01 Haziran 2025

Uçurtma

Çaycuma'da 19. Uçurtma Şenliği
Eğitim Sen ve Çaycuma Belediyesi
ortak etkinliği 
25 Mayıs 2025













































F: İbrahim Akyürek
    

30 Mayıs 2025

"Oturdukları koltukların sorumluluğunu...

"Oturdukları koltukların sorumluluğunu yerine getirmeyen makam sahiplerinin ölüme terk ettiği insanların ve ailelerin ızdırabını paylaşmalarını da beklemeyi öğrenmeliyiz sanırım. Acımızı paylaşmayan, aileme taziye de bulunmayan yetkililerin umursamaz tavırlarından anlaşılıyor ki şehrimde ölümlü kazalar son bulmayacak, çok canlar yanacaktır. Zira şehrin trafiği her noktada sıkıntılıdır. Yani demem o ki, sayın yetkililer, Belediye binasının hemen yakınındaki o elim kazada hayatını elinden aldığınız anneciğimin acı ölümü, trafik dahil şehrimin tüm sorunlarını, keşmekeşliğini gidermenin asli göreviniz olduğunu sizlere vicdanen de hatırlatır diye umuyorum. 22 Mayıs Perşembe sabahı Zonguldak’ın trafik bataklığına kurban verdiğim canım annem Rukkiye Solmaz’ın kızı Serpil Solmaz."

                             

23 Mayıs 2025

2025 Mayıs

 

Kitap

ZFD

 

BKM

 

Z Haber

Selim şöyle yıkmasaydı böyle yıkmasaydı.
Doğru.
Ama geçtik oraları.
Bugüne dönemedik.
Öpmeye niyeti olmayan çok duyarlı belediye başkanı ve tayfası; ‘yanağın nerede’ diye sormaya devam ediyor.
 
*
Vali Bey yaşanan rezillikleri görüyor.
Balkondan alternatif tören yapan CHP’lilere esti gürledi ama bu bölgede yaşanan rezillikler karşısında, siyasetçiye, belediye başkanına, karayollarına;
“Ne diyorsunuz oğlum siz. Vali benim” demedi.
Çok duyarlı sosyal medya şeyine dönen belediye başkanına;
“Şu geçiş döneminde olağanüstü bir durum var. Beş noktaya sabit zabıta koyacaksın” diyemedi.
 
*
Çok değerli halkımız ne yaptı?
Pek çoğu şeyine takmadı.
Hesap sormadı.
Benim partin senin partin algısı peşine takılıp gitti.
 
 Atilla Öksüz

 

Kader değil

Sol Parti Zonguldak İl Başkanı İsmail Yıldız, Uğur Mumcu Kavşağı’nda meydana gelen kazada hayatını kaybeden Rukiye Solmaz'ın ölümünün ardından açıklama yaptı. Yıldız; “Buradan şehrin koca koca laf eden tüm sorumlularını çözüm için uyarıyoruz. Trafik komisyonu denen yapı gözden geçirilerek yoğun bir çalışmayla tüm şehir içi düzenlemeleri önüne koysun. Bu ölümlerden başta Vali olmak üzere, trafikle ilgili tüm kurumlar sorumludur. Belediye Başkanı ve İktidar partisi yerel ortakları sorumludurlar. Bu kadar basit bir işlemi yapamayan ilgilerin derhal istifa etmesi gerekiyor.”

              

 

22 Mayıs 2025

Vali'ye görevi ihmalden...

 

 Gazetemiz yazarı ve yerel tarih araştırmacısı Yüksel Yıldırım, bugün Uğur Mumcu Kavşağı'nda meydana gelen ve Rukiye Solmaz’ın ölümüyle sonuçlanan trafik kazasına dair sosyal medya hesabından bir yazı paylaştı.  Özgür Halkın Sesi

 

17 Mayıs 2025

Kozlu

hepsinin patronu aynı.


Savulun bozkürtler geliyor

Eee ne oldu da “Hadi gel yeniden barışalım” noktasına geldiler?

Cevabı çok basit. Hepsinin patronu aynı da ondan. Türkiye Cumhuriyeti’nde siyasal İslam, ABD’nin Türkiye’de kurdurduğu kontrgerillanın desteğiyle palazlandı. Komünizm tehlikesine karşı siyasal İslamcıları Komünizmle Mücadele Dernekleri’nde, komando kamplarında eğitilen ülkücü gençliği de Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO), Türk İntikam Tugayı (TİT), Türk Yıldırım Komandoları adı altında örgütleyerek sol hareketi ve işçi eylemlerini durdurmada kullandı.

Sosyalist bir temelde kurulan PKK’nin ilişkileri de hayli karmaşık. Türkiye dışına çıktıktan sonra Suriye, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve Yunanistan’la girift ve konjonktürel ilişkiler kurdu. BOP devreye girdikten sonra tümüyle ABD’nin kontrolünde bir örgüt olarak varlığını sürdürdü.

