31 Ağustos 2021
30 Ağustos 2021
29 Ağustos 2021
28 Ağustos 2021
27 Ağustos 2021
23 Ağustos 2021
Kitaba Övgü
Akrep
Ateş İlyas Başsoy Birgün
Küçük bir ilçede, minik şantajlar yaparak yolunu bulan bir “yerel gazete” sahibi olduğunuzu düşünün. 2019 sürecinde bu rezillerden bol bol tanıdım. Beni de defalarca ölümle tehdit ettiler, hakkımda yalan haberler yazdılar, yıllar önce yazdığım öykülerdeki karakterlerin konuşmasını benim fikrimmiş gibi manşetlere taşıdılar. Hepsinin derdi bir avanta kopartmak, bir büfe yeri kiralamak veya belki siyasette yer edinmekti. Ve gördüğüm kadarıyla kazançlı bir işti bu. Her biri bu meslekle ekmeğini, hatta pastasını çıkartıyordu.
Şimdi bu işin tüm dünya ölçeğinde yapıldığını düşünün. Google, Facebook, YouTube, Instagram, Twitter... Bunların her biri temel motivasyonu “yerel gazete patronu”ndan çok da farklı olmayan bir iş yapıyorlar: Kitle yönlendirme ve bunun üzerinden kazanç elde etme. Neden bedava olduğunu hiç düşünmeden zevkle kullandığımız bu uygulamalar bizim istek ve korkularımızı körükleyen bir mekanizmaya dönüşüyorlar. Parası olan bir grup sinsi insan bu araçları kullanarak ülkelerin yönetim biçimini bile değiştirebiliyor. “Bedava en pahalıdır.”
Akrep ordusu tarafından ne zaman öldürüleceğimi düşünürken, köylerde akreple yılanla çiyanla bir ömür geçiren milyonlarca insan aklıma pek gelmedi. Öyle korkunç “tanıklıklar” okudum veya izledim ki, sosyal medya algoritmasının tam da bu anksiyeteden para kazandığı gerçeğini unuttum. “Aradığınız konu için bir saniyede bir milyar sonuç bulduk” diye hava atan Google, sadece üç beş sayfa sonra “bizden bu kadar” diyordu. Hani nerede kalan bir milyar sonuç? Google’ın bana sunduğu korkunç akrep hikayelerinin tamamının ev ilaçlama şirketlerinin paralı reklamları olduğunu neden sonra fark ettim. Birileri beni korkutuyor ve bu korkudan çıkar elde ediyordu.
Akrepten, göçmenden, aşıdan korkuyorsanız, korkulara çare olması için internet araştırmasıyla yetinmemek gerekiyor. Hakiki bilgiye ulaşmak için çok sorgulamalı ve çok düşünmeliyiz. Birçok konuda gaza getiriliyor, yanıltılıyor, kasıtlı olarak ofsayta düşürülüyor olabiliriz.
Perinçek (Aydınlık) tarikatı:
Gülgün Feyman'dan Taliban istifası
Afganistan'da Taliban'a destek veren Vatan Partisi'nin yayın organı Ulusal Kanal'daki görevinden temmuz ayında ayrılan Gülgün Feyman, Taliban'a destek açıklamasında bulunan Cumhuriyet Kadınları Derneği'nden de istifa ettiğini duyurdu.
Cumhuriyet Kadınları Derneği'nin açıklamasında "Bazı kadın örgütlerinin bir araya gelerek savurdukları 'Taliban’ı tanımıyoruz, Taliban’ı tanıyanı da tanımıyoruz' sloganına karşı 'Bağımsız Afganistan’ı tanıyoruz, Bağımsız Afganistan’ı tanımayanı da tanımıyoruz' denilmişti.
