruma mekanizmalarını zayıflattığını belirtti.

'Amaç limanları savaşın değil, barışın mekânları haline getirmek'


 

02 Şubat 2026

PATRON kendini işçi gibi, işçi dostu gibi hissederse!

 

İşçi burjuva olamaz

Burjuva: “Kentlerde yaşayan, üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve kendi başına üretim ve kazanç yollarında çalışarak kendine oldukça geniş bir geçim sağlayan kimse.” Bu tanım eksik.

Bu tanıma uygun kişiye halkın dilinde “patron” denir. Ama Marksizmin tanımına göre “Kârın kaynağı olan işçinin çalıştığı süre boyunca ürettiği değerin kendisine ödenmeyen kısmı, yani artı değer sömürüsüdür”.

Bu tanımı iyice açıp okuyacak olursak: Üretim aracı patrona ait olan işyerinde çalışan bir işçi yarattığı değerin karşılığı olan parayı kapitalist düzenin zorunlu gereği olarak patronla eşit olarak paylaşamaz. Patron bu kârın büyük bir bölümüne el koyarak az bölümünü ücret olarak işçiye öder ki buna sosyalist ilkelere göre sömürü adı verilir.

İşçi veya emekçinin TDK’ye göre tanımı: Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse. Çalışan bir işçi.”

   Durum anlaşılmıştır: Burjuva patrondur; patron burjuvadır. O halde işçi burjuva olamadığı gibi, burjuva da işçi olamaz. Ona patron denir. Anlaştık mı? Anlaştık! Jean-Paul Sartre’ın tanımına göre “İşçi burjuva olamaz!” demek “Bir işçi kendini burjuva gibi hissedemez!” anlamına geliyor. Buna göre bir işçi kendini burjuva gibi hissediyorsa bu adama bizim mahallede “kafadan kontak” denir.  

 Özdemir İnce   Cumhuriyet

                                   

seyredilen

  Reklamlar 

SEYREDİLEN KADINLAR

Erkek egemen toplumlarda ve bu toplumların sanatında erkek seyreden, kadın ise seyredilendir. Bu durum özellikle Avrupa resminde ortaya çıkar. Avrupa resminde kadın seyredilen, edilgen bir varlıktır. Pek çok ünlü tabloda kadın model doğrudan izleyicisi olan erkeklere bakarak poz verir. Berger’e göre Hint, İran, Afrika ve Amerika yerlilerinin resimlerindeki kadınlar edilgen değillerdir, yanlarındaki erkeğe bakarlar.* Bence eski Mısır ve geleneksel Türk resminde de kadın edilgen değildir, resimdekiler birbirlerine bakarlar. Avrupa sanatında ise kadın edilgendir. Tablonun alıcısına, onu seyreden erkek müşteriye bakar. Pek çok ünlü tabloda kadınlar poz verirler, kendilerini sergilerler. Hint ve benzeri kültürlerin resimlerinde de poz verme vardır ancak kadın ve erkek birlikte poz verirler, kadının pozdaki payı yüzde 50’dir. Ama Batı tarzı bir nüde, kadın tek başına izleyicisine poz vermektedir. Söz konusu bu mantık çağdaş reklamlarda kısmen de olsa ortaya çıkmaktadır. Reklamdaki kadınlar ve erkekler birbirlerine değil izleyicilere bakarlar. 

Erkek egemen düzende erkeğin seyreden, kadının ise seyredilen bir varlık olarak algılanması resim dışında kadınlar üzerinde bir baskı oluşturur. Kadın her zaman vücuduna, kilosuna, kıyafetine, saçlarına, davranışlarına dikkat etmek zorundadır. Kadın sürekli olarak kendini başkalarına beğendirmek zorundadır.     

REKLAMDA MANİPÜLASYON

Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır, yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu ve benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.* En kısa zamanda buna sahip olmalısın. O arabanın, o evin içinde sınıf atlamış olursun. (Burada mış gibi bir sınıf atlama söz konusudur.) 

Üstün Dökmen   Cumhuriyet

                                     

31 Ocak 2026

Savaş

 

Algoritmaların ölüm kalım kararı verdiği savaşlara doğru mu? Otonom silahlar çağı

Otonom silahların uzun süredir tank, gemi gibi net biçimde tanımlanabilen askeri hedeflere karşı kullanıldığını kaydeden Boulanin’e göre asıl kritik mesele hedefin insan olması durumunda başlıyor:

“Bir insanın meşru askeri hedef mi yoksa sivil mi olduğunun ayırt edilmesi son derece karmaşık. Bu, çok daha gelişmiş ve hataya yer bırakmayan bir teknoloji gerektiriyor.”