AKP’nin kimin desteğinde kurulduğu ve daha iktidara gelmeden Beyaz Saray’da devlet başkanı gibi Erdoğan’ın ağırlandığı malum. Ancak 1 Mart tezkeresinin reddi sonrasında ABD, AKP’den ziyade FETÖ ile yol yürümeye karar verdi. Türk ordusuna operasyon da FETÖ-AKP ortaklığıyla gerçekleşti.

Sonuç olarak; hepsinin patronu aynı. Patron “Hadi şimdi savaşın” dediğinde savaşır, “Planlar değişti şimdi barışın” dediğinde de barışırlar.

Suriye’de Esad’ın devrilmesiyle yeni planlar devreye kondu. PKK’ye “Uzatma artık sana Suriye’nin kuzeyinde otonom bir bölge veriyoruz” dendi. AKP ve MHP’ye de “Siz de bir dönem daha iktidarda kalmak istiyorsanız Suriye’deki YPG varlığını görmezden gelin. Onlar da Kandil’i boşaltsınlar” denince yelkenler indi.

Miyase İlknur    Cumhuriyet
 
                                    

16 Mayıs 2025

Kilimli

Özel mülkiyetin, sermayenin ve piyasaların yeri ne?

Biri ‘çözüm’ mü dedi?

 Örneğin, “demokratik toplum” hangi üretim tarzına dayanıyor? Özel mülkiyetin, sermayenin ve piyasaların yeri ne? Sınıflar ortadan kalkıyor mu, yoksa yalnızca kimliklerin temsiliyle mi yetinilecek? Bütün bu sorular yanıtsız bırakıldığında, “demokratik toplum” kavramı, yalnızca bir retorik süsü haline gelerek devletin yeniden yapılanmasına dair elit düzeyde bir pazarlığın zeminini döşemeye başlıyor.

 Demokratikleşme, yalnızca sandık değildir; aynı zamanda laik, eşit yurttaşlığa dayalı, seküler bir kamu aklını da gerektirir. Eğer Kürt sorununun çözümünde laiklik dile getirilmeden bir mutabakat aranıyorsa, o zaman kurulacak yeni rejim, yalnızca başka bir otoriter, belki de faşizan bir rejim olacaktır. Kısacası, siyasal İslam’ın iktidar elitleri ile Kürt hareketinin askeri, kültürel ve siyasi seçkinleri arasında yapılan bu görüşmeler, Kürt halkının yaşam koşullarına, refahına ve geleceğine dair pek bir şey vaat etmiyor.

 Bu bağlamda, siyasal İslamın rejiminin zayıfladığı bir konjonktürde, “çözüm süreci” adı altında yeniden masaya konan bu model, siyasal İslam’ın ömrünü uzatmaya ve Kürt hareketinin seçkinlerine yeni bir iktidar alanı açmaya dönük bir taktik izlenimi veriyor. Bu taktik, Kürt işçisinin, göçmen mevsimlik tarım işçisinin, kadın emekçinin, genç işsizlerin, kültürel olarak dışlanmış Alevi Kürtleri adeta, “bahsi diğer” bir ayrıntı gibi görüyor.  
Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 
                      

13 Mayıs 2025

‘Kara Cevher’ kimin cebinde?

 

Trabzon nire? Zonguldak nerede? ‘Kara Cevher’ kimin cebinde?

Gölgesiz Topraklar’ın dörtte üçünü duygusal bir aile anlatısı gibi keyifle okudum. Yaşamlar içselleşmiş, okuyana da bu duygu işliyor. Akıcı ve anlamlı bir gerçeklik içinde. İşgal altındaki Trabzon’dan işgal altındaki Zonguldak’a gelmek için günlerce yürüyenlerin anlatımından sonra tarih hızlanıyor, her şey sanki çarçabuk oluyor ve gerçeklikten uzaklaşıyor, gibi geldi bana.

Ve en çok ilgimi çeken işçilerin şevkle çalışması, koşullara itiraz eden bir kişinin çıkmayışı, tersine her şeyin doğallaştırılması, yazgıcılık ve pasif bir şikâyet hali vs... “Ya dışındasın çemberin ya da içinde yer alacaksın/ kendin içindeyken kafan dışındaysa çaresi yok/ her akşam içip kederlenip mutsuz olacaksın...”* sözleri ne kadar da Hüseyin gibileri anlatıyor.

Kapitalizmi yadsımayan, ama ‘her şey keşke daha iyi olsa’ düşleri kuran bir burjuva ahlakçılığı... (“Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla çevrilidir.” sözünü hepimiz biliriz. Çok iyi niyetlerle yazmış Hatice Erol bu kitabı ve bana tam da cehennemi anlatan Kadir Tuncer kitaplarını hatırlattı. Yazık ki “beş parmağın beşi bir değil”se bir toplumda, ‘iyi insan’ olmak yetmiyor...)

Hatice Erol’a araştırması ve emeği için teşekkür etmekle birlikte, Gölgesiz Topraklar’da “çemberin dışında” mücadele eden bir karakteri de görmeyi çok isterdim.

 Özlem Yücesan