Devlet işleri
Dersim Kültür Sanat İnisiyatifi: Orman yangınlarının sorumlusu devlettir
Mayıs ayından beri özellikle Dersim'in Hozat, Ovacık ve Çemişgezek ilçeleri arasında yangınların çıktığı ifade edilen açıklamada, “Çoğunlukla devlet tarafından yasak bölge ilan edilmiş mıntıkalarda çıkan orman yangınlarının sorumlularını biliyoruz. Ve bu yangınlar yine güvenlik amaçlı dağların bombalanması sonucunda çıkmıştır. Devlet çıkardığı orman yangınlarını söndürmek yerine söndürmeye gidenleri engelliyor. Daha sonra da yine sorumlusu kendisi değilmiş gibi ‘piknik ve mesire yerleri ile tabiat parkları dahil ormanlık alanlarda mangal, semaver ve ateş yakılmasına müsaade edilmeyeceğini’ söyleyerek güya koruma amaçlı bir dizi yasak daha getiriyor. Bu arada kendi sorumluluğundan kaçan devlet, orman yangınlarının faturasını Dersimliye keserek aklımızla da oynamayı ihmal etmiyor” denildi.
Şemdinli yangınında son durum ne?
Sekülerci, çağcıl sansür
Mazi değil, Yıl 2013
Dün bazı internet sitelerinde “Oral Çalışlar’ın Kenan Evren’e yazdığı mektup ortaya çıktı!” şeklinde haberler yer alınca, bazı konuları tekrar ifade etme gereğini duydum. O mektup benim kişisel mektubum değil, ayrıca gizli kapaklı hiç değil.
O yıllarda mensubu olduğum Aydınlık hareketinin ve tabii benim de o zamanki düşüncelerimin bir yansıması. Daha önce de çeşitli kereler belirttiğim gibi, biz Aydınlıkçılar o dönemde asıl tehlikenin ABD tarafından değil, Sovyetler Birliği tarafından geleceğini söylüyorduk. Bu görüşler o zamanki Çin Komünist Partisi’nin görüşleriyle paraleldi.
Asıl düşman tanımı, Sovyetler Birliği olunca ABD’ye daha yakın pozitif bakış kaçınılmazlaşıyordu. Bu nedenle 12 Eylül 1980 askeri darbesine, ilk başlarda “Sovyetler’e karşı milli bir duruş” gözüyle baktık. Aydınlık kapatılınca, “Neden bizi kapattınız, biz zaten anarşi ve teröre karşıydık, siz de karşısınız” şeklinde trajik bir tepki gösterdik.
Eylül 2013 Radikalhttp://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral_calislar/aydinlikci_gecmisim-1152921
Mektubun tamamına ulaşmak için:
http://t24.com.tr/haber/oral-calislarin-12-eylulde-aydinlik-icin-askere-yazdigi-mektup/240576
Bu neyin kafası demek için:
KARA KUTU
https://www.birgun.net/haber-detay/mesele-direnisi-ve-umudu-buyutmek.html
21 Ağustos 2021
Kdz. Ereğli
Karadeniz’de tarih yeniden yazılıyor
Bülent Ecevit Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Kazı Alanı Başkanı Dr. Hamza Ekmen, İnönü Mağarası'nda yapılan kazı çalışmaları ile ilgili bilgiler verdi.
Zonguldak'ın arkeoloji potansiyelini açığa çıkarmak için başlatılan projede Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri ile öğretim elemanlarının katkılarıyla sahaya çıktıklarını anlatan Ekmen, “Arkeolojik açıdan Zonguldak'ın en çok potansiyel sahalardan birisi olan Karadeniz Ereğli ilçesi ve onun çevresinde yer alan Gülüç Çayı vadisi araştırmalarımızı yoğunlaştırdık ve gerçekleşen bu çalışmalar sırasında bu bölgede kaya altı sığınağı, mağara yerleşimi, yamaç yerleşimi, açık alan gibi çok sayıda arkeolojik bulgu içeren yerleşim alanları tespit ettik” dedi.
Sağın Kalesi:
Bozkurt, sel felaketi değil, cinayettir!