 İKİ BÜYÜK TREND

Boulanin, geleceğin savaşlarına dair iki net eğilime işaret ediyor: Birincisi, Ukrayna savaşının da gösterdiği gibi düşük maliyetli ve kaybedilmesi göze alınabilen drone’ların, yüksek maliyetli savaş uçaklarının yerini alması beklenebilir. İkincisi ise, yapay zekâdaki hızlı ilerleme, özellikle de büyük dil modellerinin askeri alanda veri işleme ve sistem tasarımı açısından sunduğu yeni imkânlar.

 KIRMIZI ÇİZGİ

Boulanin’e göre nükleer silahların kullanımı söz konusu olduğunda uluslararası alanda nadir görülen bir uzlaşı mevcut: Nükleer silahların kullanım kararının otonom sistemlere bırakılmaması. “ABD ve Çin bile, nükleer silahların fırlatılması kararının insanlarda kalması gerektiği konusunda mutabakata varmıştı” diyen Boulanin makine öğrenmesine dayalı sistemlerin nükleer mimariye entegrasyonunun son derece riskli olduğunu söylüyor. Çünkü bu sistemlerin nasıl başarısız olabileceğini öngörmek çok zor. Bu sistemlerin üretiminin ve edinilmesinin görece kolay olması ise bir başka sorun. Devletlerin yanı sıra devlet dışı aktörler de bu silahlara erişebilir çünkü.  

  Özgür Ulusoy   Cumhuriyet 

28 Ocak 2026

Çete

Migros saldırıya geçti: İşçilere 'iyi niyet' yalanıyla işten çıkarma mesajları gidiyor

Direnişi kıramayan Migros yönetimi, hukuk sopasını göstererek işçileri tazminatsız işten atmakla tehdit ediyor. Bugün akşam saatlerinde işçilere, şirket yönetimi tarafından işten çıkarma mesajları gönderilmeye başlandı.
 Özgür Özel'den Migros ve Yemeksepeti işçilerine destek, firmalara boykot gözdağı: Aklınızı başınıza toplayın, ya anlaşırsınız ya karşınızda bizi bulursunuz! 

 

haber.sol

Gazetecilikte yeni dönem: 
Yılmaz Özdil'in Sedat Peker övgüsünün arkasında neler var?

Arşiv

 
  Mehmet Ali Birand Gazetecilik ve Demokrasi Derneği

 

23 Ocak 2026

Heykel

 15 heykel bir anda belirince köylü korktu

Devrek


Zonguldak’ın Devrek ilçesine bağlı Yağmurca Köyü sakinleri, bölgelerine yapılması planlanan Hidroelektrik Santral (HES) projelerine karşı kamuoyu bilgilendirme toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor.“Doğamız kaybolmasın, suyumuz yok olmasın” sloganıyla hareket eden köylüler, 25 Ocak 2026 Pazar günü saat 14.00’te köy meydanında bir araya gelecek.
 
Yağmurca Köyü adına süreci yürüten Caner Gökçe, Devrek Kaymakamlığı’na yapılan başvurunun onaylandığını açıkladı. Gökçe, tüm yasal izinlerin alındığını belirterek, “Demokratik haklarımızı kullanmak üzere tüm hemşehrilerimizi birlik ve dayanışma içinde köy meydanına davet ediyoruz” dedi.
 
Köylüler, HES projelerinin doğaya, tarım alanlarına ve yaşam alanlarına zarar vereceğini savunarak, kültürel bağların ve komşuluk ilişkilerinin zedelenmemesi için seslerini yükselteceklerini ifade etti.

 

20 Ocak 2026

Ocak 2026


Emekliler

EMEKLİLER ÇAĞIRIYOR!
Bugün Salı 12.00 - 14.00 Arası Çadır; 
14.00 Madenci Anıtı, 
Yarın 12.00 - 14.00 Arası Çadır (Vergi Dairesi Önü)







 

19 Ocak 2026

Dayanışma

EMEKLİLER ÇAĞIRIYOR!
Salı 12.00 - 14.00 Arası Çadır; 14.00 Madenci Anıtı