Mimar Sinan’la beleşe iftihar etmek kolay, yıkılan köprülerin çoğu beton köprüler, yağışa dayanıklı kemerlerden yoksun yapılar bunlar. Kullanılamaz haldeki Bozkurt Belediyesi Düğün Salonu girişinde “Evliliği, kutsal olduğuna inananlar yaşatır” yazıyor. Hamasetle yaşayan insanlara hatırlatmamız gerekir ki evlilik falan değil, doğa, insan hayatı ve ihalelerde düzgün iş yapmak, sizlerin deyimiyle kul hakkı yememek, illa kutsallık arıyorsanız “kutsal”dır. Rant ve mal, o kadar insanlarımızın gözünü bürümüş ki, sel öncesi yapılan uyarılarda “Arabalarınızı kurtarın” anonsu yapılmış, canınızı değil, malınızı kurtarın denmiş, çünkü malın kutsal olduğu öğretiliyor yıllardır.
Fransa
Jacques Rancière: “Kendini doğrudan doğruya entelektüel tâyin etmek, başkalarından farklı ve üstün bir zekâya sahip olunduğunun îlânı. Bana göre, zekâyı temsil ettiğini sanmak tam da aptallığın tanımı”
Fakat hükmedenler hiç mesafeli değillerdir. Bizi piyasa kanununun cenderesine almak ya da bu kanuna başkaldırdığımızda tepemize binmek için yaşamımızın tüm anlarında yanı başımızdadırlar. “Burjuvazi”ye gelince, vaktiyle ekonomik ve toplumsal bir dinamizmi, yaşam tarzları, onları topluma model olarak dayatan tüm bir değerler sistemi olan bir sınıfı belirten bir terimdir. Ama bugün av peşinde basit bir sınıfla karşı karşıyayız. Hükmediyorlar, hepsi bu.
Sol hâlâ siyasetin sosyolojik bir kavranışının kurbanıdır: Hâlâ, sosyolojik bir çoğunluk oluşturan emekçi sınıfı mensuplarının burjuva azınlığı tarafından hükmedilmeye neden ses çıkarmadıklarını sormaktadır kendine. Neden devrim yapmıyorlardır? Ya da, daha tevazuyla, neden hepsi sola oy vermiyordur? Çıkarılan sonuç daima, onların kendi çıkarlarını anlamadıklarıdır, ya da mücadele yürütmek için gerekli stratejiyi anlamadıklarıdır. Bunun sonucunda da, mücadele edenlere, iyi şekilde ve doğru hasma karşı mücadele etmediklerini vs. açıklamak için iki misli stratejik çaba gösterirler.
2002’de “faşo”ya (Le Pen’e) değil “dolandırıcı”ya (Chirac’a) oy verme çağrısında bulunan bir “sol” slogana atfen diyordum bunu. Ehven-i şer politikasıydı güya bu. Ama gerçekte bundan fazlasıydı: Cumhuriyetçi denen partilerin aşırı sağı alt etme bahanesiyle git gide daha fazla aşırı sağa benzedikleri bir süreçteki belirleyici safhaydı.
Fransız Devrimi Terör’le özdeşleştirilir, işçi devrimleri sadece Sovyet Gulagı’na indirgenir, İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler’e direnişin idealleri sadece Nazi işbirlikçisi kadınların saçlarının sıfıra vurulması üzerinden okunur, ırkçılık karşıtlığı “21. yüzyılın totalitarizmi” olarak kınanır, sömürgecilik karşıtlığı “beyaz ırk karşıtı ırkçılığa” dönüştürülür ve zulüm altındaki Filistin halkına destek vermek terörist bir İslam’ı savunmakla bir tutulur. İlerici ve devrimci bütün geleneğin böyle uzun süredir kanun dışı îlân edilmesinin “ilham kaynağı aşırı sağ” olmamıştır. “Liberal” burjuvazinin ve sol ile aşırı soldan gelen “cumhuriyetçi” bir entelijensiyanın bağrında gelişmiştir. Toplumsal adaletsizliğe karşı her mücadelenin hunhar bir terörle bitmeye mahkûm olduğunu söyleyen, tuzukuruların eski nakaratının modernleştirilmiş biçimini o entelijensiya kotarmıştır.
19 Ağustos 2021
Emek sömürüsü tezgahı açan ilericilere huzur veren malzeme: Emperyalizm
‘Emperyalizm canavarı’Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet
1980’ler kapanırken, sosyalist hareketin küresel çapta geri çekilmesiyle birlikte, “emperyalizmin” yerini, her kapıyı açan bir anahtar olarak “küreselleşme” kavramı aldı.
Küreselleşme de emperyalizm gibi, kapitalizmin kriz döneminde güçlenen bir eğilim olarak yadsınamaz bir gerçekliğe sahip. Sorun, ülkelerin yaşadığı dönüşümler, felaketler, iç dinamikler yadsınarak, salt dış dinamiklere atıfla açıklanınca ortaya çıkıyor. Dış dinamiklere atfedilen belirleyicilik, felsefi bağlamda Tanrı düşüncesiyle buluşmanın ötesinde hem söz konusu ülkede, “dış” dinamiğin etki yapmasının önünü açan, hatta onu çağıran iktidar ilişkilerinin hem de ülke içindeki dönüştürücü güçlerin üzerini örtüyor: Bir bağımlı ülkede, yerel kapitalizmi bir kenara koyarak emperyalizmi konuşmaya çalışanlar, egemen sınıfı gizliyor, emekçi sınıfları ve solu iktidarsızlaştırıyor.
Kapitalist emperyalizm günlük yaşamda, tek tek ülkelerin eylemlerinde kendini gösterse bile, küresel kapitalizmi düzenleyen bir sistem olarak işliyor. Bir hegemonyacı gücün değişmesi, bu durumu değiştirmiyor. Hegemonya adayları arasındaki rekabet, karşımıza “Kimin düzenleme modeli başat olacak” sorusu biçiminde çıkıyor. Her ülkenin ekonomik sistemi de kapitalist dünya sisteminin bir parçası olduğundan, kapitalist emperyalizmin (işgal ve sömürgecilik dışında) etkileri de kendilerini, ülke içindeki kimi sınıfların ekonomik, siyasi hatta kültürel projelerinin gerçekleşmesi olarak gösteriyor; Lipietz’den en az on yıl önce formüle edildiği gibi “içsel bir olgu” olarak!
EMPERYALİZM VE AFGANİSTAN
Afganistan’ın ekonomisi de kapitalist dünya sisteminin bir parçası ve orada da “iç dinamik” ile “dış dinamik” arasında süreklilik var. Bu nedenle, ABD’nin Afganistan’dan çıkışını, emperyalizmin bir yenilgisi olarak okumak eksik, Taliban’ın bir ulusal bağımsızlık getirmesini beklemek yanlış olur.
15 Ağustos 2021
Cennet ve cehennem yurdum!
Cennette cehennemi hissetmek korkunç bir şey. Anılar hiç durmadan kendilerini anımsatıyor. Yıllar önce HES yapılmasına karşı çıkan bir avuç bölge insanıyla bu HES’lerin oralara gitmiştim, henüz yapım aşamasındaydı ve yapılmasına karşı çıkanlara bölge halkı çok fena kızıyordu. Çünkü şu yalana inanmışlardı: “HES yapılacak gençleriniz artık büyük kentlerde iş aramayacak, işi ayaklarına getiriyoruz!” Şimdi biraz HES’leri tarif etmem gerek, bir derenin üstüne küçük bir baraj gölü yapılıyor ve su buradan vallahi de billahi de köy değirmenlerinden biraz hallice bir değirmeni çeviriyor ve elektrik oluyor. Bütün bölge HES yapılsa bile oluşacak elektrik anca bir kenti aydınlatabilir. Ama bu HES’ler için teşvikler çıktı, devlet üretilen elektriği alacağını söyleyip sözleşme yaptı. Sonra ne oldu, yolu yatağı değiştirilen sular azaldı, öyleyse kuruyan bölgelere ev yapalım dediler, sekiz kata kadar imar izni verildi. Karadeniz dere yataklarına kurulmuş apartmanlarla doldu. Sonra ne oldu, bir şiddetli yağmur yağdı, HES gölü doldu ve kapaklar açıldı. Peki, bir HES’te kaç kişi çalışmaya başladı? En fazla dört! Işıl Özgentürk, Cumhuriyet
Metin Lokumcu davası: Süreç nasıl ilerleyecek?
14 Ağustos 2021
Emekli öğretmen Metin Lokumcu, 31 Mayıs 2011'de Artvin'in Hopa ilçesinde, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yapacağı seçim mitingi öncesi HES'lere karşı yapılan protesto gösterilerine yönelik polis saldırısı sırasında hayatını kaybetmişti.

Sel felaketi sonrası yeniden anıldı: "Metin Lokumcu'yu şimdi anladınız mı?"
Emeği ve doğayı savunurken Hopa'da polis müdahalesi sırasında yaşamını yitiren Metin Lokumcu, Karadeniz illerinde yaşanan sel felaketinin ardından bir kez daha anıldı.
Yeni
Yükü Emek Olan Kara Tren
1990 yılının baharında Karadeniz Ereğli’ye maden ocaklarından kömür taşıyan bu treni diğer buharlılardan ayıran özelliği yükünün emek olmasıydı. ‘Kara Tren’, madencileri ve yeraltında insanüstü çabayla çıkardıkları kömürü taşımaktaydı; tren gücünü, madencilerin alın teriyle yoğurduğu kömürden almaktaydı. Madenciler yorgundu, ‘Kara Tren’ler de... Kısa süre sonra buharlı lokomotifler depoya çekilip “müzelik” oldular.
Son yolculuklarına tanık olduğum madencileri ve emeğini taşıyan “45017, 45001”ile diğer buharlı lokomotifler neredeler acaba? Ereğli Garı’nın bir köşesinde müzelik mi oldular, yoksa hurda demir yığınına mı dönüştüler?
Ya anılar? Madencilerin, makinistin, ocakçının, onların geri dönüşünü özlemle bekleyen yakınlarının… Hepsi de siyah-beyaz fotoğrafın derinliğinde ve hüznünde gizliler. ‘Kara Tren’in kömür karası, buhar beyazı fotoğrafa da yansıdı; ikisi birbirini tamamladı adeta. ‘Kara Tren’in hüznüyle, siyah-beyaz fotoğrafın hüznü birleşti. Solgun fotoğraflar, o ‘an’ların belgesi şimdi. Erdal Yazıcı, 2021
Güncelleşen Belgesel, 2011
Yönetmen İmre Azem, Ekümenopolis terimini İstanbul'un günümüzde karşı karşıya olduğu durumu anlatmak için kullanıyor. Azem'in filmi İstanbul'un dur durak bilmeyen “kentsel dönüşüm” sürecinde karşılaşılan toplumsal zorlukları ve çevre sorunlarını belgeliyor: Mahallelerin birer birer yerle bir edilmesi; o mahallelerdeki sakinlerin kentin dış çeperlerine göç etmeye zorlanması, İstanbul ve çevresindeki doğanın yok edilmesi. Film sadece şehrin karşı karşıya olduğu kentsel dönüşüm sürecini gözler önüne sermekle kalmıyor, bir yandan da bu sürecin arka planındaki dinamikleri beyaz perdeye taşıyor. İstanbul'un büyümesi, 3. Boğaz Köprüsü gibi kentsel projelerin inşa edilmesiyle ilerletiliyor. 2011
13 Ağustos 2021
Mutlusunuz!
'Aslında orman yangını da sel de olmadı'
Misal vermek gerekirse, Devletin yetkilileri “ormanları söndürdük” diyorsa “sönmüştür”, zira devlet geleneği, devletin ağzından çıkanın kutsanmasına dayalıdır ülkemizde. Birey olarak “Help Turkey” diyemezsin, çünkü Devlet o yardım işini zaten sana havale etmiştir. Sosyal devlet taşeronu olarak her bireyden, verilen IBAN’lara para yatırması beklenir. Devlet resmi ağızlardan “yangın söndü”, “selde yaraları sardık” demişse bunun sorgulanmaması beklenir. Canlı canlı yangının ortasında bile kalsan Devlet “söndü” diyorsa, söndüğüne inanacaksın arkadaş, yanlış yerde yanlış zamanda olduysan ve yangın halüsinasyonu gördüysen sorun sendedir.
NTV’nin “Manavgat ilçesinde bir haftadır devam eden yangında söndürülen alanlar havadan görüntülendi” başlıklı haberi bu açıdan mükemmel bir örnektir. Zam yerine “fiyat ayarlaması” demekle eşdeğerdir bu haber aslında. “Yangında bir yer yanmadı, çünkü söndürüldü” mesajıdır verilmek istenen… Bugünkü başlığa da vesile olan “Aslında deprem olmadı” yazısına bu noktada bir kez daha bağlanalım: “Baudrillard’ın kitabının ismi her şeyi özetliyor aslında: ‘Körfez Savaşı Olmadı.’ Tamam işte aslında deprem falan da olmadı, çadırlarda kalanlara ‘Mutlusunuz değil mi’ sorusu bu açıdan daha da manidardır. Gerçeği formüle eden ve sunan her zaman otoritedir. İktidarla organik ilişki halindeki gazeteciler, televizyoncular bu otoritenin bilinçli ya da bilinçsiz önemli dişlileridir.
“Cehennem ateşi ahirette olur, sen beni dünyada ateşe attın” parçasını fiilen deneyimlediğimiz günlerden geçerken “kaç uçağımızın olduğunu, selde kaç kişinin kayıp olduğunu, neden Meclis'in toplanmadığını” yerinde sorgulayacak, bilgi tekelini kıracak, yurttaş gazetecilik ilkelerine bağlı, dayanışma ve birlikten güç doğacağına inanan, ulusal bazda yayın yapacak bir haber ajansı kurmanın tam zamanıdır.
Rüya Arzu Köksal Belgeseli
Bir Avuç Cesur İnsan, doğa için, yaşam için ve çocukları için isyan eden, nehirlerini şirketlere vermemekte kararlı köylülerin, o nehirleri satmakta ısrarlı olan devlete isyanının filmi.
Mazi: Yıl 2008 / Kastamonu
BAŞKA SAHİLLER YOK OLMASIN DİYE…
Son Kumsal’ı, temmuz ortasında kollarının altına alıp ekipmanlarını da sırtlayarak Batı Karadeniz turuna çıktı. Dertleri, sahil boyunca kasaba kasaba dolaşıp otoyolun Doğu Karadeniz’e ettiklerini, BatıKaradeniz halkına anlatmaktı…
Rüya Arzu Köksal
Amma velakin 56 dakikalık belgeselin İnebolu’daki gösterimi sadece 10 dakika sürdü. Zira gündüz kendilerini misafirperver bir şekilde karşılayan İnebolu Belediye Başkanı, belgeselde gördüklerinden hoşnut kalmamıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın otoyol projesiyle ilgili sözlerinin ardından gelen, dağ delen iş makineleri görüntülerini ‘Başbakana hakaret’ olarak yorumlayıp belgeseli durdurdu. Kudu ve Köksal, sansür yiyerek kovuldukları İnebolu’yu geride bıraktılar ama belgeselin yolculuğu devam ediyor. Ekip, 16 Temmuz’da Kerpe’den başlayıp Sinop’a doğru izledikleri rotayı eylülde tersine çevirecek, filmi tekrar bir Karadeniz turuna çıkaracaklar. Dev dalgaların zaman içinde hırpalayıp yok edeceğine inandıkları yol inşaatının sürmesine karşı seslerini çıkarabilmek için…
![]() |
| Belgeselin yönetmeni Rüya Arzu Köksal |
12 Ağustos 2021
Gezi
Zonguldak Turizm ve Tanıtım Ofisi Üyesi, Şehir Plancısı Gülsüm Yılmaz, Winston Churchill’in kuzeni Clare Sheridan’ın ‘Medeniyetin gözlerden uzak kalmış ileri karakolu’ diye söz ettiği madencilerin kenti Zonguldak’ı yazdı:
11 Ağustos 2021
Iğdır / Dayanışma
Aile Hekimi Dr. Mehmet Kum
Hastalarına ilaç yerine kitap öneriyor
Kum’un İlk başlarda kendi imkanlarıyla oluşturduğu duyarlılık zamanla çevreye yayılıyor. İstanbul ve çeşitli illerden kendisine koliler gönderildiğini aktaran Kum, en çok da Halkevlerinin çalışmasına destek olduğunu söyledi. Kum, “İlk başlarda çok zorlanıyordum. Fakat bu çalışmamın duyulması üzerine birçok yerden destek geldi. Bu da benim yükümü az olsa da hafifletti. Bu destekler 'yetiyor mu” diye soracak olursanız, elbette yetmiyor. Çok okumamamız lazım. Okumak ve okutmak en iyi tedavi yöntemidir" dedi. Kum'un yüzündeki tebessümü ve çocuklar için sunduğu cazip teklifleri iğne korkusunu ortadan kaldırıyor. Dr. Kum “Alacakları hediyeleri görünce yüzlerinde tebessüm oluşuyor. Bu şekilde çok daha rahat tedavi edebiliyorum. Muayene sonrası yaş kategorilerine göre kitaplar veriyorum. Kontrole geldiklerinde kitap özetlerini bana anlatıyorlar. Ve tekrar kitap alıyorlar. Aynı zamanda üst baş ihtiyacı olanın ihtiyaçlarını da imkanlarım doğrultusunda karşılıyorum. Bu şekilde hayat benim için çok zevkli oluyor” ifadelerini kullandı.
10 Ağustos 2021
Birgün
Canavar trafik değil firmalar
Kurumsal firmaların, kiraladığı araçlarla uzun yol seferlerinde mesafeye göre üç şoförün olması gerekirken iki sürücü çalıştırdıklarını aktaran Doğan Kahya, “Aracını kiralayan kişi daha fazla kâr elde etmek için şoförlere başka bir ehliyet daha vererek aslında araç içerisinde üçüncü şoför varmış gibi ayarlama yapıyorlar” diye konuştu. Verilen farklı ehliyet ile 4,5 saat kullanma kuralını kendi içlerinde esnettiklerini belirten Kahya şunları anlattı: “Şoförlerin yola devam etmesi için en az 45 dakika mola vermesi gerekirken, farklı ehliyet sistemiyle 3-4 saat daha araç kullanmak zorunda bırakılıyorlar.”İNSAN YAŞAMI 550 LİRA
Kahya bir başkasının ehliyetini kullanmanın cezasının trafik kanununda sadece 550 lira olduğunu belirtti. Sefer devam ederken araç içerisindeki dinlenme noktalarının bir sürücünün yorgunluğunu gidermesi için yetersiz olduğunu söyleyen Kahya şunları dile getirdi: “Şoförler araç içerisinde istirahat etmek zorunda. Peki, uzunca saat araç kullanmış bir kişi bu şartlar altında ne kadar dinlenebilir? Mola süresi dolan arkadaşlarımız yorgun olarak direksiyonun başına geçiyor.”
Uzun yol şoförlerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Kahya, “Araç kullanma süresi dolan şoförlerin otobüsten inerek dinlenebileceği belirli noktalar ayarlanabilir. Hareket halindeki araç içerisinde dinlenemezsiniz” diye konuştu. Şoförlerin sağlık kontrollerinin de artırılması gerektiğini aktaran Kahya, “Hareket etmeden saatlerce araç kullanılıyor, bu nedenle daha sık sağlık kontrolü yapılmalı” dedi.Uzun yol şoförlerinin büyük bir çoğunluğunun sendikasız olduğuna dikkat çeken Tüm Taşıma İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Genel Başkanı Kenan Öztürk, “Otobüs firmalarının tamamı neredeyse örgütsüz. Özellikle ülkedeki anti-demokratik yasalardan kaynaklı firmalardaki çalışanların yüzde 40’ını alamadıktan sonra örgütlenme şansınız yok” ifadelerini kullandı. Öztürk, otobüs firmalarının çalışanlarını kuralsız, örgütsüz ve keyfi bir şekilde çalıştırdığını söyleyerek “Çalışanlar en ufak bir itirazlarında ‘Çalışırsanız çalışın. Çalışmazsanız kapı orada’ cevaplarıyla karşılaşıyor” dedi.
09 Ağustos 2021
08 Ağustos 2021
İlk baskı 1994, sonra 2011
Çağcıl Nasrettin HocamızAziz Nesin'den Hayat, Siyaset Bilgisi SatırlarıSadece 1993 yılı yazıları var!"Sevgili Okurlarım,Bu kitaptaki yazılarımın biçoğu gelecekten haber veriyor. Bir anlama Türkiye’nin fal kitabı. Hem de uzak geleceği değil, yakın geleceği bildiriyor. Örneğin “Devlet Devlete Karşı” başlıklı yazı, Sıvas’taki insan kıyımı olayını öncesinden, tıpkı tıpkısına bildiriyor. Daha bunun gibi, olayları önceden haber veren biçok yazı okuyacaksınız bu kitapta. O olayları, yazının yayımlanışından sonra yaşamışsak, yazarın bunu nasıl ve nerden bildiği bizi şaşırtabilir. Ama korkunç olanı şudur: Bu kitaptaki kimi yazılarda anlatılanlar dahaca yaşanmamışsa, gerçekleşmemişse, yaşanmış ve gerçekleşmiş olanlara bakarak okurlar, onların da günün birinde yaşanacağını kestirebilirler."
efe-tur
Katliam gibi kaza
2 ŞOFÖR HAYATINI KAYBETTİ
Balıkesir'de Organize Sanayi Bölgesi yolunda Zonguldak'tan İzmir Aliağa'ya giden Kerem Başol yönetimindeki 41 EF 283 plakalı yolcu otobüsü (efe-tur), yoldan çıkarak takla atması sonucu devrildi. Dün akşam 18.00'de Zonguldak'tan kalkan otobüste ölen ve yaralananların isimleri şuana kadar açıklanmadı. İlk belirlemelere göre sabah saat 06.00 sularında meydana gelen trafik kazasında otobüste seyahat eden yolcuların bir bölümünün yol güzergahından bindiği bildirildi.
OTOBÜSTE 32 KİŞİ VARDI
Balıkesir'de Organize Sanayi Bölgesi çevre yolunda Edremit istikametine seyir halinde olan Kerem Başol yönetimindeki 41 EF 283 plakalı yolcu otobüsü, yoldan çıkarak takla atması sonucu devrildi. 14 kişinin hayatını kaybettiği, 18 kişinin yaralandığı kazada şoför Kerem Başol ile ikinci sürücü Cengiz Umut hayatını kaybetti. Otobüste toplam 32 kişinin olduğu öğrenildi.
40 METRE FREN İZİ
Kaza yerinde yapılan ilk incelemede yolcu otobüsünün 95 kilometre hızla viraja girdiği, yaklaşık 40 metrelik fren izi olduğu tespit edildi. Jandarmanın olay yeri incelemesinin ardından yolcu otobüsü vinç ile kaldırılacak. Yolcuların etrafa saçılan eşyaları da ekipler tarafından toplanıyor.
Gazete Duvar
Yanlış bilgi yangını: Kızılçam Marshall Planı’yla gelmedi, ABD kurulmadan önce de vardı
İnsan girişi engellenirse ormanlar korunabilir.
Tuncay Neyişçi: Bu çalışmaz. Çünkü siz orman içerisinde maden ocağı, taşocağı, HES, JES gibi yapılara o kadar çok ruhsat vermişsiniz ki... Bu oran sivil toplum örgütlerine göre yüzde 60, bana göre ise yüzde 80’den az değildir. Ormanların içerisinde ruhsat verilmemiş avuç içi kadar yer bulamazsınız. Bu da ormanın içerisine zaten bir sürü insanın ve büyük araçların girmesine de izin verdiğiniz anlamına gelir. Bunların hepsinin eğitimli olması lazım.














































